Femme au beret rouge

(1) Modern Us gerçekliðin eriþilemez olduðunu ileri sürer ve gerçek olmayaný, yanlýþ olaný, göreli ve olasý olaný doðrular. (2) Modern Duygu bencil, acýmasýz, paranoiddir. (3) Modern Duyarlýk çirkini beðenir, güzel olandan tiksinir.

Modernist Tin Kuþkucu, Sevgisiz, ve Güzelliksizdir.

Aðlayan Kadýn
Çirkinin ‘Sanatý’ 1
0 3 2 1
è
Aziz
Yardýmlý

Güzel Sanat Uygarlýðýn en güvenilir göstergelerinden biridir. Daha da iyisi, gerçekte Uygarlýk kavramýnýn asýl bileþenlerinden biridir, ve Ýnsanlýk Sevgisi ve Bilgelik Sevgisi ile birlikte Güzellik Sevgisi Uygarlýðýn tözünü, insanda gerçekten insan olan yaný, varoluþta anlam olan þeyi oluþturur. Evrik olarak, sanatýn yozlaþmasý insan ruhunun barbarlaþmakta olan bir varoluþ biçimine uyarlanmasý için bir önlemdir.

Estetik bozulma evrensel deðerleri yeniden-deðerlendiren, böylece onlarýn hakkýndan gelen, böylece bundan böyle insaný ona insan olma niteliðini kazandýran en deðerli yeteneklerinde durduran bir çaðýn vargýsýdýr.

Güzel Sanat insaný törel soyluluða ve gerçekliðe ve sevgiye yükseltirken, karþý-sanat doðrudan doðruya insaný küçük düþürür. Güzelliðin kendisinden duyulan korkunun itirafýdýr, ve bir korku anlatýmý olarak doðallýkla nefret ve yalanla birlikte gider. Güzel Sanatýn insan soyluluðuna ve büyüklüðüne anlatým verdiði düzeye dek, çirkine eðilim insan doðasýnda ciddi bir rahatsýzlýðýn belirtisidir, uygarlaþmanýn deðil ama karþýtýnýn, barbarlaþmanýn bir göstergesidir. Bir tecimciler çoðulculuðundan, bir alýþ-veriþ iliþkileri düzleminden daha çoðu olmayan modern yurttaþ toplumunda, kübizm küçülmüþ bilincin büyümüþ bilinçaltýnýn anlatýmýdýr. Baskýcý yüceltme bir nefret pýhtýsý olan modern bilinçaltýnýn deðerleri yeniden-deðerlendirme yoludur.

Kendisi evrensel ve nesnel deðer olarak, Güzel Sanat modern toplumun onu modern yapan mini mini bireysel gerçeklikleri ile, göreli kiþisel deðerleri ile, saçma sapan öznel anlamlarý ile baðdaþmaz. Modern toplumsal yapý içinde insanlýk deðerleri yalnýzca olumsuz, dolaysýzca eleþtirel, ve çeliþki yaratýcýdýrlar. Açýkça tehlikelidirler. Modern varoluþu ona çok gerekli olan deðersizlik ve anlamsýzlýðýndan sýyýrma gözdaðýný verirler. Bu yüzden güzel sanat, týpký sevgi ve gerçeklik deðerleri gibi, modern toplumda gündelik bayaðýlýk karþýsýnda püskürtülür — dýþardan, özel bir komplonun sonucu olarak deðil, ama içerden, kitlesel olarak, ve bir gevþeme olarak..

Modern toplumsal yapýnýn iç tutarlýðý gereði, ve bu usdýþý bütünün saðlýðý uðruna, orada klasik, romantik ve idealist herþey, insana güzellik, duygusallýk ve gerçekliði anýmsatan herþey püskürtülmelidir.

Bu barbarlýðýn ortasýnda, Uygarlýk Deðerleri iþlerini uygarca sürdürürler. Ýnsanýn estetik, törel ve felsefi eðitilebilirliðini bilerek, onu tecim ve politikanýn sefil yazgýlarýna teslim etmemede saltýk olarak direterek, Ýdeal Ereðe doðru, çirkinliksiz, nefretsiz, ve yalansýz bir dünyaya doðru, insan tininin tam açýnýmýna doðru, Ýdeal Özgürlüðe doðru yürüyüþlerini sürdürürler.




Pablo Picasso
1881
Málaga (Ýsp.) — 1973 Mougnis (Fr.)


Güvenilir olmayan, içtenlikten yoksun, sýcaklýktan yoksun, donuk bakýþlar — ustalýða doðru eðitim yerine uygulayýmsal gözükaralýk, deðerler üzerinde deneycilik, özgünlük uðruna özgünlük dürtüsü.

Picasso Endülüs Arap uygarlýðýný yerle bir eden, Engizisyonun çarkýndan geçen, Napoleon’un önerdiði Devrimci Cumhuriyeti reddeden, aslýnda bir Cumhuriyet olmayý bir türlü baþaramayarak kendini iç savaþlarda tüketen ve 40 yýl boyunca Faþist Franco’yu baba sayan bir ülkede, Katolik Ýspanya Krallýðýnda doðdu ve büyüdü. Böyle küçültüçü geleneðin pençesinden kurtulduðu zaman her sevgisiz birey gibi kendini tüm insanlýk deðerlerinden soyutladý, nihilizme sarýldý. Yaþamýþ olduðu geriliðe, baskýcýlýða, tanýk olduðu þiddet varoluþuna uygarlýk diyerek, uygarlýktan nefret etti. Felsefenin, sanatýn, bilimin yüzyýllar boyunca yarattýðý deðerler birikiminin onun için anlamý yalnýzca yokedilecek þeyler olmasýydý. Sanatýn da bir süreklilik olduðunu, asýl adýnýn Güzel Sanat olduðunu çok geç anladý, ve anladýðý zaman da ahmaklarla birlikte oynadýðý oyunu bozmayý istemedi. Kaba sabalýðý, derbederliði, pisliði, duyarsýzlýðýn kendisini ekinsel deðerlere yükseltti. Picasso’da en duyarsýz insanýn sanata verdiði deðer, en umutsuz insanýn güzele duyduðu sevgi yoktu. Tam tersine, Picasso sanatý, güzel sanatý, güzelliðin kendisini yabancýladý. Paris’te ayaktakýmý arasýnda yaþadý, normal olarak insanlarýn yaþamaktan hiç hoþlanmayacak-larý sefillikleri, rezillikleri gördü, ve onlarý normalleþtirdi. Sanatýný (ve bütün yaþamýný) bildiði bu biricik normlar üzerine biçimlendirdi. Picasso’nun ruhunun karanlýk köþelerinde mayalanan yapýtlarý modern toplumun güzellik anýtlarý olan müzeleri týka basa doldurdular. Picasso baþka herþeyin yanýnda, çirkinin sanatýný ahmaklýk için dev bir ekin iþleyimine çevirmeyi de baþardý. Sanatý bir mal yapmada hiç kimse onun kadar baþarýlý olamadý.

Modernist Enc. Britannica’ya göre (sað kutuda) sanatýn kavramsal doðasý söz konusu olduðunda ‘felsefeci’lerin anlaþtýklarý biricik ilke onun el ile yapýlan birþey olduðudur (üstelik Pollock’un sanat yapýtlarýný üretirken ayaklarýný da kullanmýþ olmasýna karþýn). Benzer olarak, felsefenin kendisi duyusal algý ile (ya da daha iyisi, kaðýt-kalemle) yapýlan birþey, ve sevgi içgüdü ile (ya da sinir dizgesi ile, kimyasallarla, atomlarla vb.) yapýlan birþeydir.

Batýlý modernist entel kendi türünde gösterdiði tüm türlülüðe karþýn, hiç olmazsa çok geniþ ve çok önemli bir temelde anlaþma içindedir. Görmek inanmaktýr; ama ellemek daha da güvenilir bir yöntemdir. Sanat estetik ölçünlerden daha da geçerli ve saðlam bir fiziksel koþula baðlandýðýnda, Picassolar için de sanatçý kategorisi altýna bir yer açmada hiçbir iç tutarsýzlýk kalmaz.


Sanatýn Avrupa’da yaþadýðý çirkinleþme modern kitle toplumunun genel eðilimi ile tutarlýdýr:
Bu kapitalistik, militaristik ve teknolojik toplumda Gerçeklik ve Sevginin yanýsýra Güzellik de onu tanýmayan, onu yaþamayan, onu duyumsamayan bireyin varoluþundaki anlamsýzlýðý bozmamalýdýr. Hafiflik iyidir. Modern yaþam anlam arayan, duygu arayan, güzellik arayan bir ruhun katlanabileceði birþey deðildir. Kendini ona uyarlamak için, ruh kökten bir baþkalaþýma uðramalýdýr. Varolmanýn yolu varolan ölçünlere uyum saðlamaktan, kendini çevreye uyarlamaktan, ruhu baskýlamaktan, kendini yitirmekten geçer. Çünkü çevre belirleyici, altyapý dayatýcýdýr. Ve özdeksel güçler olarak, onlar kendi kendilerini belirlerler. Otomatiktirler. Akademilerde ve Müzelerde, kumarhanelerin ve bürolarýn duvarlarýnda ve parklarda ve bahçelerde Picassolar ile varoluþ çok daha deðersiz, çok daha çirkin, çok daha anlamsýzdýr. Ruh kendini böyle þeyleri normal kabul etmeye alýþtýrmalýdýr. Sanat modern pazarýn, modern eðlencenin, modern eðitimin yarattýðý uyumlu bütüne aykýrý olmamalýdýr. Modern yaþam pürüzsüz bir usdýþý akýþý olmalýdýr.

Avrupa hiç kuþkusuz bir Sevgi Topluluðu deðildir ve hiçbir zaman da olmamýþtýr. Bir öz-çýkar, bir öz-sevgi, bir öz-doyum toplumunda, insanlarýn yapmayý en iyi bildikleri þey yarýþmak, kýyasýya yarýþmak, çekiþmek, çatýþmak, döðüþmek, tek bir sözcükle nefret etmektir. Nefret, hafifletilmiþ beliriþleri içinde, modern çoðulculuðun özüdür. Bir kuþku, bir güvensizlik, bir endiþe varoluþunda, nefret hiç ayrýmsanmadan varoluþun tüm dokularýný ele geçirir. Birbirlerini seven insanlar mülkiyet iliþkilerini kabul edemezler. Birbirlerini seven insanlar birbirlerini dolandýramazlar, sömüremezler, ezemezler. Birbirlerini aç ve aptal, evsiz ve iþsiz býrakamazlar, umutsuz ve çökmüþ görmeye dayanamazlar. Modern toplum insandan tüm duyguyu uzaklaþtýrmak zorundadýr. Ve Güzellik böyle bir toplumsallýkta yalnýzca gereksiz deðil ama rahatsýz edici olur. Onun da hakkýndan gelinmelidir, yoksa insanlara insan olduklarýný duyumsatýr.

Böyle bir ekinde, birkaç idealist, birkaç romantik, birkaç hümanist bütünün yüzünü deðiþtirmeyi baþaramaz. Tam tersine, Düþmanlar olarak görülürler, ve entellektüel saldýrganlýðý doyurmaya hizmet ederler.

Böyle sürekli ve yaygýn bir duygusuzluk tininde, kübist Picasso göreli olarak geç bir fenomendir. 18’inci yüzyýlýn sonlarýnda ve 19’uncu yüzyýlýn baþlarýnda yaþanan kýsa bir Ýdealizm, Romantizm ve neo-Klasisizm döneminden sonra, Hýristiyan Kýta yeniden kendine gelerek ekinini böyle yabancý öðelerden arýndýrmýþ, geliþmekte olan modern toplum sürdürmekte olduðu iþleyim devriminde ona rahatsýzlýk verecek estetik, törel ve ussal deðerlerden tepeden týrnaða temizlenmiþtir. Yerleri modern ekinin bileþenleri tarafýndan alýnmýþtýr: Nihilizm, pragmatizm, liberalizm, kapitalizm, emperyalizm, militarizm, materyalizm, deizm, ve son olarak kübizm ve türevleri. Bunlarýn tümü de birbirleri ile ilgisiz eðilimler deðil ama bir ve ayný olgunun deðiþik yanlarýný anlatan bütünleyici kavramlardýr. Bir ve ayný tözün kimi zaman þu kimi zaman bu yüklemi altýnda görülmesini anlatýrlar, bir ve ayný tözsellikte birbirlerini çiðnemeden, yoketmeten, birbirleri ile çeliþmeden varolurlar. Bu Töz uygarlýk kavramlarý ve deðerleri ile, barýþ, sevgi, uyum, ýlýmlýlýk, ölçü, güzellik, türe, duyunç, gerçeklik ile baðdaþmaz. Ýdealizm, Romantizm, Klasisizm modern Batý ekininin tözüne ait kavramlar deðildirler.

Picasso’yu yüz yýl kadar önceleyen Aydýnlanma devimine karþýn, Picasso’nun ruhu Avrupa’nýn o güne dek benzeri Orta Çaðlarda bile yaþanmamýþ bir Kararma döneminde þekillendi. Ýki dünya savaþýna ve kentlerin üzerinde nükleer bombalarýn patlatýlmasýna, Nazi toplama kamplarýna, kendi ülkesinde 1936’da baþlayan iç-savaþa, anarþiye, ardýndan 40 yýl süren faþist Franco rejimine ve modern çaðýn baþka her tür saçmalýðýna tanýk olan Picasso yerleþtiði Paris’te ilkin kentin tortusu ile birlikte yaþadý (mavi dönem). Daha sonra II. Dünya Savaþý sýrasýnda Paris’e yerleþen Nazilere, onlar yenildikten sonra Amerikalýlara resimler sattý. Ýlkin tutkulu bir Kralcýydý. Sonra 1944’te kendine özgü oldukça kübik nedenlerle Ortaklaþacý oldu ve Partiye katýldý.

Picasso duyguyu acý olarak, korku olarak öðrendi. Ruhu sevgi ile deðil ama nefret ile yoðruldu: Köksüz, yalnýz, savrulmuþ, itilip kakýlan bir sürgün olarak olgunlaþtý. Ruhu yabancýsý olduðu bir varoluþun anýlarýyla yüklendi. Ve kiþiliðindeki bu baský tortusunu çirkinliðe anlatým veren sanatýnda yaratýcý erke olarak kullandý.

Picasso türesiz bir varoluþu güzelliðin týlsýmýndan da sýyýrarak bireyin modern þimdiye uyarlanmasýný kolaylaþtýrdý. Açýkça gelecek için bir kaygýsý, bir umudu, bir ideali yoktu. Picasso’nun büyüklüðü ona kiþiliðini ödünç veren çaðýn ve ortamýn karþýlýk olarak ondan ne istediðini herkesten iyi anlamasýnda yatýyordu. Picasso bir Nefret çaðýnda kendisi gibi insanlara yaþama içerlemeyi, güzelden tiksinmeyi öðretmek için çabaladý. 20.000’in üzerinde sanat yapýtýyla modern uygarlýðý çirkinleþtirmede hiç kuþkusuz umabilmeyi göze aldýðýndan de baþarýlý oldu, insan ruhunu modern çaða daha kolay dayanabilmeye eðitti.

Picasso zamanýn tinine anlatým vermede Sartre’a, Heidegger’e, Popper’a, aslýnda baþka her us ve ruh posasýna taþ çýkardý. Onlarýn kavramlarý eðip bükerek, usun kendisini çarpýtarak güç bela üretmeye çalýþtýklarý saçmayý ve anlamsýzý o çizgilerle ve yüzeylerle çok daha kolay, çok daha etkili ve sözcüðün tam anlamýyla kitlesel ölçekte baþardý. Analitik olaný, soyut ve saçma olaný, ývýr zývýr olaný modern kitlenin bilincine benzersiz bir duruluk içinde iletti. Özsel olarak onunla ayný bilinçaltýný paylaþýyordu. Dahasý, kitle tüketimi çaðýnda ve modern sanat için daha þimdiden küreselleþmiþ bir pazar ekonomisi döneminde yaþýyordu. Modern dünya tam olarak onun nihilist karakterinin tözünden yoðrulan deðer tanýmaz bir dünyaydý, ve bu durum hem anamalcý hem de ortaklaþacý olan Picasso’ya onunla yarýþan baþka her kararsýz, her acemi, her ürkek nihilist karþýsýnda benzersiz bir üstünlük kazandýrdý. Düzlem sanatýný, doðru ve eðri çizgilerden, yalýn renklerden, gazete kaðýtlarýndan, baþka her tür çer çöpten oluþan yapýtlarýný modern kitle toplumu ile estetik iletiþimin nasýl kurulacaðýný göstermek için baþarýyla kullandý. Yapýtlarýnýn, kendisinin çok iyi bildiði gibi, gerçekte imzasýna eþlik eden karalamalar olmasý bile yeterliydi. Baþarýnýn gizi çirkinin ve yalanýn bir bireþimini yapmaktan, ve bunu yalnýzca onun dilinden anlayan insan aptallýðýna pazarlamayý bilmekten geçiyordu. Yaþamý boyunca Güzellik Kültü olarak gördüðü þeyden arta kalan son kalýntýlarý da yoketmek için çalýþtý. Bu onun için bir varlýk yokluk sorunuydu.

Picasso savaþan, yokeden, zulmeden modern uluslarýn birbirlerini yaþamda sevgi ve güzellik ve gerçeklik deðerlerinin yokluðundan ötürü yokettikleri bir çaðda tam olarak onlara daha da çirkin, daha da yalan, daha da aptal bir dünya sunabilmek için çabalayýp durdu. Görevini tamamlayamadan ölmüþ olsa da, çabalarýnýn devinirliði modern toplum varoldukça süreklidir.

‘‘Upon what does the philosopher of art direct his attention? "Art," is the ready answer; but what is art and what distinguishes it from all other things? The theorists who have attempted to answer this question are many, and their answers differ greatly. But there is one feature that virtually all of them have in common: a work of art is a man-made thing, an artifact, as distinguished from an object in nature. A sunset may be beautiful, but it is not a work of art. A piece of driftwood may have aesthetic qualities, but it is not a work of art since it was not made by man. On the other hand, a piece of wood that has been carved to look like driftwood is not an object of nature but of art, even though the appearance of the two may be exactly the same. This distinction is being challenged in the 20th century by artists who declare that objets trouvés ("found objects") are works of art, since the artist's perception of them as such makes them so, even if the objects were not man-made and were not modified in any way (except by exhibition) from their natural state.’’

‘‘Nevertheless, according to the simplest and widest definition, art is anything that is man-made. Within the scope of this definition, not only paintings and sculptures but also buildings, furniture, automobiles, cities, and garbage dumps are all works of art: every change that human activity has wrought upon the face of nature is art, be it good or bad, beautiful or ugly, beneficial or destructive.’’

Kendileri birer sanat yapýtý olan böyle denemeler için, bkz. Britannica.com, ‘Art’ ile ilgili giriþler.

Karl Gustav Jung

‘‘Deneyimim temelinde, okura inanca verebilirim ki, Picasso’nun ruhsal sorunlarý, çalýþmasýnda anlatým bulduklarý düzeye dek, tam olarak hastalarýmýn sorunlarýna andýrýmlýdýrlar’’ :: ‘‘On the basis of my experience, I can assure the reader that Picasso's psychic problems, so far as they find expression in his work, are strictly analogous to those of my patients’’ (K. G. Jung).


Picasso, Büyük Kafalar,  Mougnis, 16 Mart 1969, Tuval üzerine yaðlýboya,  194,5 x 129 cm

Büyük Kafalar,
Mougins, 16 Mart 1969.
Tuval üzerine yaðlý boya,
194.5 x 129 cm.



‘‘[Yapýtlarýmý] ne denli az anladýlarsa, bana o denli çok hayran oldular.’’ (Picasso)

Cupid ve Tüfekli Asker, ayrýntý

Cupid ve Tüfekli Asker

Modern sanat müzeleri seyirci sayýsýný arttýrabilmek için Güzel Sanat yapýtlarýnýn yerini halka seslenen kitle yapýtlarý ile doldururlar. Modern felsefe kurumlarý ayný popülerlik kaygýsýyla Ýdeal ve Klasik olana savaþ açarlar, görgücü halk felsefeleri ile, materyalist, pozitivist, nihilist dizgelerle insanlarý uslarýnda sakatlamaya giriþirler.

Anlaþýlmayanýn Düþünsel ve Duyusal Gizi. Anlaþýlmayanýn normal bilinç üzerinde yarattýðý etki mitolojilerin, boþinançlarýn, gizemciliðin, büyücülüðün tözünde yatar.

Ayný þaþkýnlýk etkisi soyutlamacý kübizmin üreticisi ve tüketicisi üzerinde de görünür.

Ve ayný etki kendini bir de arý düþüncenin alanýnda duyumsatýr, kuþkuculuðu besler, aslýnda ona o çelik gibi bükülmez, dikbaþlý, inakçý doðasýný verir.

Salt soyutluðundan ötürü, daha öte anlaþýlacak hiçbir içeriðinin olmamasýndan ötürü anlaþýlamayanýn meraklandýrýcý etkisi karþýsýnda, bilginin doðasýna yabancý doðal bilinç bildiðini, anladýðýný bir yana býrakýr, bilemediðine, anlayamadýðýna daha yüksek bir deðer ve önem vermeye yönelir. Bilinen, anlaþýlan ve böylelikle kalýcý, deðiþmez, saðlam olan gerçeklik ile karþýtlýk içinde, bilinmeyen, anlaþýlamayan ve böylelikle düþünceyi uyaran belirsizlikte modernist tin için en deðerli gereç, daha þimdiden bilineni, anlaþýlaný deðersizleþtiren bir yenilik beklentisi yatar.

Tasarýmsal bilmeyi, anlamayý yenilgiye uðratan kendinde-þey kategorisi ile Immanuel Kant’ýn kendisi anlaþýlmayanýn düþünce üzerinde yarattýðý þaþkýnlýk durumuna en iyi örnektir. Böyle anlaþýlmayanýn yalnýzca var olduðu bilinir. Daha ötesi deðil çünkü bilinecek daha öte hiçbir belirlenimi yoktur. Bir soyutlamadýr. Kuþkucu bilinç aþamadýðý bu sýnýrda iþin aslýna, gerçeðin kendisine, saltýk önemde ve deðerde olana dokunduðu, ve ötede bir yasak bölgenin uzandýðý sanýsýna sarýlýr. Bunda inakçýdýr. Düþünemediðini, tanýtlayamadýðýný doðrular. Soyut kavramýn içeriðini onun eytiþimsel deviminde aramak yerine, kavramýn içine ulaþmaya, orada ona daha þimdiden tanýdýk gelen görgül tasarýmlar bulup çýkarmaya çalýþýr.


Ýnsan ruhu da bir duygular evreninde kendini uyarlar, ve Picasso’nun yapýtlarýna bayýlanlar da benzer olarak anlam olmayan yerde anlam ararlar. Bulamasalar da, anlaþýlmazýn týlsýmýna kapýlarak, derinliðin olmadýðý yerde derinlere dalmaya, yüksekliðin olmadýðý yerde yükseklere çýkmaya çalýþýrlar. Hayranlýk içinde bilgiç bilgiç baþlarýný sallar, mini mini çýldýrýlar yaþarlar.

Normal olarak insanlar usdýþý karþýsýnda, saðduyularýný, doðal kavramlarýný çaresiz býrakan içeriksizlik karþýsýnda sorunun nesnede deðil ama kendilerinde olduðunu düþünürler. Soyut sanat nesnesi ile duyarlýklarý arasýndaki (ya da benzer olarak soyut kendinde-þey kavramý ile uslarý arasýndaki) uçurumu gidermenin, böyle anlaþýlmaz sanatçý ya da felsefeci ile iletiþim kurabilmenin biricik olanaklý yolunun anlamsýz, saçma, usdýþý olaný doðrulamaktan geçtiðini keþfederler. Rahatlarlar, dinginlik ve erinç bulurlar. Herkesin anladýðýný anlayabilmenin, herkesin beðendiðini beðenebilmenin doyumunu yaþarlar. Bu korkunç olgunun, bu kendini aldatmanýn saðlam, aslýnda modern toplumun kendisi kadar saðlam bir zemini vardýr. Modern pozitivist eðitim hemen hemen baþýndan sonuna dek insanlarýn özgür ve yürekli yargýda bulunma yetilerini köreltmeye ve bunun yerine verileni sorgusuzca, anlamadan, kavramadan bellemeye ayarlanmýþtýr. Bir tür týlsým gibi iþlev görür.

Anlamsýzýn anlamlý üzerindeki utkusu her zaman ayný tinsel deðersizlikten doðar. Modern dönemde halksallaþmanýn, popülerleþmenin salt kendinde, baðýmsýz bir eðilim olmadýðý, ama ekinsel bütünün bir bileþeni olarak biçimlendiði ve parasal kaygýlardan ayrýlmadýðý görülebilir. Modern tin tüm böyle ilgisiz görünen ekinsel öðeleri yalýn bir deðersizlik ortak paydasý üzerinde toparlayýp birleþtirir.

Modern toplumda Klasik idealin gerçekleþmesini beklememeliyiz. Modern toplumun idealleri özdekseldir: Para, para, para. Modern olduðu düzeye dek, bu toplum insan iliþkilerinde duygu etmenini ortadan kaldýrmak zorundadýr. Duygusallýk doðrudan doðruya modern iliþkiyi, deðersizin deðersizle iliþkisini yadsýmaya götürür. Dolayýsýyla yersizdir. Benzer olarak, insanlarýn birbirleri ile yurttaþlar olarak, özel mülk iyeleri olarak, tüzel kiþiler olarak iliþkide olduklarý yerde insanlar kendilerini özellikle duygusallýktan, öznel beðenilerden, deðerlerden uzak tutmak zorundadýrlar. Yoksa birarada olamazlar. Böyle bir ekinsel ortamda, yurttaþýn felsefesi kuþkucu, duygusu nefret, ve sanatý kübizm olmalýdýr. Böyle insan kübizmden kurtulmaya baþladýðý zaman, görgül bilincinin bütün dizgesinden de kurtulmaya baþlayacaktýr. Kübizm modern toplumda her zaman sað ve saðlýklýdýr — týpký pozitivizm ve nihilizm gibi. Bu dünyadan ancak bir parçasý olduðu bütünün kendisiyle birlikte ayrýlacaktýr.




‘‘Ýnsanlar tablolarýmý satýn almýyorlar. ... Ýmzamý satýn alýyorlar.’’ (Picasso, ‘‘Enc. Britannica’’dan.)


0 3 2 1 è