_felsefe_
idea yayýnevi_

10) Ýnsan ve Deðiþim
11) Türe
12) Çirkin
13) Deðersizlik
14) Bouguereau
15) DUYARLIK (I)
16) Nazi Güzellik Ýdeali
17) DUYGU (II)
18) Hegel: Ansiklopedi
19) Mevlana
20) Hegel: Felsefe
21) Panteizm ve Gizemcilik
22) Aristoteles
23) DÜÞÜNCE (
III)
24) Usun Deliliði
25) Despot
26) Tarih


Usun Bütünü: Güzellik, Ýyilik, Gerçeklik
Aziz Yardýmlý



Bu çalýþma Evrensel Ýnsan Duyarlýðýnýn, Duygusunun ve Düþüncesinin anlatýmlarý üzerine bir araþtýrma giriþimidir.








Das Ewig-Weibliche
Zieht uns hinan.


UYGARLIK
Thales, Herakleitos, Platon, Aristoteles, Descartes
Spinoza, Galileo, Mevlana, Maxwell, Schiller
Schrödinger, Weber, Goethe, Hegel, Freud





Yalnýzca Gerçekliði deðil ama Yanlýþlýðý da, yalnýzca Ýyiliði deðil ama Kötülüðü de, yalnýzca Güzelliði deðil ama Çirkinliði de tam açýnýmý içinde konu alan bir araþtýrma usun bakýþ açýsýndan insan bilincinin alabileceði olanaklý tüm þekillerin bir çözümlemesidir.

Bu bir varoluþçuluk oyunu ya da bir tarihsel özdekçilik komplosu deðildir.

Postmodern-nihilist mýzmýzlýk deðildir.

Pozitif bilim ya da akademik ‘felsefecilik’ de deðildir.

Keyfi bir dünya görüþü üretme sorunu ise hiç deðildir.

Felsefedir.

Ýdealizmdir.

Böyle bir çözümleme ancak Usun Saltýk Bakýþ Açýsýndan yapýlabilir.


1) Saltýk Bakýþ Açýsý


Saltýk bakýþ açýsý —
Güzelliðin bakýþ açýsýdýr: Çirkinliði yadsýr.
Sevginin bakýþ açýsýdýr: Nefreti yadsýr.
Gerçekliðin bakýþ açýsýdýr: Yanlýþlýðý yadsýr.

‘Saltýk Bakýþ Açýsý’ göreli olmayan,
þu ya da bu koþula, duruma, eðilime, özence vb. göre ileri sürülmeyen,
tersine yalnýzca olguyu onun kavramýna göre anlayan, kendi mantýðýnda olgunun mantýðýný yeniden-kuran bakýþ açýsýdýr.
Usun bakýþ açýsýdýr.
Gerçekliðin bakýþ açýsýdýr.
Ýdeanýn bakýþ açýsýdýr.
Yalýndýr. Durudur. Nesneldir.

Gerçeklik bir öcü deðildir.
Ne de bilinemeyecek insan-üstü birþeydir.
Ýnsandan sonsuza dek kaçan utangaç ya da kýskanç bir ‘öte yan’ da deðildir.
Tam tersine, ilkin içinde yaþadýðýmýz dünyanýn kendisidir, ve sonra onun usumuza boyun eðmeye, tam olarak anlaþýlmaya, ve gizlediði olanaklarýn kavranmasý ölçüsünde deðiþmeye hazýr törel doðasýdýr.
Gerçeklik insana özü denli yakýndýr.

Boþ kafalarda etkili olan kuþkucu Kant’ýn aptallaþtýrýcý týlsýmýný ciddiye almamalýyýz.
Felsefeyi düþüncesiz bir dil oyununa, Gerçekliði bir terminoloji þýmarýklýðýna indirgeyen zavallý entelin ývýr zývýrýný küçümsemeliyiz.
Kofluðun tuzaðýna düþmemeliyiz.



En soysuz kuþkucu bile Gerçeklikten vazgeçemez.
Hiçbir zaman sonuna dek göreci deðildir, hiçbir zaman deðere bütünüyle ilgisiz deðildir.

‘Gerçeklik,’ tüm kavramlar gibi, salt kendi baþýna alýndýðýnda, anlamsýzlaþýr, ve doðal bilincin mantýksal toyluðundan ötürü sonunda her saçma tanýmý kabul etmeye uygun bir sözcük, bir tasarým olur. Ýnsanlar sözcüðün kendisinin bir gizlilik, bir giz ya da bir gizem kapsadýðýný, ve sonunda böyle içeriðin belli usdýþý yöntemler yoluyla olmanýn dýþýnda bilinemeyeceðini, ya da ne olursa olsun insan düþüncesinin eriþemeyeceði birþey olduðunu düþünmeye baþlarlar.
Varlýðý ve Düþünceyi ayýrýrlar.

Bu analitik fobiyi bir yana atmalýyýz.

Yalnýzca Gerçeklik kavramý deðil ama hiçbir kavram böyle yalýtýlmýþlýk içinde anlaþýlamaz.
Yalýn bir nedenle, çünkü hiçbir kavram bir soyutlama deðildir.
Gerçeklik boþ bir anlatým deðil ama ilkin belirli bir içeriðin gerçekliðidir.
Ve felsefe bu içeriðin kavramdan baþka birþey olmadýðýný,
Gerçekliðin kavramýn kavramla iletiþimi olduðunu gösterir.

Bu düzeye dek, gerçekliði öznel tasarýmýn nesnel içerikle baðdaþmasý, uyumu vb. olarak kabul eden tanýmýn çok aydýnlatýcý olmadýðýný kolayca görebiliriz. Bu yetersizlikler bizi soyutlanmýþ bir ‘gerçeklik’ sözcüðü üzerinde dönüp durmayý bir yana býrakmaya, usun kendi doðasýný, kavramýn eytiþimini öðrenme isteðine götürmelidir.

Bouguereau, ‘Çoban Kýzý,’ ayrýntý




1) Felsefe ya gerçekliktir, ve gerçeklik olarak insanlýðýn bilincinin kazanabileceði en yüksek, ideal, anlamlý, deðerli biricik biçimin anlatýmýdýr, ve böyleyken hiçbirþey karþýsýnda hiçbir zaman ve hiçbir durumda ikincil deðildir.

2) Ya da gerçeklik diye birþey yoktur, insanýn düþüncesi önemsiz, beceriksiz, yeteneksiz bir yetidir, ve o zaman herþey ‘metin’dir, ‘göreli’dir, ‘anlamsýz’dýr. Ve o zaman ‘herþey geçerlidir.’

Bu ikircimin çözümünü keyfi düþüncelerin üzerinde ve ötesinde, felsefenin kendi alanýnda üretmeliyiz. Eðer insan varoluþuna, kendi varoluþumuza bir anlam vermeyi istiyorsak (giderek bunun anlamsýz bir anlam olup olmadýðýný anlamayý bile istiyorsak), o zaman baþlangýçta salt içgüdüsel, salt duygusal, salt öznel bile olsa, böyle yalýn bir istek bizi usun araþtýrmasýna güdülemek için yeterli olmalýdýr.

‘‘Sorgulanmayan bir yaþam yaþamaya deðmezdir.’’

2) Felsefe Tarihinin Anlamý


Modern kitle toplumunun, bu kendinden geçmiþ tüketim kalabalýðýnýn insaný ruhsuzlaþtýrdýðý, ondan düþüncesini, düþlerini, ideallerini kolayca çalýverdiði bir zamanda, böyle bir araþtýrma, böyle bir sorgulama gereksiniminin kendisi ancak Felsefe Tarihi tarafýndan güdülendirilebilir — akademik ‘felsefe tarihleri’ tarafýndan deðil ama bu edimsel tarihin kendisi tarafýndan, Platon’dan Hegel’e idealizm tarafýndan.

Felsefeden, Ýdealizmden soyutlanan bilinç anlama gereksiniminde olduðunu göremez.
Ýnsan olmak için þimdi olduðu herþeyden daha çoðu olmayý baþarmasý gerektiðini göremez. Baþtan sona anlamsýz bir þey olarak, bir saçmalýk olarak varolur, varlýðýný yokluðundan en küçük bir yolda ayýrmayan bir dünyada sönüp gider.

Felsefeye, Ýdealizme, insanýn bu en soylu, en deðerli bilimine bir akademik þarlatanlýk görevini vermeyi baþarmýþ bir çaðdaþlýkta,
insaný salt özdekselin terimlerine tutsak eden ve ondaki tinselliðin son parçalarýný da silip atmaya çalýþan bir toplumsal yapýda,
böyle deðer yoksulu, anlam yoksulu bir varoluþta,
gerçekliðin en önemsiz, en gereksiz, en kolay vazgeçilebilir bir soruna indirgendiði bir zamanda,
böyle bir zamanda Felsefe ile karþýlaþmak, ve onunla onun gerçek deðerinin görülebileceði bir yolda karþýlaþmak —
— bu kiþinin saltýk olarak yaþamdaki en büyük þansýdýr.

Her ussal insan çabasý durumunda olduðu gibi, Felsefede de bizi önceleyen sürecin elmas birikimi daha öte ilerlemenin vazgeçilmez koþuludur.
Her ussal insan çabasý durumunda olduðu gibi, Felsefede de þimdiyi önceleyen sürecin bilinci onu izleyecek olan geliþmenin güdüsüdür.
Ve baþka hiçbir ussal insan çabasý örneðinde olmadýðý gibi, Felsefe insana dýþsal olan bir hedefi deðil ama onun en iç kendisinin, ussal ve ruhsal doðasýnýn eksiksiz olarak büyümesini amaçlar.


Bunun için yaþam üzerine, varoluþ üzerine yalnýzca özgür uslarýyla düþünen, herþeyin hesabýný yalnýzca düþüncenin gücüyle görmeyi isteyen insanlarýn çalýþmalarýndan yararlanmayý isteriz.
Çünkü onlarýn uslarý bizim de usumuzdur.
Bize sunduklarý þey insan bilgeliðine dönüþtürülmüþ Zamandýr. Bir ve ayný Us tarafýndan, bizim Usumuz tarafýndan tüm çaðlar boyunca ve salt bizim kendimiz için sürdürülen araþtýrmadýr.

Bu düzeye dek, araþtýrmamýz ancak Felsefe Tarihinin kendisine dayanarak, ussalcý bilgelerin o koþulsuzca Ýdealist giriþimlerine yine Usun kendisinin bakýþ açýsýndan güvenmeyi öðrenerek, ona deðer vererek, onu beyin ve yüreðin birliði ile doðrulayarak yerine getirilebilir.

Usun bu araþtýrmasý Usun kendisini eksiksiz doðasý içinde kavramayý,
insan karakterinde tam geliþimin ne olduðunu,
duyarlýk, duygu ve düþüncesinde bütün ve uyumlu insanýn nasýl birþey olduðunu anlamayý amaçlar.

Ve tüm usumuz ve tüm yüreðimizle göreceðiz ki anlamak gerçekleþtirmektir.

3) Anlamak ve Yaþamak


Böyle bir bilinç ideali, usun bu tam ve gerçek biçimi varolmanýn saltýk hakkýný ve gücünü taþýr: Bir kez kavrandýðýnda, kaðýt üzerinde, koltuk üzerinde, kitap sayfasýnda kalamaz. Bir kez öðrenildiðinde, unutmayý saltýk olarak küçümser, kendini Yaþama çevirir, ve Yaþamý gerçekliðe doðru þekillendirir. Yaþamýn kendisinin Yaþamýn kavramýna uygun olmasýný hedefler.
Ýdealin kendisini üretir.

Usun bu düþünme ve davranma çabasýný üstlenmedikçe, insan ve insanlýk için hiçbir kurtuluþ, hiçbir özgürlük, hiçbir mutluluk olanaðý yoktur. Yalnýzca aptallýk ve karaktersizlik, bilgisizlik ve türesizlik, nihilizm ve sadizm vardýr. Yalnýzca boþ sözler ve boþ eylemler, yalan ve kendini aldatma vardýr. Yiten düþünceler, yiten insan deðeri ve anlamý, yiten Zaman vardýr.

Özgürlük kendi özü üzerine bilinçsizliðin bir ürünü olmamalýdýr.
Özgürlük bir dýþsallýðýn armaðaný da olmamalýdýr.

Böyle dýþsal, altyapýsal, çevresel vb. belirlenimli özgürlük gerçekte baðýmlýlýktýr.

Evrende Kötülüðün Varlýðý dediðimiz þey yalnýzca ve yalnýzca o yiten Zamandýr.
Salt acý veren deneyimler, hiçbir þey öðretmeyen Tarihsel Dersler, giderek mýzmýz karakterlerde yaþamýn kendisinin bile anlamsýz ve saçma görülmesine götüren yanýlgýlar insanlýðýn büyüme, geliþme, eðitim sürecinin bütünüyle gereksiz yaný olarak görünürler.
Ýnsanlýk niçin acý içersinden, kötülük içersinden büyümeye belirlenmiþ olsun?

Niçin insanýn kendini geliþtirmesi, kendi gizilliðini tam edimselliðe yükseltmesi, Özgürlüðünü en eksiksiz biçiminde Yaþamýn kendisi yapmasý zorunlu olarak acý ve kötülük yoluyla, yitiþ ve tükeniþ yoluyla olsun?

Geliþmenin kendisi geliþmemiþliði imler, ve eksikten eksiksize giden yol zorunlu olarak kötün olanýn, ilkel olanýn, doðal olanýn kýpýlarýndan geçer.

4) Usun Açýnýmý


Bu süreçte, Us olanaklý tüm biçimlerini üretmeli,
kendini her ilkesinde, her boyutunda, her yönünde tam olarak tanýyýncaya dek açýndýrmalýdýr.
Bu açýnýmýn ancak bir yönü, ancak özgürlüðü büyüten ve bu ereðini kavrayan yönü ilerlemenin yönüdür.
Geri kalaný gereksizlikten, boþ yere yitirilenden, usdýþý dediðimiz þeyden baþkasý deðildir. Ereðe yönelmemiþ olan erekte saklanmayacak olan, unutulacak olan, varoluþtan silinecek olan sonlunun yönsüzlüðünden baþkasý deðildir.

Us düþüncenin ve eylemin alanýnda büyür. Büyümesi kendi gerçek, özgür, tam biçimine doðru, Ereðine doðru ilerlemesidir. Büyümeden olgunlaþmamalý, deðiþime, geliþime, devrime, yitiþ yoluyla dönüþüme açýk kalmalýdýr. Bireyselde olduðu gibi Evrenselde de kendini yadsýma, ortadan kalkma, Tarih Olma yeteneðini yitirmemelidir. Eskiyebilmeli, bir Çin gibi, bir Hindistan gibi her zaman görgül olarak yeni kalmamalýdýr. Ereðe ilerleyen süreçte bir halka olabilmelidir. Tüm tarihsel anlamý, deðeri, önemi yitebilmesine, tarih olabilmesine baðlýdýr.

Gizil olan edimsel olabileceði için gizildir.
Kendinde olan kendi için olabileceði düzeye dek bir gizilliktir.

Tin düþünür, ve ancak düþünebildiði denlisini, ancak varoluþunun o kýpýsýnda, o biçiminde kendi kaynaklarýndan çýkarsayabildiði denlisini edimselleþtirir. Tin soyut düþüncesinde ve somut yaþamýnda yalnýzca onun kendisine ait olan iyi ve kötü, gerçek ve yanlýþ, güzel ve çirkin tüm tonlarýný sergilemeli, hiçbir öðesini gizli, tanýnmamýþ, yaþanmamýþ býrakmamalýdýr.

Tin kendini ancak kendini bütünlüðü içinde yaþama geçirdiði, tüm içeriðini bir Deneyim olarak yaþadýðý, bir Görüngü olarak algýladýðý sürece kavrayabilir. Kendini bilmek için kendini gerçekleþtirmeli, tüm içeriðini kendi belirli biçimleri ile donatmalýdýr.

Gene de kendini bilmek kendine þu ya da bu görüngünün biçimini vermekten,
böylece geçici bilinç biçimlerini üstlenmekten bütünüyle baþka birþeydir. Görüngü bütün deðildir, sonlu bir geliþmenin anlatýmýdýr, özel bir kavramlar bireþimidir, ve baþka türlü de olabilir. Bir görüngü olarak kendinin bilinci, bu özbilinç raslantýsaldýr. Ve kendimizi raslantýnýn, þansýn, olumsalýn ve olasýnýn eline býrakamayýz.
Bu insan deðerine, insan gerçekliðine, varoluþun anlamýna yakýþmaz.
Bilinç Gerçeklik olmalý, Bilgi ile bir olmalýdýr. Ama bu süreç varoluþçunun olanaklar tablosun karþýsýnda yerine getirilecek bir seçme ediminden baþka birþeydir.

Bu Erek doðal usun da istemidir.
Hiçbir insan kendi için yanlýþ, yetersiz, dýþsal belirlenimi doðrulamaz. Eksiksiz gerçekliði ister. Burada doðal bilinç bilgi uðruna bilgiye, felsefeye uzanýr, onu yaratýr, evrenin bilgisiz bir varlýðý olmaya son verme, kendi saltýk deðerini tanýtlama iþine giriþir.

Felsefenin tek bir varsayýmý vardýr: Gerçeklik. Ya da — Us, Ýdea.
Ve bu belitten, bu sayýltýdan yola çýkmasýna karþýn, onun baþlangýçtaki kuþkulu doðasýný ortadan kaldýrýr, gerçekliðin sezgisini gerçekliðin bilgisine yükseltir.

1) Us ya da Tin a prioridir, bir gizillik, bir geliþim gücüdür.
2) Us ya da Tin kendini dýþlaþtýrýr (güç erkeye dönüþtüðü için güçtür),
3) ve ancak bu kendi dýþlaþmasýndan kendi içine yansýyarak, kendi karþýtýnda kendini algýlayarak kendini bilebilir.



Bu dýþlaþma, bu beliriþ ya da deneyim onun keyfi eylemi deðildir.
Tersine, yalnýzca felsefi bilgi tarafýndan tanýtlandýðý gibi, kendi iç doðasýnýn zorunluðudur. En sapýk biçimlerinde bile, en usdýþý, en özençli görüngülerinde bile belirli bir mantýksal zorunluðun anlatýmýdýr. Tin — iyi ya da kötü — dünyasýný ancak henüz üretebildiði kavramlarýyla, ancak ruhunda belirlenen duygularýyla biçimlendirebilir.
Tarih bu içsel tözün edimselliðe dökülüþüdür.
Onu kendisi belirler, onun süreci onun kendi iç yasalarýnýn sürecidir.
Ona kavramlarýný ve duygularýný herhangi bir dýþsallýk baðýþlamaz. Tersine, o kendi kavram ve duygularýyla dýþ dünyasýný bir insan dünyasý, bir yaþantý dünyasý yapar. Tin-Nous-Us ancak onda olaný ortaya serebilir. Ekin/Kültür Tinin Doðanýn üstünde ve ötesinde kapsadýðý tüm içeriðin varoluþa dökülüþüdür.
Ve Tin kendini eksiksizliðine dek açýndýrma, biçimlendirme devimidir.

Niçin yalnýzca dinginlik olmasýn? Ya da: Niçin yalnýzca yokluk olmasýn?
Tin, us, idea, düþünce, anlak — ya da ne dersek diyelim — niçin devinmek, açýnmak, geliþmek zorunda olsun? Niçin bir ‘Ýlk Devindirici’ ya da daha doðrusu Devimin Kendisi olsun?

Bu Varlýðýn tansýðý, ya da eytiþimidir.
Çünkü Yokluðun kendisi de Varlýktan payýný alýr, varolmaksýzýn olamaz, tüm Yokluðu ile yalnýzca bir Varlýk kipidir.
Çünkü dinginliðin kendisi olanaðýný karþýtýnda bulur, saltýk olarak devime baðýmlýdýr.
Ýster sonsuz fiziksel uzayda olsun, ister sonsuz tinsel uzayda, devimsizlik olanaksýzdýr.
Özdeksel devim Zamandýr.
Ekinsel devim Zamandýr.

Yukarýdaki sorunun kendisi yanlýþtýr.
Ya da eytiþimini gizleyen çözümlemeci biçimde koyulmuþtur.
Ya da, yanýtý kendi eytiþiminde yatar.

Gizillik kendini edimselleþtireceði için gizilliktir.
Geliþme bir gücün ortaya dökülüþü olduðu için geliþmedir.
Eðer Geliþim, Ýlerleme, Açýným sözcüðünü kullanýyorsak, ne dediðimizi bilmek zorundayýz.

Us gizli bir geliþim gücüdür, bir gizilgüçtür.
Kendinde salt kendi-için de olacaðý için öyledir.
Us geliþmelidir. Geliþmesi öz-gürlüðü, öz-açýnýmý, öz-geliþimidir.
Engellenmesi, baskýlanmasý, durdurulmasý anlamsýzdýr, saçmadýr, acýdýr.
Daha yüksek bir eksiksizlik düzeyine geçmesi hazdýr.
Yaþamý bir dinginlik, bir boyuneðiþ olarak, varolaný bir olumlama olarak, sessiz bir kabullenim olarak gören, eksik olanla, yetersiz olanla, kötü olanla çatýþmayan bilincin varoluþunun gerçekten de hiçbir Deðeri, hiçbir Anlamý yoktur. Böyle bilinç daha þimdiden nihilisttir, daha þimdiden varoluþçudur, tinsel duruluðu ve geliþimi ve anlamý istemez ama anlamsýz olana, deðersiz olana, usdýþý olana, usun daha þimdiden terkettiði þeye baðýmlý kalýr, bir köleliktir. Varoluþunun olanaðý daha çoðunu anlamasýný saðlayacak kavramlarýný köreltmiþ olmasýdýr.

Nihilist, göreci, varoluþçu, postmodernist —,
tüm bu kuþkucu bilinç posalarý var olaný devirmeyi, kötü olaný yadsýmayý, Gerçek, Güzel ve Türeli olaný doðrulamayý bilmedikleri için nihilist, göreci vb.dir. Düþünemezler. Usdýþýna, Saçmaya sözde baþkaldýrýlarýnýn kendisinde Usdýþýna, Saçmaya katýlýrlar.

5) Sonsuzluk


Usun gizilliðini açýndýrma düzeyinin ‘sonlu’ olduðunu
düþünmek için hiçbir nedenimiz yoktur. Çünkü —
bir yandan, Sonsuzluk her zaman sonluda kalan nicel, sayýsal, boyutsal bir yalancý ilerleme deðildir;

öte yandan, Sonsuzluk eriþilemeyecek denli insanüstü, yüce, baþka herþeyden üstün ve ayrýcalýklý bir kavram da deðildir. Baþka her kavram gibi, o da soyutlandýðýnda bir canavara, anlaþýlmaz bir öcüye dönüþür. Somut olarak, her zaman elimizin altýnda, yüreðimizin içinde, ve usumuzun kavrayýþýndadýr.

Sonsuzluk
karþýtýnda tam olarak kendinde olmaktýr,
baþkada yalnýzca ve yalnýzca kendini bulmaktýr.

Bu kavramsal gerçekliðin insan için anlamý insan dünyasýnýn bütünüyle insanýn özsel kavramlarýna karþýlýk düþmesi, tüm insansal a priorinin yaþamýn, varoluþun kendi belirlenimi ile bir olmasýdýr.

Bouguereau, ‘Giz,’ ayrýntý



Mantýk:
Sonsuzluk —, bir mitolojiye yükseltilen bu yalýn ve sevimli kavram,
kavramsýz bir matematiðin umutsuz olarak savaþtýðý bu Nitelik,
göreci bir fiziðin kafasýný karýþtýran bu Saltýk,
bu yalýn kavram da gerçekte salt kendisi ile iliþkili deðil,
herþeyden yalýtýlmýþ bir analitik uydurma deðildir.
Sonsuzluk iliþkilidir.
Ve böylelikle doðrudan doðruya sonludur.

Ýliþkisi hiç kuþkusuz ilkin en ona yakýn olan kavramla,
kendi karþýtý ile, sonlunun kavramý iledir. Kavramýn sözel ileticisi — SONsuz —, sözcüðün kendisi bir olumsuzlama eki ile bunu anlatýr. Ve gerçekte bu iliþkinin kendisi dolaysýzca sonsuzun sýnýrýný oluþturur, onu sonluya baðlar.
Ama dilsel çözümlemeden daha iyisini yapmalýyýz.

Sonsuzluk karþýtýnda kendinde olmaktýr.
1) Birþey baþka birþey tarafýndan sýnýrlandýðý için sonludur (baþkasý=sonluluk);
2) böylece sonsuzluk ilkin baþkasýnýn saltýk dýþlanmasý olarak görünür;
3) ama bu dýþlamanýn kendisi sonluluðun kabulünden baþka birþey deðildir; salt kendinde olan her zaman salt kendisinde kaldýðý ve baþkasýný dýþladýðý için hiçbir zaman sonsuzluk olamaz (sonsuza uzayan bir çizgi her zaman sonludur);
4) sonsuzluk böylece saltýk olarak baþkasýndan kurtulmayý baþaramaz; gerçekte, tam tersine, böyle birþeyi yapmamalý, kendi karþýtýndan kesinlikle vazgeçmemelidir; sonsuzluk zorunlu olarak, mantýksal olarak baþkalýk kategorisi ister, onsuz yapamaz;
5) ‘baþkalýk=sýnýr’ vardýr, ve sonsuzluk da varolmalýdýr: buna göre, sonsuzluðun gerçek sonsuzluk olmasý ancak ve ancak birþeyin baþkasýnýn eþit ölçüde o birþeyin kendisi olmasý ile, birþeyin baþkasýnda o denli de kendisinde kalmasý ile mantýksal, anlaþýlýr, ve olanaklýdýr.

Sonsuzluk o denli de sonludur.
Bir tümlev iþlevinde yayýn altýndaki alan sonsuz sayýda sonsuz ölçüde küçük diktörtgene bölünür. Bunda gerçek Sonusuzun kendisi önümüzdedir; ve gene de bu sonsuzluðun kendisi sonlu bir alandýr. Ya da, örneðin Ö2 ya da 21/2 sonlu sayýsýnýn vb. kökü sonsuz bir dizi verir. Bu sonsuzluðun kendisi belirli bir nicelikte sonlanýr.

Tüm kavramlar karþýtlarýn birliði, ve böylece sonsuzdurlar.
Sonsuzluk hiçbir biçimde bir Nicelik deðildir; yalýn bir nedenle, çünkü her nicelik sonludur.
(Daha baþka irdelemeler: Spinoza, Törebilim’de ‘Nicelik’ üzerine pasaj; Hegel (Ans. § 93 ss), Newton, Principia (Lemma 11), ayrýca Aleksandre Koyre’nin Sonlu Dünyadan Sonsuz Evrene baþlýklý çalýþmasýnda aktardýðý örnekler. Ýrrasyonalist kafa yapýsýnýn Sonsuzluk/Süreklilik kavramýnýn hakkýndan nasýl geldiðini görmek için, bkz. Einstein, Özel ve Genel Görelilik Kuramlarý, David Hume, Ýnsan Doðasý Üzerine Bir Ýnceleme., ve Hilbert’in geometrik sabuklamalarý)


6) Törellik


Týpký kuramsal bilginin ‘var’ olanýn bilgisi olduðu ölçüde bilgi olmasý gibi, ve ancak ve ancak ‘var’ olanýn bilgisi olduðu ölçüde ‘gerçek’ olmasý gibi, insandaki Törel Bilgi ya da Kýlgýsal Bilinç de gerçekliðini tanýtlamak için varlýk ile ilgisini göstermelidir. Bunu Eylemin kendisinde, insan Edimselliðinde yapar. Edimselleþen herþey insanýn doðru olarak anlayabildiði, iyi olarak bildiði, türeli olarak kabul ettiðidir — üstelik her zaman kendinde doðru, iyi ve türeli olmasa da. Törellik her durumda insan için deðerli ve anlamlý olanýn yaþama geçiþidir — üstelik kendinde deðerli ve anlamlý olmasa da.

Edimsellik kavramýnýn kendisi bir Gizilliðin edime çevrilmiþ olduðunu anlatýr. Ve bu gizilliðin türe ideali olmasý ölçüsünde, edimselleþme süreci insanýn türel büyümesi anlamýna gelir.

Tüm uslamlamalarda yalnýzca ve yalnýzca kavramýn yalýn mantýðýný izlemeli,
onun kendi nesnelliðini açýnmaya býrakmalý, ona dýþardan hiçbirþey katmamalýyýz.
Önemli olan kiþisel görüþlerimiz, eðilimlerimiz, önyargýlarýmýz deðildir.
Tersine, bunlar gerçekliði kavramamýzýn, nesnel araþtýrmalar yapmamýzýn,
genel olarak öðrenmemizin önünde duran baþlýca, aslýnda biricik engellerdir.
Çünkü bize, özgür usumuza ait deðildirler.
Tarihsel, ekinsel, toplumsal olarak belirlenmiþ,
ve benliklerimize bizim kendi onayýmýz olmaksýzýn yüklenmiþlerdir.
Böyleyken gerçeklik deðerini deðil ama yalnýzca kuþkuyu hakederler.
Her doðal bilinci, her benliði dolduran kaotik, dýþsal, raslantýsal içeriðin bir parçasýdýrlar.

Oysa bilincimiz yalnýzca gerçekliðe deðerdir. Onun böyle ývýr zývýrla doldurulmasýna izin vermemiz olanaksýzdýr. Gerçeklik birdir. Ama gerçekliðe almaþýklar sonsuz, ve her biri birbirinden deðersizdir.

Ýlerlemesini barbarlýða bir gerileme ile birleþtiren
sözde bir uygarlýðýn insan benliklerindeki baþlýca eylemini,
insan ruhlarýnda yol açtýðý ölçüsüz yýkýmlarý düzeltebilmek için
biricik yöntemimiz usun kendi yöntemidir.
Biricik kurtuluþumuz onu özgürce, korkusuzca, bilgece kullanmayý öðrenmektir.
Böyle eksiksiz bir uslamlama giriþimi söz konusu olduðunda,
dil ve düþünce arasýndaki iliþki sonsuz önem kazanýr.
Ve bu iliþkide anadilin arýlýðýnýn önemi bir kat daha artar.

7) Karakter ve
Kuþkuculuk


‘‘Ýnsanlýðýn eðri tahtasýndan doðru hiçbirþey yapýlamaz.’’ —
Immanuel Kant, Salt Us Sýnýrlarý Ýçersinde Din.

Bir kuþkucunun baþka bir vargýya ulaþmasý mantýksal olarak olanaksýzdýr.

Ama Kant mantýktan hiçbirþey anlamaz. Onda us kendinin bilincinde olmaksýzýn iþler. Kuþkucunun dediði gibi, tutkularýn denetimi altýndadýr.

Kant kuþkulu bir usun temeli üzerine bir özgürlük kuramý oturttuðuna inanýr.
Göreli olan üzerine bir saltýk deðerler alaný kurmasýna izin verilmesini ister.
Çünkü,
der,
kuramsal ve kýlgýsal uslarýn ayrý ayrý deðerleri, ayrý ayrý yasalarý vardýr.
Yukardaki yýldýzlý göklerden baþka bir de içindeki moral yasaya deðer verdiðini söyler.
Buna saygý duymalýyýz.
Ama
bu vargýnýn kiþisel bir görüþ olduðunu, ‘felsefe’sinden çýkan bir vargý olmadýðýný,
aslýnda sözde ‘felsefesinin’ dosdoðru nihilizme anlatým verdiðini de görürüz.
Ve alýntýnýn gösterdiði gibi, bu karanlýk vargýyý kendisi en anlaþýlýr sözlerle anlatýr.
Kuþkuculuk hiçbir törelliðe izin vermez.
Tersine, töresizliðin bir baþka adýdýr.

8) Arý Dil


Burada kullandýðýmýz arý ya da öz sözcükler,
dilin kendi öz kaynaklarýndan türetilen
bu biçimler — Usun Türk anadilinde kazandýðý biçimler — Dil ve Us
arasýndaki baðýntýyý yabancý sözcüklerden
çok daha doðrudan,
çok daha açýk
ve çoðu kez hiçbir tanýmý gerektirmeden gösterirler.

Ve ilkin hepimizde belli bir yadýrgamaya yol açsalar
ve belli bir güçlüðe neden oluyor görünseler de,
sorun anlaþýlmalarýnýn güçlüðü deðildir.
Tam tersine, anlaþýlmalarý saltýk olarak daha kolaydýr.
Kim ‘görüngü’ sözcüðünün ‘fenomen’den daha az anlaþýlýr olduðunu söyleyebilir?
Ya da ‘kýpý’ sözcüðünün ‘moment’ sözcüðünden?
Kim kendi dil ortamýnda pekala güzel olmasýna karþýn
Türkçe’nin ses uyumuna en küçük bir uyum gösteremeyen
‘fiiliyat’ sözcüðünün anlaþýlýr, ama ‘edimsellik’ sözcüðünün anlaþýlmaz
olduðunu söyleyebilir — ‘bilinç ve þuur’dan söz edenlerden baþka?
Bu durum doðal usun kavramýný onun kendisinden gizleyen
her yabancý kökenli sözcük için böyledir.
Ve felsefeye yeni baþlayanlarýmýz durumunda yabancý sözcükleri
onlarla ilgisiz kavramlara baðlama yanýlgýsýna düþme olasýlýðý yüksek olduðu için,
dilde arýlýk iki kat önemlidir.

Yeni sözcüklerin yarattýðý güçlüðün nedeni
bunlarýn daha önce yabancý sözcüðe baðlý tasarýmlarý,
ilgisiz çaðrýþýmlarý uzaklaþtýrmalarýna,
yerlerinin yalnýzca kavrama baðlý gerçek anlam tarafýndan alýnmasýna,
ve düþüncede bu düzeltme iþleminin gerektirdiði çabaya baðlýdýr.
Ama DEÐÝÞÝM ve GELÝÞÝM hiçbir zaman zahmetsiz deðildir.
Bundan yakýnmak ne yaptýðýný bilmemektir.

Arý dile gösterilen psikopatik tepki birinin felsefe ile,
gerçeklik ilgilenmediðini,
tersine yalnýzca þarlatanlýk yapmakla ilgilendiðini gösteren baþlýca ölçüttür.

9) Nefret


Tarzanca: Sözcükler ve Sadizm


Felsefe için,
düþünerek öðrenebilmek için
herþeyden önce NEFRET duygusunun üstesinden gelmeyi baþarmalýyýz.

Bu duygu bize istencimiz dýþýnda dayatýlan modern baskýnýn anlatýmýdýr.
Toplumsal sevgisizliðin anlatýmýdýr.
Soðukkanlý olmalýyýz. Felsefenin bir süreklilik olduðunu, hiçbir bireyin böyle bir bilime sýfýrdan baþlayamayacaðýný görmeliyiz.
Kendimizi o sürekliye býrakmayý göze almalý, idealizme güvenmeyi öðrenmeli, felsefe tarihini tam deðeri içinde anlama çabasýný üstlenmeyi kabul etmeliyiz.
Bunlar bilgelik nefreti ile yapýlamaz.
Bilgelik nefreti ile ancak kuþkuculuk, ancak özdekçilik, ancak pozitivizm ve nihilizm yapýlabilir.

Felsefe bir sevgidir.
Bilgelik sevgisidir.
Bilgelik salt ruhsuz us yoluyla edinilen bilgi ile bir deðildir.
Bu pozitivizmdir, ve en sonunda bilginin kendisinin anlamsýz olduðu sabuklamasýna götürür.
Ýdealizm usun yanýsýra yürek ile de bilmektir,
bilgiyi ve inancý,
usu ve tutkuyu,
kuramý ve kýlgýyý,
olguyu ve deðeri Bir yapmak,
Birleþtirmektir.

Nasýl kaba içgüdüsel tutkudan bütünüyle baþka birþey olan Sevgi ancak gerçek ve güzel Biçimden, (Ýdea ya da Bilgiden) doðarsa, Nefret de bilgisizliðin, gerçeklik yoksunluðunun, ideasýzlýðýn çocuðudur.
Ve nasýl Sevgi bilgiyi, usu, düþünceyi desteklerse, Nefret de düþüncenin gerçek insan deðerlerini üretmesini, onlarý anlamasýný, giderek varlýklarýný doðrulamasýný engeller.

Nefret bilinci týpký Kuþkucu bilinç gibidir: Yoksayýcý, yokedecidir.

Modern nefret bütününde varoluþa yöneliktir—þeylere deðil ama tinselliðin kendisine.
Ve varoluþ modern bilincin kendi kategori ve deðerleri ile ürettiði ve algýladýðý belirlenimdir:
Modern bilinç varoluþunda yalnýzca kendini algýlar. Ama kendisi hiç de algýlanmasý haz veren, onur veren anlamlý ve deðerli birþey deðildir.

Pozitivizmin sonunda bilgi nefretine, nihilizmin sonunda deðer nefretine varmasý raslantýsal deðildir.
Her ikisi de bilgiyi yadsýmalarýnda insaný yadsýrlar.
Her ikisi de anlamý yadýmalarýnda yaþamý yadsýrlar.

Deðer yitimini,
duygu ve duyunç yitimini salt sözel bir tutum olarak, salt yapmacýk bir davranýþ olarak görmemeliyiz.
Bir çaresizliði anlatýrlar.
Korku, ve korkudan doðan Nefret — bunlar nihilizmin ruhsal zeminidir.

 


Çirkinlik, Nefret, Bilgisizlik Tini:
Türk Aydýný


1) Felsefesiz Kuþaklar
Bu ülkede, ona dünya tarihine yeniden katýlmanýn yolunu açan,
ona özgürlük içinde uygarlaþmasý için en küçük bir sýnýr getirmeyen,
tersine sanatýn, inancýn, felsefenin önünden tüm sýnýrlarý
sonuna dek ve sonsuza dek kaldýran

Cumhuriyetin baþýndan bu yana,

pýrýl pýrýl Aydýnlarýmýz tarafýndan

felsefe hiçbir zaman tanýnmadý.
Ve ne fizik, ne müzik, ne de matematik.
Ne yazýn, ne þiir, ne de resim.
Türk entellektüeli kendi türünün en korkak, en mýzmýz, en kýsýr örneði oldu — kendi tarihinden kopuk, dünya tarihinden kopuk.

Cumhuriyetin Aydýn Kuþaklarý yetmiþ yýllýk ekinsel hiçliðin mimarlarý oldular.
Birer ‘felsefeci’ olarak, birer ‘sanatçý’ olarak, birer ‘bilimci’ olarak yaptýklarý herþey yalnýzca yüz kýzartýcýdýr.

Tek bir felsefe çalýþmasý, tek bir roman, tek bir þiir, tek bir müzik üretmeyi baþaramadýlar.
Bu olanaksýzdý.

Nasýl oldu da bu kadar ilkel olabildiler?

Anlamadýklarý þeylere öykündüler.

Sonunda Aydýnlar olarak kendilerine yakýþtýðýný bulduklarý biricik dünya görüþü
insan haklarýnýn temelini dinamitleyen,
uygarlýktan barbarlýða dönüþü öðütleyen
Tarihsel Özdekçilik
oldu.

Ýlkin bir Cunta tutkusuna kapýldýlar. Bu saçmalýðýn kendi imgelemlerinden baþka hiçbir yerde varolmadýðýný gördükleri zaman bu kez insanlýðýn en karanlýk bilinç biçimine,
Tinin en sefil Görüngülerinden birine,
Tarihsel Özdekçiliðe
döndüler ve genç kuþaklara gazete köþelerinden
sýnýf savaþý, iç savaþ, halk savaþý, gerilla savaþý

vb.
yapmalarýný önerdiler.
Aydýnýn en yetenekli olduðu þey nefret ve yokediciliktir.

Yaþam konusunda hiçbirþey bilmeyen,
binlerce, on binlerce genci hapislere, daraðaçlarýna, mezarlara ilkin onlar gönderdiler.

Ekinsel olarak,
bizlere koca bir sýfýr býraktýklarý düzeye dek bu Aydýn kuþaklara minnettarýz.
Bir negatif üretecek yürekleri bile yoktu.
Bir hiçlik ürettiler.

Bu özdekçiler gelecek kuþaklarýn ait olabilecekleri,
parçasý olabilecekleri ve sürdürebilecekleri hiçbir geleneðin oluþmasýna izin vermediler.
Yalnýzca hiçlikte baþarýlý oldular.

Tam olarak Cumhuriyeti kuran o ussal, idealist, yürekli insanýn yaptýðý gibi,
yeni kuþaklar da þimdiyi ve dolasýyla bütün bir geleceði ancak ve ancak
evrensel insanlýk deðerleri
üzerine kurabilirler.
Dünya tarihine kazanýlmalarýnda ulusumuzun da
çok büyük katkýlarda bulunuðu o ideal ilkelerden bir dünya yaratmak zorundayýz.

Bir parçasý olduðumuz Tarihsel Bütünün kendisinde kavranan
Klasik ve Ýdealist deðerlerle yetinmek zorundayýz.
Güzel, Doðru ve Gerçek olandan baþka hiçbirþeye deðer verme þansýmýz yok.

Böyle bir Yazgýnýn direnilmez mantýðýný izleyeceðiz.
Elbette seve seve.

Türkler düþüncesiz, duygusuz, yeteneksiz insanlar deðildiler.
Yalnýzca AYDINLARIN uygarlýk düþmanlýðý gibi kötü bir huylarý vardýr.

Bu tipler (1) Felsefeden-Ýdealizmden dehþete düþerler.
(2) Güzel Sanatlara ‘keyif’ ölçütü ile yaklaþýrlar (en sevdiði þey ‘keyif’tir).
Ve (3) doyasýya Nefret ederler.

Bu özdekçi tip kendi mantýðý gereði tinselliðe bütününde düþmandýr.
Deðilse özdekçi deðildir.
Ne dediðini bilmeyen bir aptaldýr.

Bouguereau, ‘Yazýn (ve Sanat)’
Bouguereau: ‘‘Yazýn (ve Sanat)’’


Felsefesiz toplum sanatsýzdýr,
sevgisizdir,
insan haklarýnýn, özgür istencin, kendi deðerinin bilinçsizidir.

Onyýllardýr
bilgiden ve felsefeden,
idealizmden ve düþüncenin kendisinden nefret eden öyle bir
kuþaklar dizisi yetiþti ki, gerçeklik sevgisini, felsefe sevgisini büyütme çabasýný
ruhlarý nefretten arýndýrma çabasýndan ayrý düþünmek
açýkça düþüncesizlik olurdu.

‘‘Aydýn sýnýf aþýlamayla, yol göstermeyle çoðunluk kütlesini kendi amacýna göre inandýrmayý baþaramayýnca, baþka araçlara baþvurur. Halka baský ve zorbalýk baþlar; halka baskýda bulunmaya kalkar.’’

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Nutuk,’ 1923.

Bu ülkenin aydýný da halkýn içinden deðil ama halka yabancý inançsýz, deðersiz, duyunçsuz bir güç kümesi olarak çýkmýþtýr.
Türk Aydýnýý yaklaþýk olarak iki yüzylý kadar geç kaldý.
Ülkenin tarihinde, ekininde, uygarlaþma sürecinde yaptýðý hasar
bu gecikme ile orantýlý olarak zayýf oldu.


Bildikleri biricik dil yabanýllýk dili olan, zorbalýk dili olan bu özdekçi aydýn kuþaklar þimdi
anamalcýlýðýn hizmetindedirler — eðer kendileri anamalcý olmamýþlarsa.

Böyle özdekselleþmiþ, taþlaþmýþ, metalleþmiþ bilinçler
ilk kez felsefe ile — ÝDEALÝZM ile — karþýlaþtýklarý zaman
hiç kuþkusuz þimdiye dek tanýmadýklarý, bilmedikleri, ve ilkin anlamadýklarý
yeni bir görüngü
karþýsýnda olduklarýný sezdiler.
Özdekçiliðin yýkýmýndan geriye yalnýzca sezgileri kalmýþtý, düþünceleri deðil.
Ve sezgi için felsefe de bir görüngüden baþka birþey deðildir.
Felsefesiz bir ekinin felsefeye saldýrýsý bir zorunluktur.
Dürtüseldir.

Ama idealizmin görevi de tam olarak bu barbarlýðýn hakkýndan gelmekten baþka birþey deðildir. Þeylerin karþýtlarýndan doðmasý gibi, uygarlýk da ancak barbarlýktan doðar.

Böyle bir duygusallýk ortamýnda,
felsefeye kullandýðý arý dil açýsýndan yapýlan saldýrý göstermeliktir.
Saldýrý felsefenin, idealizmin kendisine yöneliktir.

Çirkindir — çünkü çirkinliðin saldýrýsýdýr.
Týpký bir nefret ve bilgisizlik anlatýmý olmasý gibi.


Bu ülkede dili ona verilen barbarca biçimlerden kurtarmak için,
onu ussal, özgür, temiz bir anlatým ortamýna çevirmek için giriþilen tüm çabalara yönelen
sürekli saldýrganlýk da
‘bir saldýrganlýk olarak’
insan doðasýnýn ayný ilksel derinliklerinden doðar.
Bu birkaç ývýr zývýr entelin tepkisi deðildir. Bunun pek bir önemi yoktur çünkü pazar mantýðýnýn bir parçasýdýr.
Bu tepki akademik histeri de deðildir. Bunun da önemi yoktur, ayný nedenle.
Bu tepki özdekçilikten gelir: Bunun önemi vardýr, çünkü bu ideoloji
özgürlük istencini tarihin bildiði en acýmasýz kölelik istencine çevirir, türe için sonsuz özlemi sonsuz bir þiddet anlatýmýna çevirir.
Sevgiyi Nefrete çevirir.

Ýdeoloji için anlamak en zararlý þeydir.
Felsefe için, gerçeklik için anlamak herþeyden önemlidir
çünkü ancak anlayan insan gerçekliðe doðru deðiþir.


2) Çocuksu Barbarlýk
Ýnsan anlamak için, düþünmek için dilini kullanýr.
Ve dil düþünmey
e ne denli özgürlük saðlýyorsa,
kavramý
ne denli doðrudan ve ne denli duru olarak gösteriyorsa,
anlamak o denli kolaylaþýr.

Eðer ‘nihai’ ve ‘son’ sözcüklerinin bile bir ve ayný kavramla ilgili olduklarýný anlama yeteneðinin yittiðini görüyorsak, böyle kafalarýn yeniden insan kafasýna dönüþtürülmesi ilkin ruhlarýnýn kurtarýlmasýný gerektirir. Bu papazlarýn iþidir. Felsefe bu ruhlarý yitik sayar.

Aþkýnsal’ý pek anlamasa da her nasýlsa ‘transzendental’i anlayan böyle kafalarla,
yaþam
ve hayat,
bilinç
ve þuur,
vb.
gibi sözcük çiftlerinin tüm olumsal yananlam ve ilgisiz çaðrýþýmlarýndan ayrý olarak özde
bir ve ayný Kavramý

anlatan simgeler olduklarýný anlama yeteneklerini yitiren kafalarla felsefe yapýlamaz.
Kuþkuculuk yapýlabilir.

Felsefeye, gerçekliðe kazanýlma þanslarýný yitiren kuþaklar bugün yalnýzca düþünce hastalýklarýný yeni kuþaklara da bulaþtýrmaya çabalamaktan baþka hiçbirþeyde doyum bulamazlar.
Eðer nerede olursa olsun geliþmenin önüne dikilen engel, direnç, tutuculuk, gericilik diye birþey varsa, bu karanlýk güç bu özdekçilikten, bu düþünce nefretinden baþkasý deðildir.


3) Ýlgi
Kavrama gerçek anlamýný, gerçek gücünü daha kolay
kazandýran yeni sözcüklere düþmanlýk, birkaç sözcükle baþetmeyi bile baþaramayan mýzmýzlýðýn sadizm ve mazoþizm arasýnda oynayan tepkisi insanýn ussal büyüme sürecine bir asalak olarak yapýþan iþlevsiz-idealsiz özdekçi entelin kendini anlatma yollarýndan biridir.

Baþka her saðduyu etkinliði durumunda olduðu gibi, felsefenin de bu özdekçi, bu kaygýsýz tiple, bu pozitivist-nihilist us hurdasý ile hiçbir iþi, hiçbir ilgisi yoktur.
Olumsuz bir ilgisi bile yoktur.

Bir ilgi herþeyden önce karþýsýnda ussal, düþünebilen, saðduyuya açýk bir bilinci varsayar. Ama bu yetenek kendi kafasýndaki düþünceye, kavrama, kendi tinselliðine bile kuþkuyla, giderek endiþeyle bakan özdekçide olmayan birþeydir.
Salt duygusal, salt düþüncesiz bir tepki, gülünç bir sözcük fobisi böyle bilinçlerin iletiþim yeteneklerini durdurur. Ve týpký hiçbir ussal saðaltým yönteminin us-yarýlmasý durumunda etkili olamamasý gibi, usdýþýnda direten bir bilinç de kendini özellikle ussal iletiþime kapamýþtýr.

Bouguereau, Yazýn (ve Sanat)
Bouguereau: ‘‘Yazýn (ve Sanat)’’

Güzel, Doðru ve Gerçek olan hiçbir zaman dirençsizlik lüksünden yararlanamaz. Tersine, felsefenin gerçek deðerleri ileri sürmesi, onlarý yalnýzca bildirmekle deðil ama doðrulamakla da ilgilenmesi bu deðerlerin karþýtlarýnýn insan ve insanlýk üzerindeki üstünlüklerini yenmeyi amaçlar. Bu çatýþma olgunun doðasý, olgunun mantýðý gereðidir. Ve bu ülke de bu kuralýn dýþýnda deðildir. Hangi ülkede olursak olalým, hangi zamanda ve koþulda yaþýyor olursak olalým, biliriz ki Gerçeklik kiþiyi yalnýzca Yanlýþlýðýn deðil ama ayný zamanda Nefretin de üstesinden gelmeye güdüler.

4) Anlam
Gerçekliðin bilgisi söz konusu olduðunda, kullandýðýmýz sözcükler ve onlarýn anlamlarýný belirleyen kavramlar arasýndaki iliþkinin önemi sonsuzdur. Sözcük, dýþsal simge bizi kavrama götüren araçtýr. Anlaþýlmayan bir sözcük bizi hiçbir kavrama götürmediði için anlaþýlmaz. Yanlýþ anlaþýlan sözcük bizi ilgisiz bir kavrama götürdüðü için yanlýþ anlaþýlýr. Felsefede, dünyayý, varoluþu gerçekliði içinde bilme etkinliðinde tüm sorun kavramlarý birbirlerinin terimlerinde anlamak, kavramlar arasýndaki iliþkilerin bilincini kazanmak olduðu için, birer biçim iþlevi olan sözcüklerin kavramlarý doðrudan, doðru ve saðýn olarak anlatmalarý usun bütününü kavramada bir gereksizlik deðil, tersine baþarýnýn baþlýca olanaðýdýr. Yabancý sözcük, henüz anadil terimlerinde anlaþýlmamýþ olan dýþsal biçim ilkin anadil terimlerine çevrildiði zaman anlam kazanýr. Anlama saltýk olarak anadil ortamýnda yer alan bir süreçtir. ‘XYZ’ gibi ilkin bütünüyle anlamsýz bir im ancak anadilin terimlerine çevrildiði zaman düþünme ortamýna alýnýr, ve bu çevirinin doðru olmasý, sözcüðün doðal usumuzdaki kavrama ulaþmasý, onu etkinleþtirmesi gerekir. Ve iþin aslýný öðreninceye dek yabancý sözcüklere nasýl ilgisiz anlamlar, nasýl ilgisiz karþýlýklar yükleyebildiðimizi hepimiz biliriz.

Kimi kafalarda yabancý sözcüklerin kendi doðal dillerinde, anadillerinde anlatýlamayacaðý kanýsý vardýr. Bunlar kavramdan habersiz kuþkuculardýr. Anlaþýlmayana, bilinemeyene, soyut olana deðer verirler, ve anlamayý deðil ama anlamamayý bir bilgelik sorunu olarak görürler. Bu bilmeme sevgisi, bu anlamama sevgisi zaman zaman ‘felsefi’ dizgelerde bile anlatým bulur. Ama bu bilgisizliði de kendi tuhaflýðý içinde býrakabiliriz. Felsefi düþünce, giderek yalýn ussal düþünce bize yaþamýn ne kadar çok saçmalýkla, ne kadar çok aptallýkla týka basa dolu olduðunu gösterir. Ama çoðu kez bunlarý önemsemenin hiçbir anlamý yoktur, ve felsefeyi böyle ývýr zývýr üzerine cansýkýcý çözümleme ve eleþtirilerden baðýþýk tutmamýz gerekir.

Öðrenme istencinde olan bilinç güçlüðün üzerine gider. Ama kavramý kendi öz dilinin sözcükleriyle anlatmayý hiçbir zaman bir güçlük olarak deðil, tersine bir kolaylýk olarak görür.


5) Kendini Barbarlaþtýrma
Burada dil ve kavram baðlamýnda sözü edilmeye deðer ve konunun somut önemini örneklemeye uygun biricik olgu bu ülkenin pekçok üniversitesinde kullanýlan ve
Tarzanca
olarak bilinen ‘dil’dir.
Bu bir dil deðil ama soytarýlýktýr.
Modern Üniversitenin anlama ile ilgilenmediðinin,
yalnýzca dünyayý deðiþtirmekle ilgilendiðinin görgül doðrulamasýdýr.

Bu kurumlarýn yazgýsýný ellerinde tutan dar kafalý yararcýlarýn buluþudur.
Ýnsan deðil ama robot üretiminde, bir pazar deðeri üretiminde sonuçlanýr.
Totaliter eðitim dizgelerinden daha iyi sonuç vermez.
Eðitim kavramýnýn kendisini tanýmaz.
Barbarlýktýr.
Utandýrýcýdýr.

Yabancý dilde ‘düþünme’ hiçbir zaman kendi anadilinde düþünmenin gücüne ulaþamaz.
Tersine, kavramdan kopuk sözcükler düþünceyi sakatlar, kiþiyi aptallaþtýrýrlar.
Törel saðlýðýný bozarlar.
Böyle bir ‘dil’i konuþmayý baþaranlarýn sýk sýk kendileri ne dediklerini anlamazlar.
Yabancý sözcüklerin büyük bir bölümünün düþüncelerinde hangi kavrama karþýlýk düþtüðü bile bilmezler.

Bu utanç verici yöntem üzerine daha öte konuþmanýn gereði yoktur. Konunun algýlanmasý bilinçlerde belli kavramlarýn olgunlaþmasýna baðlýdýr. Bunlarýn arasýnda
öz-saygý, onur, öz-güven
gibi deðer kavramlarý da en az kuramsal kavramlar denli önemlidir.




Dilin arýlaþmasý bir özenç sorunu, bir keyif sorunu deðildir. Bir anlama sorunudur.

Anlamak ise deðiþmek, ve dünyayý deðiþtirmektir.

Güzeli, Doðruyu, Gerçeði anlamak Güzel, Doðru ve Gerçek olmaktýr.

Törel eylem gerçek eylemdir, yitmez; tersine, geliþimin tözüne, ereðin kendisine katýlýr. Gerçekte, onu oluþturan biricik güçtür. Töresiz eylem yiter. Anlamsýz olandýr, saçma olandýr, usdýþý olandýr. Gerçek deðildir. Zamana karþý hiçbirþey kazanmaz.
Ama tüm tarihin deðeri törel geliþimde yatar.

Törel bilgi yoksa, törel eylem de yoktur.
Ve evrik olarak, eylem yoksa, bilgi de yoktur, salt bir saný, bir yarý-bilgi diyebileceðimiz bir eðilim vardýr.
Törel bilgi, bir bilgi olduðu düzeye dek, bireysel, toplumsal, ulusal, politik yaþamýn mimarýdýr, insanýn tüm ekinsel varoluþunun belirlenimidir. Sorun bu belirlenimin bilincinin kazanýlmasý, insanýn yaptýðýný anlamasý, usun hilesini kavramasýdýr. Ýnsan bilerek ancak doðru olaný yapar; bilgisizlik ona ancak yanlýþ olaný, kötü olaný yaptýrýr. Anlamak, bilmenin gerçek kipi olarak, gerçekliðin dolaysýzca eyleme ve etkinliðe çevrilmesidir.
Anlama olmaksýzýn, eylem dürtüseldir, içgüdüseldir, özdekseldir, ama kesinlikle törel deðildir.

Bu düzeye dek, insanýn kendini tanýma, kendini anlama giriþimi bilincin dirimsiz, önemsiz, ilgisiz yüzeyinde yer alan, onu derinlik boyutunda dönüþtürmeyen, onu deðiþtirmeyen salt soyut bir düþünce oyunu deðildir. Tembelden baþka hiç kimseyi ilgilendirmeyen bir koltuk sorunu deðildir. Tersine, anlama usun bilinçsiz yanýnýn, ussal a priorinin günýþýðýna çýkmasýdýr, bilgisizliðin baskýsýndan kurtuluþtur. Ve ancak insanýn bu deðiþimi dünyanýn da deðiþimidir. Dünya Tinin dünyasýdýr. Anlamanýn önemsiz olduðunu ileri süren özdekçi kafasýzlýðý aþaðýlamalýyýz, çünkü yalnýzca insanýn dürtüsel yanýna seslenir, onu en sonunda sadizme yüreklendirir.



1) Özdekçilik
Özdekçilik barbarlaþmanýn en kestirme yoludur.
Çünkü uygarlýðý tinsel deðerlerle tanýmlarýz:
Güzellik, Sevgi, Bilgi.

Tinsel herþeyi soyutlamasý gereken Özdekçilik
her ideoloji gibi yakýtýný modern bilinçaltýnda biriken nefret duygusunda bulur.
Ve kendini insan yaþamlarýnda tüketir.
Ýdeolojinin çok büyük bir yoketme erkesine gereksinimi vardýr.
Ýþi salt bir komplo olarak gördüðü bütün bir Uygarlýðý ortadan kaldýrmaktan daha önemsiz deðildir.
Kendi mantýðý gereði, yoketme içgüdüsünden beslenir.
Böyle dürtüye nasýl bir bilginin, nasýl bir kuramcýlýðýn karþýlýk düþtüðünü çýkarmak güç olamaz.

SA

2) Nefret
Gözünü ekin dünyasýna açan bir genç eðer henüz ruhunu ve usunu toplumun özdeksel deðerlerine bütünüyle kaptýrmamýþsa, kaçýnýlmaz olarak ve haklý olarak dünya düzenine baþkaldýracak, ve bu baþkaldýrý ruhsal erkesini ve gücünü ister istemez yetenekli olduðu saldýrganlýk duygusunda bulacaktýr.
Ýdeoloji yokediciliðin topraðýnda bu içgüdü ile buluþmayý beklemektedir.
Modern toplum biçimi sürdükçe, her zaman.
Bu olanak þu ya da bu bireyin özencinin buluþu deðildir. Bir raslantý deðildir.
Modern ‘deðerlerin’ kendi uslamlamalarýnýn bir yürütülmesidir,
bütün bir modern döneminin kendi mantýðýnýn çýkarsamalardan biridir.
Nesneldir.


Ulusal Bolþevikler, Moskova

3) Ýdeoloji
Sadistik oyununu bu içgüdüsel zeminde
oynayan ideoloji ne denli þiddet yanlýsý görünürse
duygusal tepkiyi sömürme ve denetleme þansý o denli yüksek olur.
‘‘Yoketme tutkusu da yaratýcý bir dürtüdür,’’ diyordu anarþist Bakunin.
Bu tutkunun yokedeceði þey dýþsal ývýr zývýr deðil ama doðrudan doðruya insandý.
‘‘Þiddette çekici bir yan vardýr,’’ diyordu varoluþçu Sartre.
Þiddet insan üzerine uygulandýðý zaman þiddetti.
Özdekçiliðe karþý korumak,
bu yokediciliðin elinden kurtarmak zorunda olduðumuz þey
kendi türümüzden baþkasý deðildir.

Ýdeolojinin yakaladýðý tutku kördür — her tutku gibi.
Ve bu tutku daha þimdiden Nefrettir.
Ama Nefret yaratmaz.
Yokeder.


 

10) Ýnsan ve Deðiþim


Us bütündür.
Kuramsal bilgide büyüyen insan törellikte de büyür. Güzelliðin algýsýnda geliþen ruh gerçekliði kavrayýþýnda da geliþir. Törellikte büyüyen ruh kuramsal düþüncesinde de güçlenir.
Ve bu deðerlerin birinde yitiren kiþi tümünde yitirir.
Dürüst, güvenilir kuþkucu olamaz.
Duyarlý, onurlu nihilist olamaz.
Sevecen pozitivist olamaz.

Törel bilginin ‘anýmsanan’ duyunç olduðu düzeye dek,
törel kavramýn (doðrunun, iyinin, haklýnýn) özgürlükte, istençte, istekte büyüme olduðu düzeye dek, usun törel içeriðini geliþtirmesi tam olarak kuramsal içeriðini geliþtirmesi ile ayný özgürlüðü ister.
Törel Gerçekliðin anlaþýlmasý yalnýzca Duyuncun deðil
ama eþit ölçüde Duyarlýðýn ve Düþüncenin de deðiþimidir.

Usun bu bütünlüðü bilginin doðasýnýn da bütünlüðü ya da birliði dediðimiz þeydir:
Ýnsanýn tüm bilgiye, tüm gerçekliðe hakký vardýr.
Ýnsan usu bilinmesi gereken herþeyi bilebilir: Evrenseller tam olarak bu iþ içindir.
Bilinci ‘özelleþtirmek,’ insaný bilginin yalnýzca kimi bölümlerinin ya da giderek tek bir bölümünün öðrenilmesine kýsýtlamak usu hasta eder. Ortaya bir Teller, bir Einstein, bir Heisenberg ya da Oppenhaimer gibi ruhsuz, duyunçsuz, ve bilgisiz pozitivistler çýkar.

Böyle ‘özelleþmenin’ kurgul bilgi deðil ama ancak görgül tasarýmlar düzleminde olanaklý olmasý usun türesidir.
Bilimlerde özelleþme denilen ilkellik görgücülüðün kaçýnýlmaz sonucudur çünkü evrensellerden soyutlanmýþ insan usu tekilleri hiçbir zaman tam olarak deðil ama ancak bölümsel olarak bilebilir.
Çünkü hiçbir insan bilinci kendi içine görgül bilgi denilen sýnýrsýz çer çöpün sýnýrlý bir bölümünden daha çoðunu sýðdýramaz.

Bouguereau

Gerçeklik salt kuramsal bir sorun olamaz.
O denli de bir törellik, bir edimsellik, bir eylem sorunudur.
Düþüncenin geniþlemesi Duygunun ve Duyuncun da geniþlemesidir.
Ve eþit hakla, estetik duyumun insanda onun ussal-kavramsal eðitimi ile geliþmesi ölçüsünde, insanýn gerçekleþmesi, tam gizilliði içinde açýnmasý Duyarlýðýn da büyümesidir.

Böyle bilgi, gerçeklik ile bir olan bilgi insanýn kendisini ondan ayýrabileceði ilgisiz bir görgücülük deðildir. Bu düzeye dek, pozitivist ve nihilist anlamsýzlýðýn tam kavranýþý/yadsýnýþý üzerine, kuþkucu ve göreci duygusuzluðun tam kavranýþý/yadsýnýþý üzerine,
‘kübist’ duyarsýzlýðýn tam kavranýþý/yadsýnýþý üzerine ilerleyebilir.
Bu düzeye dek, gerçeklik, türe ve estetik deðerlerini kavrayan idealizm üzerinde geliþebilir.

Bu Saltýk Deðer alanýnýn yaþama ilgisiz soyut bir gerçeklik, eriþilmez bir türe ideali ve yararsýz bir estetik sorunu olduðu inancý kuþkuculuða, amaçsýz akademizme, bir avuç dar kafalýya aittir. Gerçekliðin, Sevginin, Güzelliðin ‘göreli’ olduðu inancý modern kitle ekinini almaþýksýz, dokunulmaz, eleþtirilemez kýldýðý düzeye dek ruhsuz, duyunçsuz, bilgisiz nihiliste aittir.

Eðer Gerçeklik sorunu ile, Bilgi ve Bilme sorunu ile ilgileneceksek, bugün varlýðýnda nefret, saldýrganlýk ve yokediciliði cisimselleþtiren Batý uygarlýðýnýn 400 yýldýr sömürdüðü, parçaladýðý, yokettiði yýkýk dökük dünyamýza olan biteni anlamadan bakan budala seyirciler gibi olamayýz. Varoluþumuzu yalnýzca duyunçsuz, türesiz, acýmasýz uygarlýðýn posaya çevirdiði nihilist ve materyalist bilinçlerin terimlerinde yargýlayamayýz. Hiçbirþey gerçeklikten böyle ruhsuz yargýdan daha uzak deðildir. Hiçbirþey insana bu kendine ilgisiz yüzeysellikten, bu sýðlýktan daha az yaraþýr deðildir. Ve hiçbirþey insaný yalana, türesizliðe ve kötülüðe bu varoluþçuluk ve yokoluþçuluk, nihilizm ve materyalizm dediðimiz ideolojiler denli etkili olarak teslim edemez.

Yanlýþý doðrulayamayýz. Onu ancak yadsýyabiliriz.
Kötü olaný sevemeyiz. Ondan ancak nefret edebiliriz.
Çirkin olaný beðenemeyiz. Ondan yalnýzca tiksiniriz.

Gerçekliði yadsýyamayýz, Ýyi olaný sevmeksizin ve Güzel olaný beðenmeksizin yapamayýz.

Ýnsan doðasýnýn verili tüm içeriði, tüm a priorisi, tüm özü, tüm gerçekliði budur.

Ve tüm þansýmýz bu özü kavramaktýr.

Ama bu özü kavramak kendini deðiþtirmektir:
— insan Usunu, evrenin en yüksek, en gerçek Deðerini bir meta gibi, bir mal gibi ele alan, onu iþleyip paketleyen ve pazarlayan ruhsuz, pragmatik eðitim dizgesine karþýn;
— insan Duyarlýðýný çürütmeye, düþürmeye, bozmaya ayarlanmýþ dev bir kitle eðlence iþleyimine karþýn;
— baþlýca iþlevi çoktandýr insan düþüncesini denetlemek, onun duyarlýðýný sürekli uyuþturma altýnda tutmak, onun duyuncunu köreltmek olan soysuz basýn-yayýn iþleyimine, tarihin tanýdýðý bu en sefil yalan aygýtýna karþýn.

Bu modern kitle kuruluþlarý — eðitim, eðlence, iletiþim — insanlýðý bir aptallýk durumunda tutma çabalarýnda yalanýn ‘felsefesinin,’ çirkinin ‘sanatýnýn,’ pozitif ‘bilimciliðin’ en içten, en etkili desteðini alýrlar.

Ama
— Ýnsaný kendi düþünce, duygu ve duyarlýðýna düþmanlaþtýran
kuþkuculuða,
göreciliðe,
nihilizme
materyalizme
karþý,

deðiþim gereksiniminin ve mantýðýnýn kendisini anlatan, tam olarak onu zorunlu kýlan bu karanlýk eðilimlere karþý,

insan deðiþir, ve ancak onunla birlikte dünyasý deðiþir.

— Gerçekliði, Türeyi, Sanatý birer metaya indirgeyen özdekçi modern kitle ekinine karþý;
— bireysel gereksinimlerin doyumunu baþkalarý için iþkenceye çeviren sözde ‘özgür’ ekonomiye karþý;
— çoktandýr modern insan sefilliðini meþrulaþtýrmaktan baþka bir anlamý kalmamýþ olan
politik parodiye karþý —
tüm bunlara karþý —

insan deðiþir, ve ancak onunla birlikte dünyasý deðiþir.

‘Deðiþim’ sözcüðü insanda onun geliþebilme, büyüyebilme, kendi tam edimselliðine doðru ilerleyebilme yeteneðini anlatmadýðý sürece beþ para etmeyen soyut bir kavramdýr.

Bozulma, yozlaþma, deðersizleþme, sevgisizleþme — tümü de birer ‘deðiþim’dir, nihilizme doðru yitiþi anlatýlar.
Geliþim insan usunun yeni kavramlarýný üretmesi, dünyasýný onlara göre ölçmeye, yargýlamaya, ve belirlemeye baþlamasýdýr. Türe kavramýný geliþtirmemiþ bir insan türesizliði algýlamaz, onu iþlerin normal durumu olarak görür. Temizlik ve düzen kavramý geliþtirmemiþ bir insanlýk pisliði ve düzensizliði yaþamýn normal gidiþi olarak algýlar. Ýnsan Deðeri, Öz-Saygý kavramýný geliþtirmemiþ bir insan onursuzluðu, deðersizliði iþlerin normal durumu olarak görür, kendini ve ayrýca baþkalarýný bu yoksul kategorilerinin düzleminde algýlar.

Böyle insanlara
kavramsal çevrenlerini aþan þeyleri anlatmak olanaksýzdýr. Felsefe kavramýný, bilim kavramýný geliþtirmemiþ bir ekin bilgisizliðini, kavrayýþsýzlýðýný iþlerin normal durumu olarak görür, kendinde, gerçekte bir parya düzeyinde olduðunu anlamaz. Genel olarak kavramsal geliþimi geri olan bir ekinsel yapý dünyasýný da yalnýzca kendi yetersiz kavramlarý düzleminde algýlayabilir, ve geriliði kavramsal düþüncesinin geriliði olduðu için, kavramdan çok duyusal tasarýma yetenekli olduðu için, geliþimin kendisini duyusalýn/özdekselin terimlerinde ölçer, tinselliðin kendisini deðersiz, anlamsýz, saçma olarak görür. Böyle bilincin ‘deðiþim’ dediði þey düþüncenin özdekselleþmesi, düþünme yetisinin taþlaþmasý, inakçýlaþma, geriye doðru, aptallýða, yabanýllýða doðru bir bozulmadýr.

Eðitim ve geliþimin söz konusu olduðu düzeye dek, modern toplum bireyi ergenlik çaðýnda, daha çocukluðunda büyütür, ve yaþlandýrýr. Olgun, yetiþkin insan için tüm ‘deðerler,’ tüm yaþam kategorileri ve tüm kiþilik özellikleri çocukluk aþamasýnda saptanýr, geliþimin durdurulmasý, özgürlüðün baskýlanmasý ruhu tam gizilliðini yaþamda biçimlendiremeden pýhtýlaþtýrýr. Topluluk ya da toplum tam geliþmiþ insan kiþiliðine dayanamaz. Onun geleneksal ya da modern ekinsel yapýsý içinde, ruhsal töz tüm esnekliðini, plastikliðini yitirerek sürekli doyumsuzluða yazgýlanmýþ ve bunu kabul etmiþ kiþiliðe büzülür. Modern ‘büyük’ insan çoðu kez küçük bir çocuðun dünyasýný belirleyen kategorilerden daha ötesine yetenekli deðildir, ve onlarý bile ancak bir çocuðun ruhundaki anlam, deðer ve güzelliðinden yoksunlaþmýþ olarak saklayabilmiþtir. Ruhsal ve ussal yaþamý tam geliþmesine ulaþamadan kitlenmiþtir, ve büyümesi yalnýzca özdeksel deðerlerin, kiþisel özençlerin toplumsal güdülere çevrilmesi anlamýna gelir. Bildiði en büyük deðerler yalnýzca özdekseldir — para, duyusal haz, ve güç. Sevgiden, sevecenlikten aldýðý pay modern uygarlýðýn geliþimi ile, yüreðinin küçülmesi ile, duyuncunun körelmesi ile orantýlý olarak azalmýþtýr.

Bu duygusal yoksulluk içinde, modern yaþamýn tüm ruhsuzluðu, duyunçsuzluðu, sevgisizliði ona normal gelir. Aslýnda, varolabilmek için belirli bir sadizmin dozunun gerekli olduðunu bile keþfeder. En iyi bildiði oyun deðiþ-tokuþ oyunudur — ve buna baþkalarý ya da giderek kendisi birer meta olarak, ya da metanýn uzantýsý olarak katýlýr. Geleceðini bile daha þimdiden bir tecim sorunu olarak belirlemeyi olaðan görmeyi öðrenir. Modern varoluþun mantýðý ona baþka bir mantýðýn olabileceðini, yaþamýn baþka türlü yaþanabileceðini düþünme þanýsýný bile tanýmaz. Burada insan iliþkisinin yoksunluðundan, zamanla tüm iliþkilerinin bir alýþ-veriþ iliþkisine benzemeye baþlamasýndan yakýnmaz, çünkü bunun ötesinde olaný anlama yeteneðinde köreltilmiþtir. Yarýþmayý sever, ve özgür ussal geliþim yerine, devinmek için her zaman dýþsal dürtüye gereksinim duyar. Ve yarýþýn elbette her türlü itiþ kakýþa açýk olma koþuluyla yapýldýðýný bilir.



Eðer kiþinin iç dünyasýnda anlamsýz kent varoluþunun, sýð burjuva yaþam sürecinin pençesinden kurtulabilmiþ bir ussal ve ruhsal öz parçasý kalmýþsa, bu onu özgürlüðe, gerçekliðe ve deðere, insan olma þansýna yeniden baðlayabilecek biricik olanaktýr.
Ýdealizm bu ussal özü yakalamaya çalýþýr.
Çünkü tüm geliþim, ilerleme, kurtuluþ usdýþýna direnebilen bu çelikten güçlü tinsel öze baðlýdýr, ve modern uygarlýk, bu deðersiz, idealsiz, yalancý özdeksel varoluþ biçimi bile hiçbir insaný sonuna dek ruhsuzlaþtýrmayý baþaramaz.

Deðiþim deðiþebilme yeteneðini, ruhsal ve düþünsel diriliði gerektirir.
Tinselliði gerektirir.
Özdekselliði deðil.
Geliþim yalnýzca kendi özünü engellemeyen, korkmayan, duygusu ve düþüncesi teslim olmamýþ, yüreðin ve beynin uyumu için kavga eden insana açýktýr. Yaþlanmýþ gençleri ve yaþlanmýþ yaþlýlarý, varoluþlarýný sözcüðün tam anlamýyla ANLAMsýzlaþtýran, onu DEÐERsizleþtiren, bu öðrenemeyen, bu daha þimdiden herþeyi bilen ruhlarý kendi küçük kuþkulu, güvensiz, sevgisiz topraklarýnda býrakmalýyýz. Hiçbir þey bu gizil gerçeklik düþmanlarý için, bu idealizm düþmanlarý için, yaþamlarýný yalnýzca çevre güdüleriyle, toplumsal dürtülerle þekillendiren bu us hurdalarý için tek bir sözcük bile harcamaktan daha anlamsýz, daha yararsýz olamaz.

Dünya böyle sefillerle uðraþmayý gereksizleþtirecek bir düzeye dek Türesizlik, Deðersizlik, Anlamsýzlýk doludur.

11) Türe


 


1) Madenlerde çalýþan çocuk taþýmacýlar. 19’uncu yüzyýl Ýngilteresinde böyle iþler 5 yaþ ve üstündeki çocuklara yaptýrýlýrdý. (Grafik: The Victorian Web).

2) Avrupalý iþleyim devriminde yalnýzca çocuk emeði kullanmakla kalmadý. Resim Kýtanýn içlerinde yakalanarak Avrupa köle tecimcilerine satýlmak üzere götürülen Afrikalýlarý gösteriyor.
Modern kitle toplumunda Anamalcýlýk Ýlkesi birincildir. Tüm deðerler, tüm duyunç, insan yaþamý, çocuklarýn yaþamlarý ikincildir. Çünkü Anamalcýlýk Ýlkesi birincildir. Çünkü ilkedir. Baþka adlarý arasýnda bencillik, çýkarcýlýk, liberalizm, laissez-faire, özgür pazar gibi nitelemeler bulunur. Anamalcýlýk insanlarýn binlerce yýldýr yürüttükleri ilkel deðiþ-tokuþ iliþkisi ya da tecim deðildir. Anamalcýlýk ilkesi para uðruna para, ve para yoluyla para kazanma güdüsüdür. Bu ilkeyi kabul edebilmek iyinin ve kötünün ötesinde olmayý, duyunçsuz olmayý gerektirir. Bugün uluslarýn varoluþlarý, insanlarýn yaþamlarý herþeyden çok bu hýrs, açgözlülük, duyunçsuzluk ilkesinin koþullarý altýnda belirlenir.


Modern Batý uygarlýðý böyle temeller üzerine kuruldu.
‘Özgürlük,’ ‘Eþitlik,’ ‘Kardeþlik,’ ‘Ýnsan Haklarý’ — giderek ‘Çocuk Haklarý’ — böyle temelleri olan bir yapýya uyarlanmýþ kavramlardýr.
Böyle yapýda güçlüler sað kalýr.
Güç Ýstenci hayvanlar dünyasýna ait bir kavramdýr.

Yeryüzünü bir utanç gezegeni yapan ‘ýrkçýlýk’ bir nefret kategorisidir, ve insanlýða Batý usunun katkýsýdýr. Kendi çocuklarýný sömüren Babalar ‘törel göreciliðin,’ ‘deðerleri yeniden deðerlendirmenin,’ ‘iyinin ve kötünün ötesinde olmanýn,’ ‘kendi bireysel gerçekliklerinin’ insan için ne anlama geldiðini varoluþun kendisinde tanýtlarlar. Bu anlatýmlar doðrudan doðruya Nietzche ve Kierkegaard gibi varoluþçulara aittir. Köleciliði, soykýrýmlarý, insanlýðýn yokediliþini aklayan Irkçýlýðýn savuncularý arasýnda Hume ve Kant gibi irrasyonalistleri bulmak kesinlikle þaþýrtýcý gelmemelidir. Ýnsaný özsel olarak Ussal deðil ama Duyusal-Fiziksel bir varlýk olarak gören bir bakýþ açýsý olarak Kuþkuculuk daha iyisini baþaramaz. Anamalcýlýk tarihte ancak ve ancak usu ve duyuncu ezen bir tinsel iklimin ürünü olabilirdi.

 




Ýnsan gerçek olarak bildiðini yadsýyamaz. Türeli olarak bildiðini çiðneyemez.
Bu doðasýna aykýrýdýr.
Gerçeði reddeden insan gerçeði bilmeyen insandýr.
Türesiz insan iyiyi ve kötüyü ayýrdetme duygusunda köreltilmiþ, türe kavramýný geliþtirememiþ insandýr.
Sevgisiz insan ruhunun en iç özünde korkutulmuþ, baskýlanmýþ, yýldýrýlmýþ, duygu yetisi söndürülmüþ olandýr.
Özgür olmayan insan Ýstencini sýnýrlamaya koþullandýrýlmýþ, Ýsteðinin en iç kaynaklarýnda yýldýrýlmýþ, özgürlük kavramýný geliþtirmemiþ olandýr.
Tüm bu eksiklikler geliþmemiþ yeteneklerin anlatýmlarýdýrlar.
Ama geliþmek Öz olanýn doðasýnda yatar, ve insan Varoluþu insan Özünün anlatýmýdýr.

 



12) Çirkin




‘Güzel Sanat’ — Picasso’nun anladýðý biçimiyle.

Çirkinin, tiksindiricinin, aptallýðýn, kimilerine göre þizofreninin sanatýný yapan Picasso modern Batý beðenisi tarafýndan yüzyýlýn, aslýnda tüm zamanlarýn en büyük sanatçýsý olarak kabul edilir. Bu kabullenimin bir olgu olduðu düzeye dek, modern uygarlýðýn insan tininin geliþimini yalnýzca durdurmadýðýný, gerçekte onu bozduðunu, yozlaþtýrdýðýný anlamanýn güçlüðü büyük ölçüde ortadan kalkar. En kuþkucu, en ürkek kafa yapýsý bile, estetik yargýnýn bozulmasýnýn pekala insan yargý yetisindeki bütününsel bozulmanýn bir yaný olabileceðini anlayabilir. 20.000’in üzerindeki ‘sanat yapýtýyla,’ ve bunlarýn milyarlarý aþan eþlemleriyle kübist Picasso Las Vegas kumarhanelerinin duvarlarýndan ortaklaþacý Parti militanlarýnýn duvarlarýna dek her tür özdekçiyi, her tür duyarsýzý varoluþunun her kýpýsýnda deðersiz olana, çirkin olana, kötü olana alýþtýrýr, ondaki son beðeni kalýntýlarýný da siler, 2 + 2 = 5 mantýðýnýn estetik boyutta geçerli kýlýnmasýný baþarýr. Kübizm Picasso’nun saf insanlýða yutturduðu bir hile deðildir. Tüm varoluþunu anlamsýzlaþtýran ve bu yitiþi kutlayan, tüm insan Deðerlerini çürüten ve bunu kurtuluþ olarak gören, tüm Gerçekliði kuþkuculuk yoluyla püskürten modern varoluþta bu yýkýmdan arta kalan insan posasýnýn Güzele dayanmasý da olanaksýzdýr. Çirkinin sanatý, týpký saçmanýn sanatýný yapan varoluþçu yazýn gibi, modern tinin kendini varolana uyarlamasýnýn bir aygýtýdýr. Bir eleþtiri deðildir. Bir uyuþturucudur. Her uygarlýk biçimi, tüm ekinsel bileþenleri ile, uyumlu, tutarlý bir bütünsel yapýdýr.

Güzeli bir nesne olarak karþýsýna almaya dayanamayan, Çirkini Güzele yeðleyen insan kendi öz doðasýndan çok þey yitirmiþ, kiþiliðinin bütününde sakatlanmýþtýr. Modern özdekçi insan Güzele ve onun için duyulan hayranlýða dayanamaz. Güzellik ve Sevgi onun için yalnýzca acý vericidir. Onlardan nefret eder. Güzellik fiziksel deðil ama ruhsal bir deðerdir ve modern özdekçide onun bastýrdýðý bir yetiyi uyanmaya zorlar. Beðeni yeteneði onu da insanlaþtýrabilecek týlsýmdýr. Ama onun için bir deðiþim gözdaðý anlamýna gelir. Onu yitik insanlýðýnýn anýsýna doðru zorlar. Kübizmi bir ‘sanat’ olarak gören ortalama insan bunu sürü bilinci ile yapar, çünkü herþeye karþýn kendi ruhsallýðý bütünüyle tükenmiþ deðildir, kendini aldatmayý baþarmasý, ikircimi yenmesi için dýþsal etmenlerin yardýmý zorunludur.



13) Deðersizlik


Pozitivizm, nihilizm, kübizm gibi irrasyonalizm biçimleri — anlam, deðer, özgürlük ve güzelliði reddeden tüm bu ve benzeri tinsel çürümeler — yanlýþ, kötü, ve çirkin olana sarýlýrlar. Bu postmodern eðilimler insan doðasýný salt kendi içinde küçülen, salt bozulmaya, salt kötüleþmeye ve kötülüðe yetenekli bir saçmalýk olarak görürler, onu yalnýzca karanlýk yanýnda doðrularlar.
Onun Özgürlüðe, Gerçekliðe, Anlama yeteneksiz bir hiçlik olduðunun, evrendeki dört dörtlük bir yanlýþlýk olduðunun doðrulanmasýný isterler.

Varoluþun karanlýk güçlerinin eline oynarlar.
Gerçeklik ve Kurtuluþ ve Özgürlük kavramlarýndan nefret ederler.

Ama geç kalmadan insanýn deðerli yanýný vurgulamalýyýz.

Ýnsan Duyarlýðýnýn, Duygusunun ve Düþüncesinin bu Saltýk Tin alaný — bu Duyu, Duygu, Düþünce alaný — tam olarak edimselleþmiþ evrensel insan deðerleri ile karþýtlýk içinde duran ulus, din, dil, ýrk ayrýmlarýný, Doðu ve Batý gibi düþmanlýk terimlerini tanýmaz.

Kavramýn zamansýzlýðýnda, antik çað ya da modern çað gibi zamansal uzaklýklarý da geçersiz kýlar.
Üzerinde Ýnsanlýðýn birleþebileceði, tüm çatýþmanýn, tüm geçimsizliðin, tüm nefretin ötesinde insan Birliði ile anlaþýlan þeyin oluþturabileceði biricik ussal zemini oluþturur.
Gerçeklik, Ýyilik ve Güzellik Ýdealarý þu ya da bu ekine, þu ya da bu çaða göreli deðildir.

Her insan sonsuz evrensel Duyuma yeteneklidir.
Her insan sonsuz evrensel Duyguya yeteneklidir.
Her insan sonsuz evrensel Düþünceye yeteneklidir.



14) Bouguereau


Kýþkýrtma, 1880.

Adolphe-William Bouguereau.
‘‘Her gün stüdyoma sevinçle dopdolu giderim; akþam karanlýk nedeniyle durmam gerektiðinde, neredeyse sabahýn geliþini bekleyemem. Çalýþmam yalnýzca bir haz deðil, ama bir zorunluk oldu. Yaþamýmda baþka ne denli þeyim olursa olsun, eðer kendimi sevgili resmime veremezsem, sefil olurum.’’



‘‘Kiþinin Güzellik ve Gerçekliði aramasý gerekir, bayým. Öðrencilerime her zaman dediðim gibi, tam eksiksizlik noktasýna dek çalýþmalýsýnýz. Yalnýzca bir tür resim vardýr. Göze eksiksizlik sunan resim, Veronnese ve Titian’da bulduðunuz güzel ve lekesiz süsleme türü.’’
— Adolphe-William Bouguereau, 1895.




Güzellik duyusu, ya da — onu ‘törel’ olanla birleþtirirsek —, Güzellik Duygusu, Güzel olan karþýsýnda insan ruhunu bir sonsuzluk algýsýna yükselten yeti insan ruhunu salt doðal olanýn üzerine yükselten ilk tinsel belirlenimdir. Tinselin, Ýdealin varlýðýný herþeyden önce bu yetenek tanýtlar. Bir duygu özdeksel birþey deðildir, ve gene de tüm özdeksellikten çok daha güçlü, çok daha yüksek bir anlamda VARDIR, önemlidir, ve deðerlidir. Duygu evrenin yalnýzca insanda varedebildiði týlsýmdýr. Varlýðý için bedensele, özdeksele gereksinir. Ama onu bekler. Ruhumuzdadýr, ve bizi tüm kuramsal bilgiden, tüm kurgul mantýktan bütünüyle baþka bir þeye, ýþýðýn ve sesin mantýðýna, duyusal Yaþamýn hazzýna doðru belirler. Tüm a priori gibi, bu yeti de geliþme, incelme, derinleþme gereksinimindedir. Sanat bu ilerlemenin çabasýdýr, algýnýn, duyarlýðýn, duygunun kendi eksiksiz kavramýna doðru, kendi Ýdeasýna doðru geliþme etkinliðidir. Ýnsanýn duyusal büyümesidir. Salt özdeksel nesnelerle, katýksýz özdeksellikle doyum bulan varlýk hayvandýr, arý doðallýktýr. Ýnsan özdeksele karþý doðallýk düzleminde deðil ama düþünen, sanat yapan bir varlýk olarak davranýr. Onu biçime, ama güzel biçime yükseltir. Ondaki anlamý kendi içinden verir, ondaki güzellik olanaðýný kendi içindeki sonsuzluk kaynaðýndan edimselleþtirir. Bu ayný zamanda onun öznel yaratýsý deðildir. Nesneldir. Tapýndýðý, sevdiði, varoluþunun biricik deðer ve anlamýný onda bulduðu Ýdeadýr, Platon’un ‘Bir’i, Mevlana’nýn ‘Bir’idir.

 


15) Duyarlýk


I) DUYARLIK

Bu arý tinsellik boyutunda insan Güzellik Ýdeasýnýn anlamýný yaþar. Henüz, zaman zaman.
Güzel Sanat Yapýtý tüm ruhumuzu kavrar. Duyularýn ve duyusal olanýn boyutunda, onu sýradanýn, anlamsýzýn, önemsizin ötesine götürür, salt duyusal biçimi yoluyla bizi bir idealiteye yükseltir. Tüm duyarlýðýmýzý uyandýrýp onun kendisini güzelleþtirir, bir Güzellik yoðunlaþmasýna çevririr.

Bu güzel duyusal biçimi içindeki Ýdeadýr. Varlýðýn tinde kazanabildiði anlamýdýr.

Güzellik bir kuramsal Bilgi sorunu deðildir. Ve yalnýzca insan yüreðinin yetenekli olduðu Sevginin nesnesi de deðildir. Ve gene de sanat dediðimiz güzellik anlatýmý bilginin ve sevginin de taþýdýðý ayný gerçeklik deðerini, ayný duygu deðerini taþýr: Güzellik saltýk anlamda gerçekliktir ve sonsuz duygu ile sevilir. Sanat geçici, göreli güzelliðe anlatým verdiði ölçüde anlamsýzdýr, ya da doðrudan doðruya kötüdür, çirkindir. ‘Çirkin sanat’ ise ancak yanlýþýn bir ‘bilgi’ olmasý ölçüsünde bir sanattýr. Sadistik olaný, kötü olaný, deðersiz olaný güzel sanatýn ona verdiði biçim bile güzelleþtirmeyi baþaramaz. Güzel Sanat Ýdeale, Ýdeaya, gerçek ve törel varlýða anlatým verdiði ölçüde Güzel Sanattýr. Güzelin Gerçeklik ile birliði ikisinin de Varlýðýn bir ve ayný gücünü taþýmalarýnda, eskimemelerinde, zamansalý aþmalarýnda, var olanýn anlatýmý olmalarýnda yatar. Güzellik bengilik ister.

Sanat bize insan olduðumuzu, nasýl bir varlýða hakkýmýz ve yeteneðimiz olduðunu duyumsatýr.

Güzellik Ýdeasýnýn bu eylemi, bu güzellik sezgisi içsel yeteneðimizdir, onu öðrenmeyiz çünkü doðuþtandýr. Onu ancak tam anlatýmýna doðru geliþtirebiliriz. Ya da, tersine bu eþsiz yetimizi özdeksel içgüdünün denetimindeki kukla sanatçýya, varoluþçu, postmodernist, kapitalist ‘sanat’a, sanat uðruna deðil ama kâr uðruna sanata, bunlarýn yabanýl erotik biçimlerine alýþtýrabiliriz. Nihilist seçme özgürlüðünden söz etse de, usun yittiði yerden, duyuncun yittiði yerden güzellik de ayrýlýr, ve arta kalan tinsel posa için çirkinlik güzel sanatýn yerini doldurur.

Özdekçi/nihilist duyarsýzlýðýn, ruhsuzluðun güzelden nefreti yaygýnlaþtýrmaya baþladýðý bu modern dönemin baþlarýnda, ‘‘çaðdaþ sanatçý yeni güzelliðin yaratýlmasý için gücü ancak böyle [klasik güzel sanatýn] arý pýnarlarýndan içerek elde edebilir,’’ diyordu Schumann.


Robert Schumann (1810-1856)

Robert Schumann
(1810-1856)

Güzellik insaný ancak Sevgiye, ancak Gerçekliðe götürebilir.
Güzelliðin olmadýðý yerde ikisi de yiter. Us saltýk olarak hiç birinden vazgeçemez.

Sanatta Wagner tarafýndan öncülüðü yapýlan irrasyonalizme, yabanýl içgüdüsel eðilime savaþ açmanýn zorunluðunu vurgulayan Robert Schumann, daha ondokuzuncu yüzyýlda baþlayan bu çirkinlik sevgisine, bu eðitimsiz erosa karþý,

‘‘Duyuncun [Moralität] yasalarý sanatýn da yasalarýdýr’’

diyordu.
Ýnsan Törelliði insanýn Özgürlüðüdür, Sevgidir, Sevinçtir, ve Ýdeasý tam doðasýnýn tam edimselleþmesini ister.

 


16) Nazi Güzellik Ýdeali


Hint Güzeli

Nazi ‘Güzellik’ Ýdeali


Nazi Almanyasýnda bir okul

Naziler Güzelliði bir Irk özelliði olarak, aslýnda herkesten önce Germanik ýrka ait bir nitelik olarak yorumladýlar — bir tinsellik deðil ama bir özdeksellik olarak.
Doðanýn Güzelliði insan ýrklarý arasýnda eþit olarak paylaþtýrmadýðýna, kimilerini kayýrdýðýna, ve Kuzey ýrkýnýn en Güzel insanlýk olduðuna inandýlar.

Kulbach, ‘Germania,’ 1915

Buna göre ýrksal arýnmaya önem vererek kendi aralarýnda bile ýrk sýnýflandýrmalarý yaptýlar ve bu ‘daha az güzel’ ýrklarýn bile sonunda sarý saçlý, mavi gözlü arý Kuzey ýrkýndan yana ortadan kaldýrýlmasý için evlilik kurumunu ýrksal deðere altgüdümlü kýldýlar. Ýdeal fiziksel ölçünlere uygun erkek ve kadýnlarý birleþtirdiler.
Sanatta güzelliði saldýrganlýk ile, Ölüm Ýçgüdüsü ile, Nefret ile birleþtirmeye çabaladýlar. Breker’in sadizme anlatým veren yontularýnda tanrýsal güzelliðin sergileniþini gördüler. Korku, terör, yabanýllýk, kötülük, acýmasýzlýk Nazi sanatýnda eksik olmayan temel kavramlardýr. Bu sadistik bileþimi Güzellik olarak algýlamak ancak duyarlýðýn kendisinin çirkinleþmesi yoluyla olanaklýdýr. Dünyayý korku ve nefret terimlerinde yaþayan ruh durumu için sadizm biricik estetik anlatým yolu olarak kalýr. Acý (nefret) bir uyarý olarak eyleme güdüler, ve yokediciliðin imgesi bir haz kaynaðý olur.

Kulbach, ‘Germania,’ ayrýntý

 


17) Sevgi


II) SEVGÝ

Tüm Tanrýlar arasýnda o [Afrodit] ilk olarak Sevgiyi tasarladý.
(Parmenides, Fragman 13)

Ve tüm Tanrýlar arasýnda en üstün Sevgi.
(Hesiod, Theogoni,116-120)

(AKTARAN: ARÝSTOTELES, Meafizik, 984b)



Burada insan yetenekli olduðu tüm Duygu derinliðini, Mutluluk Ýdeasýnýn tam gerçekleþmesini yaþar — Duygunun Eylemi, insan yüreðinin varlýk alanýný kucaklamasý, Okyanus Duygusu, Eros — Herþey.
Ýnsanýn en arý içselliðinin, insan Duygusunun yetenekli olduðu gerçek Birlik, gerçek Sevgi, varoluþun sonsuz Anlamý.

Sonsuzluk sonu gelmeyen bir ilerleme deðildir. Böyle sonsuzluk yalancýdýr, çünkü hiçbir zaman ereðine ulaþamaz, sonsuz olamaz, tersine her zaman sonludur, her zaman ötesi, daha ötesi, daha da ötesi vardýr. Bu sonsuzluk aptallýktýr. Sonsuzluk nicelik deðildir. Varoluþun sonsuz anlamý bir bedensel ya da kiþisel ölümsüzlük mitine baðýmlý deðildir, bitimsiz olduðu düþünülen zamansal nicelikle ilgili bir sorun deðildir. Hiç kimse tarihin, toplumun, dýþsallýðýn ona verdiði raslantýsal bir kiþiliðin, bir yarý-insan biçimsizliðinin sonsuzluðunu istemeyecektir. Varoluþun sonsuz anlamý tam geliþmiþ Benin tam geliþmiþ Bize yükselmesidir. Ancak bu birlik gerçek Sevgi, gerçek Duygu, gerçek Anlamdýr. Deðiþimi arý geliþim olan bu sarsýlmaz, tükenmez tin henüz yalnýzca Felsefenin, yalnýzca Ýdealizmin alanýndadýr, özgür bireylerin özgür Uslarýndadýr ve Yüreklerindedir, henüz yalnýzca onda yaþar ve onda geliþir.

Yaþamda, varoluþta Deðerli olanýn, Anlamlý olanýn bir betimlemesini görmeyi istiyorsak, herþeyden önce, herkesten önce MEVLANA’ya bakmalýyýz.

Onun tüm zamanlarýn üstünde yaþayan sonsuz Sevgi Tini usdýþý modern uygarlýðýn, bu özdeksel açgözlülüðün, bu tinsel deðer yitiminin saltýk olumsuzlanmasýný anlatýr.

Ýnsan için uðruna varolmaya, uðruna yaþamaya deðer biricik gerçek deðeri gösterir.

Onun ayrýmsýz Evrensel Sevgiyi herþeyin üzerine koyan, onu Saltýk Ýlke yapan düþüncesi deðersiz olaný, anlamsýz olaný, bir fetiþ olaný saltýk deðer yapan, META-PARAya TAPAN modern uygarlýðýn insaný yoksullaþtýrmasýnýn gerçek düzeyini gösterir.

Modern uygarlýðýn insanda neyi bastýrarak ayakta kalabildiðini, uluslarýn nasýl kolayca savaþýn deliliðine kapýldýklarýný, nefretin, sadizmin, þiddetin, zorun, yokediciliðin niçin böylesine sýnýrsýzca egemen olabildiðini baþka her ussal eleþtiriden çok daha açýkça, çok daha dolaysýzca gösterir.

Yalnýzca Sevginin sömürmemeyi, ezmemeyi, yoketmemeyi bilmek olduðunu gösterir.

Anamalcýlýk, sömürü ve yokediciliðin nasýl ancak Sevgiyi öldüren bir dünyada kaçýnýlmaz olduklarýný gösterir. Modern dünyada hiçbirþeyin insan yüreði denli yoksullaþmýþ olmadýðýný gösterir.




Uygarlýkta Süreklilik
ARÝSTOTELES ... MEVLANA ... HEGEL
18) Hegel:
Ansiklopedi



Hegel

Ansiklopedi
Hegel’in insan düþüncesinin tarihinde bir ‘ansiklopedi’ adýný taþýmaya yaraþýr biricik çalýþma olan Ansiklopedisi tüm insan deneyiminin anahatlarda mantýksal bir çözümlemesini verir. (Bütün bir felsefi yaþamý boyunca geliþtirdiði tamamlanmasý henüz olanaksýz çalýþma üç bölümdür: Mantýk Bilimi, Doða Felsefesi, Tin Felsefesi). Hegel’in Ansiklopedisi kiþisel görüþlerini yazan, ve bugün ileri sürdüðü ile yarýn kendisi çeliþecek olan, kýsaca ne yazdýðýný bilmeyen makale yazarlarýnýn denemelerinden oluþan bir derleme deðildir (örneðin yüz bin deðiþik biçimde yazýlabilecek bir görgül bilgiler toplamasý olan bir Encyclopaedia Britannica). Hegel’in çalýþmasý bir Us çalýþmasýdýr, ve bugün henüz bir kavramlar ve tasarýmlar kaosu olmaktan öteye geçemeyen tüm görgül bilimler alanýný — ruhbilim, toplumbilim, insanbilim, ve bütününde doða bilimleri — dizgeselleþtirme, usun terimlerine getirme giriþimidir. Son yüzyýl içinde Batý bilgeliði Doða Felsefesini bir yana atarak yerine ‘bilim felsefeciliði’ denilen pozitivist soytarýlýðý geçirmiþ, ve Tin Felsefesi ise yine ayný pozitivizm tarafýndan bilimsel bilgi alanýnýn dýþýna sürülürken, Freud ve Weber gibi ussalcýlarýn çözümlemeleri dýþýnda, bu tinsel alanda çalýþanlarýn kendileri böyle bir sürgünü haketmeyecek çok az þey üretmiþlerdir. Felsefi Bilimler Ansiklopedisi bugün salt anahatlarda verili bir model deðerini taþýr, kurgul yöntemin bir uygulamasýdýr. Geliþtirilmesi görgül alanýn ilkin kendi kaba deðerinde tanýnmasý, ve sonra bu ayný içeriðin mantýksal/ussal biçiminde dizgeselleþtirmesi anlamýna gelir. Felsefeciliðin kendi içinde yeniden toparlanmasýna baðlý olduðu ölçüde, böyle bir çalýþma henüz geleceðin görevidir.

Hegel’in bu paha biçilmez çalýþmasý, insan usunun Aristoteles’ten bu yana ürettiði bu benzersiz, deðeri sonsuz düþünce yapýtý insan bilgisinin en soyut, en yoksul kategorisi ile, Varlýk kavramý ile baþlar, ve sanat, din ve felsefeyi Bir olarak kapsayan Saltýk Tin bölümü ile sonlanýr. Bu bölümün Felsefe üzerine olan kesiminde Hegel insan usunun ve yüreðinin en deðerli iki ustasýndan iki alýntý yapar. Bunlardan birincisi Mevlana’dýr. Ýkinicisi Aristoteles. Mevlana’nýn burada aktardýðýmýz þiiri Felsefi Bilimler Ansiklopedisi’nin en son bölümünde, ‘Saltýk Tin, Felsefe’ kesiminde Rückert çevirisi ile verilir. (Rückert: Tachenbuch der Damen auf das Jahr 1821; Ýngilizce çeviri May Kendall’dan William Wallace tarafýndan alýntýlanmýþtýr).

 


19) Mevlana




III.
Yukarý baktým, tüm yýldýzlý göklerde Biri gördüm,
Aþaðý baktým, tüm dalgalarýn köpüklerinde Biri gördüm.

Yüreðe baktým, bir deniz, bir evrenler enginliði vardý.
Binlerce düþ gördüm, tüm düþlerde Biri gördüm.

Bire kaynaþýr korkundan hava, ateþ, toprak ve su,
Göze alamaz hiç biri karþý çýkmayý sana.

Yaþayan hiçbir yürek yoktur ki yer ve gök arasýnda,
Duraksamadan atmasýn sana tapýnmada.


V.
Senin ýþýnlarýndan bir demet olsa da güneþ,
Birdir sonsuza dek senin ýþýðýn ve benimki.

Ayaðýna toz gibi olsa da yükseklerde dönen gök,
Birdir benim varlýðým ve seninki sonsuza dek.

Gök toza dönerken, ve toz göðe dönerken,
Gene de Birsin, ve Bir kalýr benimki ile varlýðýn.

Nasýl dinginleþir göðün içinden geçen yaþam sözleri
Yüreðin ufacýk kutusunda?

Nasýl gizlenir güneþ ýþýnlarý daha güzel ýþýldayabilmek için,
Mücevher taþýnýn pürüzlü yüzüne?

Nasýl tüm görkemiyle çiçeklenebilir gül korusu,
Yerin çamurundan beslenip su birikintisinden içerek?

Nasýl dönüþür tuzlu deniz suyunu yudumlarken sessiz istiridye,
Bir inci ýþýltýsý olup günýþýðýnýn sevincine?

Ah, yürek! sellere gömülsen, korlarda yansan da,
Tek bir öðedir seller ve korlar; yeter ki arý ol sen.


IX.
Sana insanýn nasýl çamurdan biçimlendirildiðini anlatayým:
Tanrý çamura Sevginin soluðunu üflediði için.

Sana göklerin niçin her zaman döndüðünü anlatayým:
Tanrýnýn tahtýný Sevginin yansýsý ile doldurmak için.

Sana sabah rüzgarýnýn niçin estiðini anlatayým:
Sevginin gül korusunu yeniden çiçeklendirmek için.

Sana niçin gecenin dünyayý tüllere bürüdüðünü anlatayým:
Sevginin gelin çadýrýný kutsal gölgelikle örtmek için.

Tüm bilmecelerini anlatabilirim yeryüzünün sana:
Çünkü Sevgidir tek çözüm tüm bilmecelere.


XV.
Son verse de yaþamýn yoksunluðuna ölüm,
Ürker yaþam gene de önünde onun.

Yine öyle, ürker yürek Sevgi önünde,
Sanki ölümün gözdaðý varmýþ gibi onda.

Çünkü nerede Sevgi uyansa,
Ölür orada Ben, o karanlýk despot.

Býrak gecede ölsün o,
Özgürce soluk al sen þafakta.






(Rücker çevirisi)

III.
Ich sah empor, und sah in allen Räumen Eines,
Hinab, und sah in allen Wellenschäumen Eines.
Ich sah ins Herz, es war ein Meer, ein Raum der Welten
Voll tausend Träumlich sah in allen Träumen Eines.
Luft, Feuer, Erd und Wasser sind in Eins geschmolzen
In deiner Furcht, daß dir nicht wagt zu bäumen Eines.
Der Herzen alles Lebens zwischen Erd und Himmel
Anbetung dir zu schlagen soll nicht säumen Eines.

V.
Obgleich die Sonn’ ein Scheinchen ist deines Scheines nur,
Doch ist mein Licht und deines ursprünglich Eines nur.
Ob Staub zu deinen Füßen der Himmel ist, der kreist;
Doch Eines ist und Eines mein Sein und deines nur.
Der Himmel wird zum Staube, zum Himmel wird der Staub,
Und Eines bleibt und Eines, dein Wesen meines nur.
Wie kommen Lebensworte, die durch den Himmel gehn
Zu ruhn im engen Raume des Herzensschreines nur?
Wie bergen Sonnenstrahlen, um heller aufzublühn,
Sich in die spröden Hüllen des Edelsteines nur?
Wie darf Erdmoder speisend und trinkend Wasserschlamm,
Sich bilden die Verklärung des Rosenhaines nur?
Wie ward, was als ein Tröpflein die stumme Muschel sog,
Als Perlenglant die Wonne des Sonnenscheines nur?
Herz, ob du schwimmst in Fluten, ob du in Gluten glimmst:
Flut ist und Glut ein Wasser; sei deines, reines nur.

IX.
Ich sage dir, wie aus dem Ton der Mensch geformt ist:
Weil Gott dem Tone blies den Odem ein der Liebe.
Ich sage dir, warum die Himmel immer kreisen:
Weil Gottes Thron sie füllt mit Widerschein der Liebe.
Ich sage dir, warum die Morgenwinde blasen:
Frisch aufzublättern sees den Rosenhain der Liebe.
Ich sage dir, warum die Nacht den Schleier umhängt:
Die Welt zu einem Brautzelt einzuweihn der Liebe.
Ich kann die Rätsel alle dir der Schöpfung sagen:
Denn aller Rätsel Lösung ist allein der Liebe.

XV.
Wohl endet Tod des Lebens Not,
Doch schauert Leben vor dem Tod.
So schauert vor der Lieb’ ein Herz,
Als ob es sei vom Tod bedroht.
Denn wo die Lieb’ erwachtet, stirbt
Das Ich, der dunkele Despot.
Du laß ihn sterben in der Nacht
Und atme frei im Morgenrot.


(May Kendall çevirisi)

III.
I saw but One through all heaven’s starry spaces gleaming:

I saw but One in all sea billows wildly streaming.
I looked into the heart, a waste of worlds, a sea,
I saw a thousand dreams, yet One amid all dreaming.
And earth, air, water, fire, when thy decree is given,
Are molten into One: against thee none hath striven.
There is no living heart but beats unfailingly
In the one song of praise to thee, from earth and heaven.

V.
As one ray of thy light appears the noonday sun,
But yet thy light and mine eternally are one.
As dust beneath thy feet the heaven that rolls on high:
Yet only one, and one for ever, thou and I.
The dust may turn to heaven, and heaven to dust decay;
Yet art thou one with me, and shalt be one for aye.
How may the words of life that fill heaven’s utmost part
Rest in the narrow casket of one poor human heart?
How can the sun’s own rays, a fairer gleam to fling,
Hide in a lowly husk, the jewel's covering?
How may the rose-grove all its glorious bloom unfold,
Drinking in mire and slime, and feeding on the mould?
How can the darksome shell that sips the salt sea Stream
Fashion a shining pearl, the sunlight’s joyous beam?
Oh, heart! should warm winds fan thee, should’st thou floods endure,
One element are wind and flood; but be thou pure.

IX.
I’ll tell thee how from out the dust God moulded man,
Because the breath of Love He breathed into his clay:
I’ll tell thee why the spheres their whirling paths began,
They mirror to God’s throne Love’s glory day by day:
I’ll tell thee why the morning winds blow o’er the grove,
It is to bid Love’s roses, bloom abundantly:

I’ll tell thee why the night broods deep the earth above,
Love's bridal tent to deck with sacred canopy:
All riddles of the earth dost thou desire to prove?
To every earthly riddle is Love alone the key.

XV.
Life shrinks from Death in woe and fear,
Though Death ends well Life’s bitter need.
So shrinks the heart when Love draws near,
As though ‘twere Death in very deed:
For wheresoever Love finds room,
There Self, the sullen tyrant, dies.
So let him perish in the gloom,—
Thou to the dawn of freedom rise.


20) Hegel: Felsefe



Hegel

Hegel Avrupa’nýn tanýdýðý son büyük felsefecidir. Felsefesi tüm Felsefe Tarihinin en tam dizgesi, Platon-Aristoteles idealizminin modern anlatýmýdýr. Hegel’den sonra Batý felsefeciliði us-düþmanlýðýna yozlaþýr, yürürlükteki türesizlik ve sadizm düzeninin onu aklayan bir parçasý, akademik bir sýðýntý olur.

Ýngiliz görgücülüðü, yararcýlýðý, pragmatizm, pozitivizm, materyalizm, nihilizm, varoluþçuluk, postmodernizm, realizm, analitik gelenek ve
ardý arkasý gelmeyen daha baþka sayýsýz ývýr zývýr,
bu kadar çok ‘felsefe,’ bu kadar çok ‘gerçeklik,’ böylesine engin bir ‘bilgelik türlülüðü’ gerçekte Batý bilgeliðinin bir soytarýlýk, ve ‘bilge’sinin bir þarlatan olduðunu gösterir.

Bu sýfatlarýn kullanýlmasýný duygusallýk olarak görmemeliyiz.
Bu insanlar duyu-izlenimleri, görüngüler, olgular vb. adýna usun kendisine, mantýða saldýrmýþ, felsefenin kendi yaratýcýlarýna ve ona en baðlý insanlarý, Platon, Aristoteles, Hegel gibi idealistleri ‘düþman’ olarak görmüþler, felsefeye ve felsefeciye karþý yalnýzca nefret duygularý taþýmýþlardýr.

Hegel’den sonra Felsefe düþmanlýðý, Ýdealizm düþmanlýðý, Us düþmanlýðý Batý ekininin düþünsel durumunun ve toplumsal durumunun gerçek çözümlemesi olarak felsefenin yerini alýr. Bu usdýþý giriþimin kendisi tam olarak çözümlediði modern toplumsal yapýlanýþ denli usdýþýdýr. Ve eðer bu yalancý bilgeliðin Protestan Batý ekininin biçimlenmesinde bir etkisi olmuþsa, bu kaynaðýn usdýþý doðasý ile bütünüyle tutarlý usdýþý bir etki olmuþtur. Eðer bu görgücüler devletlere Anayasalar yazmýþlar, hükümetlere ekonomi politikalarý sunmuþlarsa, bunun için de ayný þey geçerlidir. Pragmatizm salt bir kuram deðil ama Anglo-Saxon tinin kendi ilkesizliðidir. Kuþkuculuk salt bir kuram deðil ama ayný paranoid Batý karakterinin evrensel özelliðidir. Varoluþçuluk, nihilizm, pozitivizm vb. de birer felsefe deðil ama modern Batý toplumunun genel ruhsal, biliþsel, deðersel çözülüþünü anlatan düþünce akýmlarýdýr.

Hegel Avrupa’nýn tinsel iklimine yabancý bir düþünürdür.
Dünyaya bakýþý, dünyayý kavrayýþý Avrupalý perspektifin bütünüyle dýþýndadýr.
Hegel Batýlý bakýþ açýsýndan saltýk olarak anlaþýlmazdýr — salt eytiþimin doðal us karþýsýna çýkardýðý mantýksal güçlükten ötürü deðil ama ortaya koyulan gerçek çözümlemenin Batý deðerleri ile, özellikle Anglo-Saxon ‘deðerleri’ ile eþölçümsüz olmasý nedeniyle.
Hegel inciticidir.

Hegel Avrupa’nýn tinsel iklimine dünyalar denli, çaðlar denli uzaktýr.
Ýdealizmi, usa sonsuz güveni, Yunan eytiþimine düþüncesinin tüm gücüyle sarýlmasý, kurgul düþünceye verdiði saltýk eðer onu Batý hoppalýðýndan ayýrýr, Evrensel Ýdealizme baðlar.
Hegel’de bir Almaný, bir Avrupalýyý, bir Batýlýyý bulamayýz. Felsefeci olduðu düzeye dek, Ýdealist olduðu düzeye dek, onda evrensel insan bilgeliðini buluruz.
Felsefesi her noktasýnda Platon ve Aristoteles’ten ödünç alýnmýþtýr.
Felsefesi her noktasýnda o ayný ödünç içeriði biraz daha iyileþtirmeye, toparlamaya, ve eksiðini gediðini gidermeye ayarlanmýþtýr.
Felsefesi her noktasýnda Batý ekini ile geçimsizdir. Her noktasýnda o ekinin ruhsuzluðu, duyunçsuzluðu, düþüncesizliði ile çatýþma içindedir. Hegel Avrupa’da yalnýzca reddedilir, evrilip çevrilir, sövülür, karalanýr, saldýrýya uðrar, ve bütün bir felsefe tarihinin elmas özünü kavradýðý ve anlattýðý düzeye dek, irasyonalist nefret dalgasýnýn baþlýca hedefi olur.
Bu bugün de böyledir.
Hegel modern nihilizmin, pozitivizmin, materyalizmin fobisidir.

21) Panteizm ve
Gizemcilik



Panteizm ve Gizemcilik

Hegel Ansiklopedi’sinin (III) Saltýk Tin bölümünde Mevlana’nýn þiiri ile ilgili olarak sorar:

‘‘Kim dýþsalýn ve duyusalýn üzerinde kanat açan bu þiirde Panteizm denilen þeyi oluþturan ve tanrýsalý dýþsal ve duyusal olana indirgeyen o sýkýcý tasarýmlarý görecektir?’’

Panteizm Doðayý — daðlarý ve taþlarý, gökleri ve yýldýzlarý, bitkileri ve böcekleri — Tanrý olarak gören bakýþ açýsýdýr.
Ve sýkýcýdýr.

Hegel Mevlana’yý idealistin bakýþ açýsýndan kucaklar. Onda hiçbir gizemcilik görmez. Tersine, onda eytiþimin Ýdeaya, olgunun ve kavramýn birliðine yükseliþini görür, Biri tam olarak Türlülüðün kendisinde anlatan kurgul bilgeliðe hayran olur — bilginin ve sevginin birliðine, idealizmi insan yüreðine perçinleyen romantizme tanýk olur. Onda insanýn eriþmeye yetenekli olduðu Gerçekliðin en ‘güzel’ biçimini, ve bu biçime uygun en güzel anlatým yolunu görür:
Þiir tüm sanatlar içinde kavrama en çok yaklaþanýdýr.
Çünkü þiir üzerinde insan usunun yürekle birlikte çalýþtýðý, en çok çalýþtýðý ve en çok þey baþardýðý sanattýr.
Bir Mozart konçertosunda, bir Beethoven senfonisinde, bir Bouguereau tablosunda Saltýk Güzellik ile, Tanrýsal Ýdea ile ile buluþmanýn duygusunu yaþarýz.
Kendimizi, Beni unuturuz, o karanlýk despotu ölmeye býrakýrýz.
Mevlana’nýn Þiiri bizi Ýdeaya daha da yaklaþtýrýr.
Ve Ýdealizm, kurgul düþüncenin sanatý bizi Ýdeaya tam olarak ulaþtýrýr.

Gerçeklik insandan korkmaz, ondan kaçmaz, onun eriþemeyeceði birþey deðildir. Bütün bir Güzel Sanatlar, bütün bir Sevgi yapýtlarý, bütün bir Felsefe tarihi doðal usun bu kanýsýnýn tanýtýdýr. Ve bütün bir Kuþkuculuk tarihi felsefenin bu tanýtýný çürütme çabasýdýr. Mevlana Birin, Gerçekliðin insan için eriþilmez olmak bir yana, tam tersine insanýn en yakýnýnda,
en içinde,
yüreðinde
olduðunu anlatýr.

Ýnsan bilme gücünü taþýr. Bilmiyorsa, bilemiyorsa, henüz Ýnsan Kavramýna yaraþýr deðildir. Öðrenebilir. Öðrenmelidir. Eðer ‘gerçeklik bilinemez’ diyorsa, bilgiyi olanaksýz görüyorsa, o zaman kendini yanlýþ, yanýlgý ve yalan içinde yaþamak zorunda býrakan bir aptaldýr, kuþkucu bir mutsuzdur. Bilgi yalnýzca soyutlamacý düþünceden, Sevgi yalnýzca ürkek yürekten kaçar. Bilgi insaný Sevgiye götürür çünkü ‘baþka’nýn da özde tam olarak ‘kendi’ ile ayný us, ayný duygu, ayný duyarlýk olduðunu, insandan korkmamayý, onda kendini bulma olanaðýnýn olduðunu, insanlýðýn bir olduðunu öðretir. Bakýþýk olarak, bilgisizlik ve nefret bir ve ayný þeydir. Bilgisiz insan korkaktýr, düþman bir dünyada olduðu sanýsý içinde yaþar, endiþe içinde yitip tükenir. Sözde iyinin ve kötünün ötesinde, ama gerçekte saçma, anlamsýz, yaþamaya deðmez bir yaþamý yaþar, ve bir despot ya da bir peygamber olmak arasýnda hiçbir ayrým olmadýðý sonucuna varýr.
Ve despotizmi yeðlemekten baþka birþey yapamaz.


Edward Munch, ‘‘Çýðlýk’’

Edward Munch, ‘‘Çýðlýk’’

Modern insan endiþelidir, görünürde hiçbir neden yokken korku içindedir.
Çünkü varoluþun ortasýnda yapayalnýzdýr.
Duyuncu, duygusu,tüm benliði salt kendi içine kapanmýþ, sýmsýký yalýtýlmýþ, evrenselini, topluluk tinini yitirmiþtir.
Sevilmek nedir bilmez.

Us kendinde ve kendi için Gerçekliði kavrama yeteneðindedir, gerçekte usun us olmasýnýn anlamý kendisinin gerçeklik, biricik gerçeklik olduðuna güvenmesinden baþka birþey deðildir. Doðada yalnýzca kendi kendisini kavrar — özdeksel evrenin bütünüyle ussal, saltýk olarak mantýksal belirlenimlerini. Ve Tarihte, insanýn Uygarlýða eriþme yolu olan süreçte ise doðrudan doðruya kendi yapýtýný, kendi kendisini kavrar.
(Hegel’in aþaðýda Aristoteles’ten yaptýðý alýntýda usun bu bir ve ayný nesnelliðine, usun ve düþündüðünün bir ve ayný olmasý olgusuna deðinilir).

Bu gizemcilikten en uzak, aslýnda ona tam anlamýyla karþýt olan olan tutumdur.
Ne olursa olsun tüm gizi, tüm gizemi bir yana atan tutumdur. Bilmenin tutumudur. Yürek Usun bir ve ayný Gerçekliðini duygu olarak, Sevgi olarak yaþar. En azýndan bu arý Sevgi biçiminde, tek-tanrýlý dinlerin gerçek deðerini, halklarýn törel tözlerini, birlik içinde varoluþlarýnýn koþulunu belirler, onlarýn duyunçlarýný diriltir, hak, doðruluk, iyilik ve türe kavramlarýna somut belirlenimlerini verir. Sevgi esrimeden en uzak olan duygudur. Hiçbir insan yüreði ‘gizli’ olan birþeyi, salt bir ‘giz’ olan þeyi Sevgi duygusuyla kucaklamaya yetenekli deðildir. Bu saçmalýktýr. Ama soyutlamacý anlak ayný Panteizmi, ayný Gizemciliði Spinoza’ya, Mevlana ile ayný anlýksal Tanrý sevgisini paylaþan, tüm özdeksel ve tinsel evrende bir ve ayný gerçekliði, Biri gören o büyük idealiste de yükler. Bu gerçekte yalnýzca kendi kavramsal yetersizliðini gösterir. Daha iyisini yapmayý baþaramaz. Çünkü soyutlamacýdýr, iki kavramý, özdekseli ve tinseli biraraya birleþtirmeyi baþaramaz, ve gerçekliði irdelemeyi, bilmeyi baþýndan reddetmiþtir. Tüm Gizem ve Gizemcilik ‘sevgisini,’ bilgisizliðin ve yalancý bir duygunun o tuhaf kaynaþmasýný o soyutlamacý anlaðýn kendisine býrakabiliriz.

Hiçbirþey Mevlana’ya, Spinoza’ya, Hegel’e gizemcilikten, bilinemezcilikten daha uzak deðildir.


22) Aristoteles





Aristoteles


Hegel’in Aristoteles’ten alýntýsý, Metafizik, XII (1072b)

‘‘Ama kendinde düþünme kendinde en iyi olanla, ve en yüksek düþünme en yüksek olanla ilgilenir. Us düþünülebilir olaný kavrayýþýnda kendi kendisini düþünür; çünkü nesne ile iliþkiye girince ve onu düþünürken kendisi düþünülebilir olur, öyle ki us ve düþünülen aynýdýr. Çünkü us düþünülebilir olaný ve öz olaný alma yetisidir; ve düþünülebilir olan onun iyeliði olduðu zaman etkindir. Öyleyse düþünülmüþ olan usun tanrýsal olarak kazanýyor göründüðünden çok daha tam bir anlamda tanrýsaldýr; ve kurgu edimi en haz verici ve en iyi olandýr. Eðer þimdi Tanrý her zaman bizim zaman zaman yaþadýðýmýz o iyi durumda ise, bu merakýmýzý uyandýrýr; ve çok daha iyi durumda ise, bu çok daha büyük bir meraka deðerdir. Ve Tanrý daha iyi bir durumdadýr. Yaþam da ona aittir; çünkü usun etkinliði yaþamdýr; ama Tanrý etkinliktir. Onun etkinliði kendinde en iyi ve bengi yaþamdýr. Tanrý, deriz, bengi olan, en iyi olan dirimli varlýktýr; öyleyse yaþam ve bitimsiz, bengi süre Tanrýya aittir; çünkü Tanrý yaþam ve bengiliktir.’’

 


23) Düþünce


III) DÜÞÜNCE

Duyarlýðýn ve Duygunun bu Saltýk Tin alanýnda — yalnýzca ve yalnýzca bu ideal bileþenlerin yanýsýra — insan Düþüncesi de tam geliþimine, tam açýnýmýna ulaþýr — Evrenselin tüm Evrenseli kavramasý, insanýn düþüncesinde tüm varlýk alanýyla buluþmasý, Ýdeanýn (ya da Nousun, Logosun, Usun) eksiksiz öz-bilgisi ve öz-gürlüðü. Bu bize Felsefe Tarihinin öðretebileceði Ýdealizmdir.

Ancak bu arý tinsellik, ancak bu ideal koþul insanlýðýn üzerinde anlaþabileceði, barýþý kurabileceði, sevgiyi gerçekleþtirebileceði düzlemdir.

Ýnsan varlýðýnýn bu ideal düzleminde bireysel olan eksiksiz olarak evrensel ile birdir — çünkü bireyselin istemi ve hakký ait olduðu evrenseli gerçekleþtirmektir. Birey ancak evrenseli ile özdeþ olduðu zaman, kendi özseline özdeþ olduðu zaman saltýk olarak hiçbir sýnýr olmaksýzýn bireydir. Bu insanlýk durumunda herþey bilgi, herþey duygu, herþey duyumdur, herþey gerçeklik, sevgi, güzelliktir. Hiçbir þey yanlýþlýk ve yalan, hiçbirþey çirkinlik ve nefret deðildir.
Ýdea ile birliði içindeki Varlýk yalnýzca güzel olandýr, yalnýzca sevginin duygusudur, yalnýzca anlamýn bilincidir.
Ýnsan ruhunun, insan tininin bu özgür-ideal soluðunda herþey saltýk olarak açýnmýþ, tamamlanmýþ, gerçekleþmiþ Bendir. Ancak böyle bir Ben güzelliði varlýðýnýn her kýpýsý olarak yaþayabilir.
Ancak böyle bir Ben sevmeye yetenekli ve sevilmeye deðerdir.
Ancak böyle bir Ben tüm varlýðý kavrayabilir.
Gerçekliðin bilgisi insanýn soluduðu hava olur.
Varolmak bir mutluluk ürpertisi olur.
Ýdeal olan saltýk olarak ussal olandýr, ve ussal olanýn yazgýsý yaþama geçmek, kendini edimselleþtirmektir.

 




Ýnsanýn realitesi olan bu idealitede tüm savaþ, tüm sömürü, tüm sadizm sonlanmýþ, varolan ve varolabilen arasýndaki tüm çeliþkinin hesabý görülmüþ, insanýn varoluþ biçimi insanýn doðasý ile, ussal özü ile barýþmýþ, tutku ve us tüm insan özünün açýnýmýnda eksiksiz Uyuma eriþmiþtir.
Erek ulaþýlmasý uðruna erektir.

Yalnýzca bu ARI DEÐER alaný, yalnýzca bu ARI ANLAM alaný, bu tüm deðerlerin GERÇEK EVRENSELLÝK alaný, yalnýzca burasý BÝREYSELÝN kendini gerçekleþtirme alanýdýr.

Ancak tam geliþmiþ evrensele katýlan birey gerçek bireydir. Ancak tüm dünya Benim KENTim olduðu zaman birey olarak tam gerçekleþmeme ulaþýrým. Varoluþçu bilinç atrofisi, duygu atrofisi, duyarlýk atrofisi ancak yalancý bireyselliðe, ve ancak bunun göreli, koþullu, öznel seçim ve olanaklarýna anlatým verir. Baþka bir deyiþle, yürürlükteki insan sefilliðinden, yalnýzlýktan, küçülmekten baþka birþeye anlatým vermez.

Güzel Sanatlarda, Sevgide, ve Felsefede anlatým bulan bu arý tinsellik insanýn kendini oluþturma, kendini tam içeriðinde açýndýrma, ‘Kendini Bil’me sürecinin kendisi ve ereðidir: Ancak kendini edimselleþtirmiþ, tüm gizilliðini yaþama dökmüþ olan Tin kendi içinde yetenekli olduðu tüm deðeri, anlamý, gerçekliði bilebilir. Ancak böyle evrensel olarak geliþmiþ insanlýk için Özgürlük göreli/tarihsel olmanýn ötesine geçer, saltýk Özgürlüðe, Özgürlük Ýdeasýnýn kendisine yükselir, insanlýðýn ussal varoluþ biçimi, insanýn soluduðu hava olur.

Ancak bu saltýk tinsellik boyutunda varlýk ve anlamýn birliðinden söz edebiliriz, çünkü ancak gerçekleþmiþ varlýk, ancak insanýn yetenekli olduðu tüm tinsel içeriði varoluþa dökmesi, tüm tinsel gizilliðini sonuna dek edimselleþtirmesi, ancak bu gerçekleþmiþ tinsellik Anlamýn doluluðunu tüketebilir.

Batý uygarlýðý ne duyarlýkta, ne duyguda, ne de düþüncede insana özgü bir varoluþ biçimidir.

Modern Batý toplumu bir Yurttaþ Toplumudur, meta iliþkilerinden baþka hiçbir birlik baðý olmayan bir çekiþmeler, çatýþmalar, yarýþmalar, düþmanlýklar bütünüdür.
Tüze tarafýndan aklanan bir türesizlik, bir sömürü, bir þiddet, bir savaþ düzenidir.
Bu nedenle usdýþýdýr.
Bu nedenle daha þimdiden tarihtir.

 

 


24) Usun Deliliði


Usun Deliliði

Usun deliliði

Savaþ — ve Ýç Savaþ — böyle bir uygarlýðýn sorunlarýný yalnýzca þiddet düzleminde çözer, tinsel olarak deðil. Ve her aþamada yalnýzca sorunun daha da aðýrlaþmýþ olarak yeniden ortaya çýkmasýný güvence altýna alýr. Nefreti daha da arttýrýr, ve baskýyý da.

Tarih her adýmda yalnýzca insanlýðýn yalancý, göreli, geçici ilkeler üzerinde birleþemeyeceðini, barýþamayacaðýný, yalnýzca ölümüne çatýþmayý sürdüreceðini gösterir.
Dünya için,
uluslar için,
bireyler için
göreli tarihsel deðerler üzerinde, bu yalancý saltýklar üzerinde bir birlik görünüþü elde etmenin biricik yolu toplumun aptallaþtýrýlmasý, ya da despotizmdir. Ancak eðitimsiz modern kitle toplumu göreli özdeksel deðerin saltýklaþtýrýlmasýna, yanlýþýn doðrulanmasýna, ideolojiye, despotizme, baskýya izin verebilir. Bu postmodernist göreciliðin, insan sorunlarýna kuþkuyla yaklaþan, evrensel paranoya ile yaklaþan, insana saltýk güvensizlik ile yaklaþan nihilist irrasyonalizmin öðretebileceði biricik derstir.

Böyle bir kuþku tini modern toplumda en kolay kabulü görür. Çünkü böyle bir dizgede tüm eðitim süreci daha baþýndan insan usunun bastýrýlmasýna, küçültülmesine, insan deðerlerinin yok edilmesine, iyi ve kötü arasýndaki ayrýmýn silinmesine ayarlanmýþtýr. Bu modern kitle toplumunun kendi mantýðý gereðidir. Ancak deðerleri göreli olan, ancak duyuncu bastýrýlmýþ, ancak iyinin ve kötünün ötesinde olan insanlýk birbirini acýmasýzca sömürebilir, ancak gerçekliði göreli olan, ancak aptallaþtýrýlmýþ insanlýk tüm bilimini sömürü ve sadizmin hizmetine sunabilir, ancak varoluþu anlamsýz bulan, saçma bulan insanlýk hiçbir duyunç sýzýsý duymadan birbirini yokedebilir. Ancak varoluþçu entel despotizmi, terörizmi, sadizmi hiçbir duraksama göstermeden onaylayabilir. Kötüye ilgisizlik, herkesin bildiði gibi, kötü ile iþbirliðidir. Ama varoluþçunun, nihilistin, postmodernistin iyi ve kötü kavramlarý ile hiçbir sorunu kalmamýþ, Yaþamýn kendisi anlamsýzlaþmýþ, yaþamaya deðer olup olmadýðý sorgulanýr olmuþtur. Ama Yaþam Ýçgüdüsünün kovulduðu yeri Ölüm Ýçgüdüsü doldurur — çünkü tin boþluðu sevmez —, ve bu göreci irrasyonalistler insanlýða Despotizmi salýk verirler, kendileri zorbalýðýn sözcülüðünü yaparlar.

 


25) Despot



(Jean-Paul Sartre, Josef Stalin, Adolf Hitler, Martin Heidegger)

Bu insanlarý despotizmin yaratýcýlarý olarak, birer ‘üst-insan’ olarak görmemeliyiz.
Böyle birþey yoktur.
Bunlar en çoðundan alt-insanlardýr.
Despotizm yalnýzca birkaç bireyin yüz milyonlarca insaný büyülemesi deðildir. Bu insanlar yalnýzca toplumlarýnýn, halklarýnýn, uluslarýnýn politik bilinçlerine, tarihsel yazgýlarýna sözcülük yaptýlar.
Yalnýzca i harfinin üzerindeki noktayý koydular.

Varoluþçu Heidegger 13 yýl boyunca her yýl parti kartýný yenileyen bir Naziydi. Varoluþçu Sartre despotizmin, þiddet yoluyla doðan ve sürekli terör yoluyla ayakta kalan bir rejimin, devlet anamalcýlýðýnýn bir ‘insancýlýk’ olduðunu buyurdu. Kendisi için deðil. Bir gün ortaklaþacý bir rejim altýnda yaþayýp yaþamayacaðý sorulduðu zaman þu yanýtý verdi: ‘‘Hayýr, baþkalarý için iyi birþey, ama benim için, hayýr.’’
Varoluþçu için bireysel gerçeklikler, göreli gerçeklikler, seçme özgürlüðü vardýr, ve olanaklar sýnýrsýzdýr.


26) Tarih


Eðer Tarih bir geliþimse, bu bir Ereðe, bir Özgürlük hedefine doðru bir süreçtir. Eðer Geliþim, Ýlerleme kavramlarýnýn, genel olarak Oluþ kavramýnýn bir anlamý varsa, bunu ancak belirli bir Ereksellik olmalarýnda bulurlar. Belirlenimsiz, ereksiz, hedefsiz bir sürecin bir süreç olamayacaðý, bir oluþ bile olamayacaðý, ancak bir hiçliðe daðýlan bir kaos olacaðý nihilist mantýk için bile açýktýr. Ama nihilist mantýðýn kendisi doðrulama ya da çürütme ile ilgilenmeyen bir hiçliktir. Eðer Tarih anlamlý olacaksa, þurada burada, özdekçi kitle ekininde ya da devlet anamalcýlýðýnda takýlan, kapanan, sonlanan, biten ya da yalnýzca belirsizliðe daðýlýp saçýlan postmodern bir oyun olmamalýdýr. Tarih insan geliþme gereksiniminde olan bir varlýk olduðu ve edimsel olarak geliþtiði için anlamlýdýr. Tarihin anlamý yalnýzca ve yalnýzca Tarihin ussal olmasý anlamýna gelir. Sayfalarýnýn insan barbarlýðý, insan yabanýllýðý tarafýndan doldurulmasý, bu usdýþýnýn kendisi yalnýzca ve yalnýzca ussala ulaþmanýn zorunluðunu göstermelidir.
Ve bu ussallýðý reddeden bakýþ açýsýnýn neyi doðruladýðýný.
Ve bu ussallýðý istemeyen postmodern sefilliðin neyi istediðini.


Bu bakýþ açýsýndan, insanýn özü varoluþunun biçimiyle barýþýncaya dek, ussal öz kendini edimselleþtirinceye, dünya üzerinde gerçekleþtirinceye, yaþama geçirinceye dek, Tarih geliþimden, deðiþimden, ilerlemeden baþka birþey deðildir. Bir geliþim, bir ilerleme anlatmayan sayfalarý boþ sayfalardýr. Ve geliþimin, ilerlemenin tüm anlamý, tüm deðeri, onu insanlýðýn katlanmak zorunda olduðu herþeye karþýn bir hiçlik olmanýn ötesine yükselten þey Ereðidir, Özgürlüktür, insanýn tüm ideallerinde kendini eksiksiz olarak Gerçekleþtirmesidir. Usun bakýþ açýsýndan, çeliþki yalnýzca insanýn Özü ve Varoluþ biçimi arasýndaki uyumsuzluk giderildiði zaman kendini tamamlar, ve böylelikle sürecin kendisinin anlamlý olmasýnýn ölçütünü verir. Ama ayný zamanda anlamsýzlýðýn kendisinin yalnýzca ve yalnýzca sürecin, geliþimin dýþýnda olmak olduðunu gösterir.

Usun bakýþ açýsýndan yalnýzca göreci, özdekçi, deðer tanýmaz birey güvensiz, sevgisiz, duyunçsuz olandýr. Bunlar birer yoksunluk deðil ama birer eksikliktir. Modern eðitimin ve ekinin ruh üzerinde, us üzerinde yol açtýðý yaralanmalardýr. Giderilebilirler, iyileþtirilebilirler, öðrenilebilirler, ve insanýn doðasý, özü, týpký her öz gibi, her tohum gibi, açýnmayý, gizilliklerini gerçekleþtirmeyi ister. Ve öz elbette açýnmayý, geliþmeyi, varoluþ kazanmayý baþarabileceði için özdür.

Varoluþun Özün biçimine uyumlu kýlýnmasý yalnýzca baskýlanan, küçültülen, durdurulan Özün özgürleþmesidir. Özün özgürce geliþmesi, insan Duyusunun, Duygusunun, Düþüncesinin salt kendi belirlenimi ile uyum içinde, salt kendi belirleniminin gücüyle sýnýrsýzca açýnmasýdýr. Bu Öz yalnýzca ve yalnýzca Kendimiz dediðimiz þeydir, insan-üstü ya da insan-ötesi deðildir. Geliþmekten, kendi Özümüzde olaný ortaya sermekten korkmamalýyýz. Ýnsanýn özü tam açýndýðýnda onu dehþete düþürecek bir saçmalýk, anlamsýzlýk, ya da giderek kötülük, çirkinlik yapýsý deðildir. Kendi Kendimizden korkmamýz gerçekten de en saçma, en anlamsýz, en paradoksal olan þeydir. Böyle korku tüm irrasyonalizmin, tüm kuþkuculuðun, tüm göreciliðin, tüm Saltýk düþmanlýðýnýn paranoyasýdýr. Bu öz-güvensizlik, bu öz-endiþe, bu öz-korku insan geliþiminin önündeki en sinsi ve en etkili ideolojinin, Kuþkuculuðun desteðinden baþka birþey deðildir.

Bouguereau

Ýnsanlýðýn kendini eðitmesi kýsa ya da uzun sürebilir. On yýlý ya da onbinlerce yýlý gerektirebilir. Ama görgül zaman gerçekten göreli olandýr ve bu Ýdeali kavrayan her insan böyle nicelik sorunlarýyla mýzmýzlanmayý bir yana býrakýr. Bundan böyle onun için erek Þimdidedir, ve Þimdinin tözüne katýlabilecek her ussallýk tüm tarihi ilerletecek, tüm insanlýðý varoluþ idealine yaklaþtýracak gerçeklik ve sevgi atomlarýndan biridir. Ama tarih ancak bu güçlü atomlarda anlamlýdýr, dirimlidir, ve erekseldir. Eðer Þimdinin haksýzlýða uðradýðýný, önemsenmediðini, boþlandýðýný düþünüyorsak, hiçbirþey bundan daha yanlýþ olamaz: Þimdi ancak ussallaþtýrýldýðý ölçüde her zaman Þimdi olarak kalýr. Ancak türeli, anlamlý, yaþamaya deðer olduðu ölçüde, insan deðerine yaraþýr bir biçim kazandýðý ölçüde Þimdidir. Gerisi deðersiz, anlamsýz, Þimdi olmaya son vermiþ boþ bir varoluþtur, gerçekte yalnýzca yokoluþtur.

 



 

 

_Usun Bütünü (Geliþtiriliyor)
idea yayýnevi_
 
Aziz Yardýmlý (c) 1999-2000