Eros, Modernlik, Ruhçözümleme

AZÝZ YARDIMLI


‘‘Doðam sevgiye katýlmaktýr, nefrete deðil.’’

ANTÝGONE

‘‘En sonunda sevmesi ya da kendini yoketmesi gerektiðini anladýktan sonra, insan her zaman yaptýðý gibi bunun için bir bilim geliþtirmeye geçer. Kendine özgü semantiði bir yana býrakýldýðýnda, ruhçözümlemenin en son amacý insaný sinircelerinden kurtarmak ve böylece ona sevme yeteneðini kazandýrmaktýr. Ýnsanýn sevme sýðasý içeriye kendi üzerine dönen itkilerden özgürlüðünün derecesi ile ölçülür. Týpký bir mantarýn suyun derinlerine batýrýlabilmesi gibi, sevgi de Ben tarafýndan hapsedilebilir: Beni uzaklaþtýrýn, sevgi insanýn varlýðýnýn yüzeyine yükselir.

‘‘Sevgi ile herþey olanaklýdýr.’’

HARPER LEE


FREUD’UN ÇALIÞMASININ bu ülkede de ilgi görmeye baþlamasý olgusu Ruhçözümleme kuramýnýn yalnýzca uzay ve zaman koþullarýna baðýmlý ya da göreli bir paradigma olmadýðýný, tersine insan doðasý konusunda Hýristiyan Batýnýn dýþýnda da anlamlý olan birþeyler söylediðini gösterir.
.

Ama bir saðaltým yöntemi olarak önem kazanmasý ayný zamanda saðaltýlmasý gereken hastalýðýn kendisinin de aðýrlaþmaya baþladýðý anlamýna gelir. Söz konusu hastalýk deðerlerde bir atrofi olarak modernlik, ve ona yakalanan ise tüm yetileri ile insan ruhudur — kitlesel ölçekte. Eðer ruhsal hastalýklar bulaþýcý ise, bunun etmeni olsa olsa ekinsel viruslar olabilir: Ekonomik modernizmin küresel örgütleniþi için ekinsel taþýyýcýlar felsefesiz akademizm, duyunçsuz nihilizm, ve güzelliksiz sanatçýlýktýr. Her biri kendi tarzýnda modern kitle toplumunu usun deðerlerine, erotik deðerlere, ve estetik deðerlere duyarsýz kýlar, ruhu onda insan yaratýsý olmayan, onda tanrýsal olan, ona insan büyüklüðünü kazandýran herþeyden soyutlamaya baþlar: Bilme sevgisinden, Ýnsanlýk sevgisinden, Güzellik sevgisinden. Sonuçta, yaþama ancak yokluðu ile anlam ve deðer kazandýran bilinçsiz öðe güçlenir, hemen hemen bir içgüdü temsilcisine pýhtýlaþan ‘Ben’ modern varoluþun onda saçma olan herþeyden sorumlu tiraný olur. Modernizm saðlýklý bir geliþme deðil ama gelenekselin bozunma ürünüdür. Tarihin bir yanlýþlýðýdýr. Yaþamý anlama bürüyen deðerlerin bir büyümesi deðil ama bir küçülmesi olduðu düzeye dek, uygarlýkta bir ilerleme deðil ama bir gerileme, tarihsel sürekliden bir kopuþtur. ‘Biz’in baskýlanýþý, evrenselini unutan ‘Ben’in yükseliþidir.

Gene de, küreselleþen salgýnýn ruhçözümlemeyi de yanýsýra sürüklemesini kuramýn tam evrenselliðinin kanýtý olarak, tüm tarihsel dönemler ve tüm yerler için eþit ölçüde geçerli olduðunun bir doðrulanýþý olarak alamayýz. Uygarlýk baþýndan sonuna her noktasýnda yanlýþ gitmiþ, her yerde ve tüm zamanlarda bencillik, kýskançlýk ve sevgisizliðe yenik düþmüþ derme çatma bir tasar deðildir. Tanrýlara ilk meyvalarý adak sunan bir Klasik çað yurttaþý ona herþeyden güçlü özerk bir ‘Ölüm Ýçgüdüsü’nden söz eden bir çözümlemeciye kutsal Göðün ilksiz-sonsuz törel yasalarýný anlatýr ve yaþamý ve sevinci yaratan Eros’un Zorunluktan (Ananke) da güçlü olduðunu öðretirdi. Kelebeklerde ve çiçeklerde Tanrýnýn kendisini bulan Hintli panteist ona ‘Doðuþtan Saldýrganlýk Ýçgüdüsü’nün denetimi altýnda olduðunu söyleyen çözümlemeciye bir demet çiçek sunardý. ‘Ben’in despotluðuna karþý savaþýmý yeryüzündeki türesizliðe karþý savaþýmýn da ilkesi sayan Sufi ‘bilinçsiz bir suçluluk ve nefret duygusu’nun pençesine düþmekten yakýnan çözümlemeciye biliminin kendisinin Sevgiden doðmuþ olmasý gerektiðini anýmsatýrdý. Buna karþý Naziler, Bolþevikler ve Kapitalistler ruhçözümlemeden doðrudan doðruya insanlýk deðerlerine baðýþýk kiþiliklerinin bilinç-dýþý, us-dýþý, uygarlýk-dýþý etmenler tarafýndan belirlendiðini ve güdüldüðünü öðreneceklerdir (‘Bolþevikler’ ve ‘Kapitalistler’ birarada, çünkü bu her iki karakter için de baþka her deðeri deðersizleþtiren ve bilinçsiz nefretlerine konu yapan ‘deðer’ kapital ilkesidir — özel ya da ortak). Ruhçözümleme kuramý baskýnýn da kitleselleþmeye geçtiði bir küreselleþme çaðýnda yalnýzca romantik genç kýzlarýn ve erkeklerin histerilerini iyileþtirmeye ayarlanmýþ bir giriþim deðildir. Temel kavramýnýn, Eros’un güdümünde modern toplumun ruhsal bir çözümlemesi için yollar açar, ve bunu modern bilinçaltýnýn korku-nefret dinamiðini tanýmlayarak yapar. Eros’unu yitiren modern yaþamýn yalnýzca saçma deðil ama tehlikeli de olduðunu, ve Avrupalýyý uygarlaþtýrmak üzere tasarlanan sözde Aydýnlanma ve Reformasyon giriþimlerinin niçin beklenenin tam tersi sonuçlara götürdüðünü açýklar. Ruhçözümleme kuramý modern dönemin asýl ruhbilimini sunmanýn yanýsýra, deðer ve olguyu ayýrdeden modernist tarihçiyi uyurgezer olarak gösterecek bir tarih çözümlemesi de üretir.*

 

*Yöntem Üzerine. Bir kuramýn deðeri ne olursa olsun, doðrulanmasý için olduðu gibi yanlýþlanmasý için de yaþamda sýnýrsýz bir olgular bolluðu bulunabilir çünkü olgular onlarý olgular yapan bakýþ açýlarý ile görelidirler. Kendinde olguyu, gerçekten varolan olguyu ancak kendi iç mantýðýnda eksiksiz olarak tutarlý bir kurgul çözümleme tanýmlayabilir. Kavramlarý yalnýzca mantýksal anahatlarda ele alan bir çözümlemede reel yaþamýn ideal kuram ile bire bir çakýþma göstermesini beklemeyiz. Bunun dýþýnda, doðal zorunluk ile karþýtlýk içinde özgürlük tarafýndan belirlenen tinsel dünya kendini yeni ilkelerine, yeni kavramlarýna dolaysýzca uyarlamaz, ama bunu zamansal bir oluþ sürecinde aþamalý olarak yapar. Ve çözümlenecek olanýn bir oluþ sürecinde olmasý kuramýn olgularla iliþkisini kavrama güçlüðünü biraz daha arttýrýr, yaþamýn tüm ayrýntýda örgütleniþini eksiksiz kuramsal izdüþümünde yeniden yakalamak insanüstü bir iþ olarak görünür. Buna göre, ilkin kavramlarýmýzý en temel ve en belirleyici olanlara sýnýrlar ve daha uzak kavramlarý soyutlarýz. Böylece, örneðin reel modernliðin kendisi ideal modernliðe bir yaklaþýklýktan daha çoðu deðildir, ve olguda ‘ideal modernleþme’den deðil ama ancak þu ya da bu ölçüde modernleþmiþ ama bunun dýþýnda geleneksel doku artýklarýný henüz içinde barýndýran toplumlardan söz edebiliriz. Örneðin yaþamda anlam ve deðer yitimi modern toplumun ayýrdedici ruhsal-duygusal özelliðidir dediðimiz zaman, bu önerme reel olarak ilkin Batýda tüm toplumun deðil ama nüfusun ancak %2 gibi bir oranýnýn intihar etmesi olgusu tarafýndan daraltýlýr (insanlýk için kötümserlikten baþka bir duygu taþýyamayan Camus’nün kendisi bile ona tutarlý görünen bu seçeneði reddetmiþti). Ruhsal çöküntü sevgisiz çocukluðun yetiþkin bireydeki zorunlu ve evrensel sonucudur dediðimiz zaman, bu baðýntý tüm toplumun ya da her bir bireyin deðil ama söz gelimi bir Aydýnlanma ve Reformasyon baþyapýtý olan ABD’de her yýl yalnýzca 10.000.000 kadar bireyin reçeteli Prozac kullanmasý olgusu tarafýndan sýnýrlanýr, ve daha baþka düzinelerce ruhsal uyarýcýnýn ve tonlarca yasal ve yasadýþý uyuþturucunun insan ruhlarý üzerine boþaltýlmasý gibi ek veriler biraraya eklendiðinde bile kuramsal ilkenin olgunun kendisi ile tam çakýþmasýný saðlamayý baþaramazlar. Modernizmi reddetmek, sevgiye ve idealizme, güzelliðe ve romantizme sarýlmak her durumda insan doðasýnýn sýðasý içindedir. Buna göre tam olarak nihilist, tam olarak sadistik, tam olarak materyalist, tam olarak modernleþmiþ toplumun bir olgu olarak varolamayacaðýný ama bunun yalnýzca bir soyutlama olduðunu, insan özünün ussal ve ruhsal savunma düzeneklerinin böyle yokedici bir reel-ideal çakýþmasýna izin vermeyecek denli saðlam olduðunu kabul ederiz. Hastalýk saðaltým olanaðýný içerdiði için hastalýktýr: Modern toplumu yalnýzca akademik dokusunda yakalayan iletiþimsiz ve dolayýsýyla iyileþtirilemez þizofrenik postmodernizmin tersine, paranoid modernizm insanýn us ve duygu yeteneðinde tersinir olmayan bir bozuluþa yol açmaz ve ruhsal çözümleme için, iyileþme için gerekli olan kavramsal iletiþimin henüz açýk kalan kanallar aracýlýðýyla kurulmasýna izin verir. Tinin yaralarý her durumda ve geride hiçbir iz býrakmadan iyileþmeye açýktýrlar.

Geçerken belirtebiliriz ki, olgu ve kavram iliþkisi söz konusu olduðunda sözde ‘mantýklý’ ya da ‘mantýksýz’ pozitivist eleþtiri (Popper ve baþkalarý) kendi ‘duyusal’ ölçütleriyle hiçbir zaman mantýksal çýkarsama üzerine dayalý kuramý vurmayý baþaramaz. Pozitivizmin görgül sýnama dediði þeyin gerçekte tekil duyumlar deðil ama evrensel düþünceler tarafýndan belirlendiði düzeye dek, açýktýr ki pozitivist eleþtirinin beþ duyunun sýnavýna soktuðu baþtan sona kavramsal yapý böyle bir sýnamanýn kendisini sýnar. Ve bu aptalca giriþimi çürütüp atar. Mantýksal bir yapý ancak mantýksal sýnamaya açýktýr, ve kuramýn sýnanmasý ayný zamanda onun tarafýndan belirlenen olgunun ya da görüngünün de sýnanmasý, kuramýn yanlýþlýðý olgunun da yanlýþlýðý, deðiþmesi ayný zamanda olgunun da deðiþmesidir. ‘Duyusal-görgül sýnama’ tekerlemesi varoluþunu ancak pozitivistin doðal, saf, tasarýmsal bilincinde bulur, ve bir tasarým alaný olarak bu bilincin altýnda pozitivist direncin baskýladýðý engin bir ussal yapý, ruhçözümlemeye de tüm içeriðini veren bütün bir kavramlar evreni yatar. (Biraz daha ayrýntý için bkz. yazýnýn sonunda ‘Yöntem Üzerine: Ek.)



Bilinçli Nefret; Bilinçsiz Nefret.

Toplumsal ölçekte, ruhçözümleme kuramý bütün bir tarihi saçmalaþtýracak bir patolojiyi deðil ama özel olarak modern koþullarýn kitlesel boyutlara yükselttiði ruhsal rahatsýzlýðý konu alýr ve çözümler.
.

Kuramýn tarihsel eriminin böyle daraltýlmasý ancak baskýnýn (kendine ya da baþkasýna yönelik bilinçsiz nefretin) modern dönemde bu dönemi tarihin bütününden ayýracak bir yeðinliðe ve yaygýnlýða yükselmesi ölçüsünde geçerli olabilir. Hiç kuþkusuz, doðasý gereði insan varoluþu nefret ile lekelidir. Hiçbir uygarlýk, hiçbir ulus, hiçbir birey bu yokedicilik duygusuna yabancý ya da baðýþýk deðildir. Ama ruhçözümlemenin iþi genel olarak nefret ile deðil, özel olarak bilinçsiz nefret iledir. Ve tam olarak bu çok-þekilli bilinçsiz saldýrganlýk dürtüsünün evrensel bir kiþilik bileþeni olmasý modern dönemin ayýrdedici ruhsal özelliðidir.

Bugün de insan doðasýna özünlü deðil ama kazanýlmýþ bir suçluluk-saldýrganlýk eðilimi olan bu duyguya yabancý ekin alanlarý vardýr. Bu ülkede insan ruhlarýný didik didik etsek ve girilmemiþ tek bir köþelerini býrakmasak bile, þurada ya da burada ulaþýlamayan bir bilinçaltý bölgesine gizlenmiþ bir suçluluk duygusu gibi birþey bulamayýz: Türkler ruhsal doðalarýnda böyle bilinçsiz bir saldýrganlýk eðilimine yeteneksizdirler — son onyýllarda aralarýna sýzmýþ materyalist, nihilist ve pozitivist birkaç modern mutant dýþýnda. Her zaman bilinçsiz bir nefretin sýçrama noktasýnda duran Batý ‘uygarlýðý’ ile karþýtlýk içinde, baþýndan bu yana Tanrýlarla birarada büyüyen bu uygarlýk alanýnda bugün de doðal olan, normal olan, ve yaþama anlam ve deðer vermeyi sürdüren duygu kim olursa olsun, ne olursa olsun hiçbir insandan esirgenmeyeceðine söz verilen Sevgidir. Hiç kuþkusuz Türkler de nefrete yeteneklidir, ama bu nefret insanlara inançlarýndan, renklerinden, ya da deðerlerinden ötürü duyulan türden deðil, tersine haksýzlýk olarak, türesizlik olarak, duyunçsuzluk olarak görülen þeylere karþý duyulan türdendir. Bilinçsiz deðil ama tam tersine baþtan sona bilinçlidir.*

 

*Sofokles’ten Özür. Uygarlýðý nihilist yokoluþu savýný çürütmenin ruhçözümsel yolu uygarlýðýn temelinde baskýnýn yatmadýðýný, uygarlýðýn bilinçsizlik ile bir olmadýðýný tanýtlamaktýr. Freud’a göre bu eþeysel kökenli ve içerikli baský Ödipus sürecinin evrensel kalýtýdýr ve bireysel hastalýðýn olduðu gibi tarihteki biricik yanlýþlýðýn, aslýnda tarihin kendisinin bir yanlýþlýk olmasýnýn da nedenidir. Bu bilinçsiz öðenin varlýðý özgür istenci bir mite indirger, tarihi ussallýðýndan sýyýrýr, ve böyle arkatasarda insan ne yaptýðýný bilmeyen bir otomat düzeyine düþerken özgürlük, erek, deðer, mutluluk gibi kavramlar birer kuruntu olurlar. Bu tabloyu böyle betimleyen baskýcý-bilinçsiz ruhsal içeriðin kendini anlatmasýnýn biricik yolunun saldýrganlýk eðilimi olmasý ölçüsünde, ölüm içgüdüsü yokedici özerk bir güç olarak insan varoluþunun yazgýsýný ele geçirir. Varoluþ saçmalaþýr. Ama Ödipus sürecinin bireysel eþeysel karakter belirlenimini bir baský düzeneði yoluyla kurduðu önsavý bu belirlenimin bilinçsiz deðil ama bilinçli olduðu ilkesi ile düzeltildiðinde, içgüdünün yeri istenç tarafýndan alýndýðýnda, ereði eksiksiz uygarlýk kurmak olan bütün bir Tarih o nihilist ilk ve sondan kurtulur, uygarlýðýn kendisi erotik bir süreç olarak gerçek anlam ve deðerini kazanýr. Ve ek bir kazaným olarak, ama Klasik Trajedinin sanatsal arýlýðý açýsýndan sonsuz önemi olan bir düzeltme olarak, onurlu Ödipus onu öz-bilinçsiz bir yaratýða indirgeyen, kiþiliðini ve yazgýsýný bir itkinin, bir içgüdünün eklentisi gibi gösteren uygunsuz bir andýrýmdan kurtulur. (Ayný þey Klasik Eros’un bir duygu deðil ama bir ‘içgüdü’ olarak görülmesi için de geçerlidir. Klasik mitolojide bir ‘içgüdü’ tanrýsý gibi birþey yoktur. Eros bir yandan Kaos’tan sonra gelir, ve kendisi ölümsüzlerin soyunun nedenidir. Bir baþka geleneðe göre, Afrodit’in oðlu ve tanrýlarýn en gençlerinden biridir. Ve kimilerine göre Eros kendisi Zeus’tan da güçlü olan tanrý Ananke’den daha güçlüdür.)


Ek.
Dolaysýz bir suçsuzluk durumu yalnýzca ve yalnýzca suçun, kötülüðün olanaðýdýr. Bu çocuksu arýlýk durumu geçicidir çünkü dolaysýz doðal iyiliðin kendisi bencillikten ötesini bilmez ve böylece kötülüðün ilkesidir. Her insan suçlu, her insan günahkârdýr. Tin büyür. Suçluluk durumu tinin kendi ile bölünmesi, kendi en iç doðasýnda yaþadýðý çeliþkidir. Ama tam olarak bu nedenle özsel olarak acý vericidir. Dayanýlmasý olanaksýzdýr. Kendini yok etmelidir. Yeni durum her iki kýpýnýn bilinci üzerine dayanýr. Ýnsan doðasý iyi olaný doðrulamaktan baþkasýna yetenekli deðildir.

 


Eros ve Erek

Ruhçözümleme kuramýnýn kendi mantýðýnýn terimlerinde, Eros uygarlýðýn ereksel güvencesidir çünkü Sevgi ile herþey olanaklýdýr.
.

Erek özgürlüktür. Ama Özgürlük belirlenimsizlik ya da kaos deðil, tersine olanaklý dünyalarýn en iyisi olan bu dünyada insan özünün tüm güzelliði, tüm duygusu ve tüm gerçekliði içinde yaþamýn kendisine biçimlenmesidir. Eðer bilinçle ilgisini arýyorsak, Özgürlük saltýk olarak bilinçli olmaktýr, aslýnda Ýstenç kavramýnýn kendisidir. Ancak bu uygarlýk öðelerinin, insanýn bu özünün eksiksiz açýnýmý koþulunda istenç tüm istençte yalnýzca kendini bulur, ki Özgürlüktür, ve ancak bu eksiksiz açýnýmda Benin bireyseli Bizin evrenseli ile bir ve ayný olur, ki Sevgidir. Özgürlük ve Sevgi bir ve aynýdýr.

Özgürlük hiç kuþkusuz ancak onun deðer, anlam ve önemini bilen insanlýk tarafýndan istenebilir ve kazanýlabilir. Baþka bir deyiþle, uygarlýk kör düzeneksel nedenselliðin bir etkisi deðil ama ereðe yönelik ussal, törel, ve estetik eylemin bilinçli yaratýsýdýr. Ýçgüdülerin baskýlanýþýnýn beklenmedik bir yan-ürünü deðil, ama tam tersine insan içgüdülerinin kendilerini de bilinçli duyguya yükselten bir ereksellik, bir özgürlük, bir bilinçlilik ürünüdür. Eros insaný kaba gücün hak olduðu doða durumunun barbarlýðýndan kurtarýr, tüm kiþiliði tekil, bireysel bir noktaya indirgeyen kör tutkunun zorunluðu ile karþýtlýk içinde topluluk yaþamýný olanaklý kýlan duyunç özgürlüðünü güçlendirir, insanlýðý bilinçsiz deðil ama bütünüyle özbilinçli ussal birleþmelere doðru yönlendirir: “Ýnsanlýk insan doðasýnýn ereðidir.” Eros tüm biçimleniþlerinde bilinçsiz olana en uzak, bilinçli olana en yakýn olan duygudur. Nefretin bilincin en altýna itilmesi gibi, Sevgi de her zaman bilincin yüzeyine eðilimlidir. Tam olarak sevginin bilinçle bu ayrýlmazlýðý nedeniyledir ki, tüm bilinçsize karþý biricik çare sevginin kendisinden baþka birþey deðildir. Eros’un olduðu yerde gerçeklik, güzellik ve özgürlük de vardýr. Olmadýðý yerde uygarlýk da yoktur. Bu düzeye dek, hoþnutsuzluk ya da hastalýk koþulunu Uygarlýðýn bir yüklemi yapmak açýkçasý uygarlýk kavramýnýn henüz yeterince iyi anlaþýlmadýðýný gösterir.*

*Ýçgüdü Üzerine. Ýnsan Yaþama Ýçgüdüsü ile, örgensel eksikliði, uyarýyý, hazsýzlýðý hazza yükseltme eðilimi ile doðar. Onu öðrenmez. Tersine, Yaþama baðlýlýk eðilimi doðuþtandýr, a prioridir. Ve içgüdüde doðuþtan bir bozukluk, doðuþtan bir kötülük, kendi ile a priori bir çeliþki yoktur. Böyle birþey — örneðin özerk bir Ölüm Ýçgüdüsü varsayýmý gibi birþey — usdýþý olurdu, ‘saçma’ olurdu, aslýnda varolmazdý.

Ýnsanlar içgüdüleri üzerine uygarlýk kuramasalar da, kuþlar içgüdüsel olarak pekala bir yuva kurabilirler. Hayvanlar içgüdüsel olarak insanlardan çok daha yeteneklidir. Doðal olarak. Ama insanýn belirlenimi doðal zorunluðun üzerine, tinsel özgürlüðe, düþüncenin evrenseline, bilince yükselmektir. Ýçgüdünün en belirgin yaný duyusal, böylece bireysel, böylece tekil, özel, dýþlayýcý, kapalý, iletiþimsiz bir soyutluk noktasý olmasýdýr: Ýçgüdü en gözüpek analitik düþünürden de daha analitiktir: Ýçgüdü evrensele yeteneksiz bir bireysellik yeðinleþmesidir. Bu ayný zamanda bireysel içgüdünün evrensellerin yetisi olan usun kendisinden uzaklýðýnýn bir ölçüsünü ve anlamýný verir. Klasik tarih, modern tarihin tersine, bileþiminde içgüdü kavramý olmaksýzýn iþleyen bir süreçtir. Ve Klasik ruhbilim de. David J. Murray’a göre, ‘içgüdü’ kavramý ruhbilime ilkin Farabi tarafýndan ve hiç kuþkusuz hayvanlar baðlamýnda kazandýrýldý (A History of Western Psychology, 1983, s. 50). Ýçgüdü toplumsal-tarihsel bir etmen olmasýný, giderek uygarlýðýn kendisi için ciddi bir gözdaðý olarak önem kazanmasýný Avrupa’ya borçludur.

 


Batýda Varoluþ ‘Ýlkesi’ Olarak Ýçgüdü

Freud Eros’tan ayrý olarak çýplak içgüdüyü bir ‘varoluþ ilkesi’ olmanýn deðer ve onuruna yükselttiði ve onu ‘üst-ben’ dediði nefret öðesi ile taçlandýrdýðý zaman, gerçekte hiçbir biçimde bütünüyle haksýz deðildir.
.

Tam tersine, toplumsal endiþe ile esinlenen modern dönem için önemli, ama trajik olarak önemli bir anlamda bütünüyle haklýdýr. Freud Batý ‘uygarlýðý’ dediði yapýda Eros’un deðil ama karþýtýnýn, yoketme içgüdüsünün aðýr bastýðýný ileri sürdü: Orada egemen olan yabanýl güçler topluluðu düþman uluslara, toplumu çatýþan sýnýflara, aileyi yabancýlaþmýþ bireylere daðýtmaya ayarlanmýþ içgüdüsel eðilimlerdir. Ruhçözümlemenin terimlerinde, bu ‘uygarlýk’ genel olarak bilinçsizdir. Eþ deyiþle, bu ‘uygarlýk’taki saldýrganlýk öðesi yalnýzca sözde modern toplumlarý yöneten mini mini ve beyinsiz egemen sýnýflara deðil, ya da toplumsal yapýnýn dibine çöken talihsiz tortulara da deðil, ama genel kiþilik yapýsýna ait bir yüklemdir.

Kökenlerini biraz aþaðýda çözümleyeceðimiz sürekli bir bilinçaltý öðesi tarafýndan güdülen ve buna göre kendi öz belirlenimi üzerine olduðu gibi insanlýðýn evrensel doðasý üzerine de bilinçsiz kalmayý sürdüren bir ruhsal yapý ‘Batý’ uygarlýðýnýn ayýrdedici özelliðidir. Bu özellik onu kendi gerçek doðasýndan ayýrdýðý gibi insanlýk bütününe de yabancýlaþtýrýr. Onu barbarlaþtýrýr. Bu bilinçsiz güdünün bir etkisi olarak, modern kiþilik insan olmanýn önemli bir bileþenine, insan iliþkilerinde duygu etmeninin bulunuþuna yabancý kalmayý sürdürür. Bu onu inanç ve deðere olanaklý en büyük kuþkuyla yaklaþmaya götüren, böylece tüm modernist sonuçlarýyla Reformasyon ve Aydýnlanma deizmini olanaklý kýlan tarihsel-ruhsal koþuldur. Ama böylece ayný zamanda zorunlu olarak onu sinirceye yazgýlayan, ve sevgi ve özgürlük kavramlarýný gerçek deðerleri içinde tanýmasýný ve yaþamasýný saltýk olarak olanaksýzlaþtýran koþuldur. Böyle bir ruhsallýkta uygarlýk kavramýnýn kendisini çürüten nefret yaratýlarý, Nazizm ve Bolþevizm, pozitivizm ve kübizm, ve bankalar ve nükleer bombalar gibi canavarlýklar serpilmek için gereksindikleri biricik uygun zemini bulurlar.

 

Avrupa’nýn Modernleþmesi

Avrupa’nýn modern dönemine doðru tarihte daha önce hiç yaþanmamýþ yeðinlikte bir nefret dalgasýnýn kabarmakta olduðunu, bunun insanlýðýn sözde ‘en ileri’ bölümü için yöntemli, sürekli ve kitlesel bir varoluþ koþuluna doðru evrimlendiðini gözden kaçýrmak güçtür.
.

Bunun mini mini çocuklarý bile baðýþlamayan acýmasýz bir sömürü üzerine dayalý iþleyim devrimi ve despotik Aydýnlanma ile, duyunçsuz anamalcýlýk ve sömürgecilik ile, paranoid uluslaþma ve dünya savaþlarý ile eþzamanlý olduðunu gördüðümüzde, bu süreçleri sarmalayan ‘duygularýn’ nasýl bir ruhsal yapýdan kaynaklanabileceklerini gözden kaçýrmamýz da eþit ölçüde güçtür. Ruhçözümleme bu olgularý ruhsal tözlerinde yakalar ve kavramsallaþtýrýr, onlarda insan doðasýnýn kökensel bir bozukluðunu ya da yetersizliðini deðil ama kazanýlmýþ bir bozulmayý saptar. Eros’un bakýþ açýsý modern ‘ilerleme’nin insan doðasýnda bir büyüme ve özgürleþme olmaktan çok, insanlýðýn göreli olarak küçük bir bölümünün ruhsal yapýsýnda insan doðasýnýn kendisine aykýrý ve yabancý bir baþkalaþým olduðunu gösterir. Saldýrganlýk ile açýkça sýký sýkýya iliþkili olan güç dürtüsü bu insanlýk bölümünün ‘ilerleme’ için asýl güdüsünü oluþtururken, bilimler bu türesiz süreç için ussallýklarýndan vazgeçerek pozitivist indirgeniþe boyun eðerler, din ve törellik kuramlarý dizginsiz bir bencilliðin gereklerine ve aklanmasýna ayarlanýrlar, seçim dizgelerinden yasama süreçlerine dek bütün devlet yapýlarý ve bürokrasiler modern türesizliðin dinamik iþleyiþine uyarlanýrlar. Böyle ‘modern ussallaþma’ süreçleri birkaç yüz milyonluk bir nüfusu küçüklüðü ile ters orantýlý bir yolda bütün bir dünya için dikkate deðer, biraz ürkütücü, aslýnda oldukça rahatsýz edici bir güç yapar. Ýnsan usunun tarih boyunca bilimlerde elde ettiði kazanýmlarýn tümünün bayaðý kapitalistik ve yabanýl militaristik hedeflere altgüdümlü kýlýnmalarý yarýþmacý yaratýcýlýðý yalnýzca bir türesizlik ve paranoya düzeninde cisimselleþmeye götürür. Ýnsanlýðýn ekinsel kazanýmlarý insanlýðýn kendisine karþý birer gözdaðýna çevrildiði zaman, bunun yarattýðý hoþnutsuzluklar hiç kuþkusuz uygarlýktan bir uzaklaþmanýn, barbarlýða ciddi bir yaklaþmanýn sonucu sayýlmalýdýrlar.

 


Baskýcý ‘Uygarlýk’ = Barbarlýk

Bu böyleyse, açýktýr ki uygarlýk için bir baský düzeneði yalnýzca gereksiz olmakla kalmaz, ama tam tersine onu ilke alan toplumsal yapýyý kaçýnýlmaz olarak kendi içinde hastalýklý ve bütün bir dünya için tehlikeli kýlar: Modern sinirce insanlýk dýþý bir bedensel ve ruhsal sömürü sürecinin ve en sonunda nükleer yokoluþ gözdaðýnýn bilincini karartýr.
.

Ýnsanýn elindeki deðersiz, anlamsýz, ve mutsuz varoluþun nasýl olup da gerçek deðer, anlam ve mutluluk ile deðiþ tokuþ edilebildiðinin, bu sonsuz aptallýðýn nasýl yer alabildiðinin anlaþýlmasýný engeller. Böyle uygarlýk varoluþu için en saðlam temelleri hiç kuþkusuz bu bilinçsizliðin kendisinde bulur. Hiçbir egemen sýnýfýn, hiçbir ideolojinin, hiçbir propagandanýn gücü böylesine yaygýn ve sürekli bir yanýlsamayý yaratamaz. Bütün bir insanlýða 400 yýldýr yaþattýðý ardý arkasý gelmez yýkýmlarla, Batý ‘uygarlýðý’ tarihin beklenmedik bir yan-etkisi gibidir. Ve kendinde amaçlý olarak kurulu bir yapý deðil ama ereksiz bir saçmalýk ürününe benzediði düzeye dek, böyle ‘uygarlýk’ tüm kurumlarýnda gerçekten de olsa olsa sözde ‘uygarlýk’ kurma iþine yöneltilen yokedici içgüdünün elinden çýkmýþ olma izlenimini verir. Sigmund Freud’un Batý ‘uygarlýðý’ için çözümlemesi, týpký ondan yüz yýl kadar önceki Alman Romantik ve Ýdealistlerinin eleþtirileri gibi, modern dönemde bu uygarlýðýn kendi içinden üretilen biricik gerçek çözümlemeler sýnýfýna aittir. Ve insan doðasýnýn gerçek deðerleri karþýsýnda yapýldýðý düzeye dek, en küçük-düþürücü çözümlemedir. Deðer diye bildikleri þeylerin gerçekte birer bayaðýlýk olduklarýnýn ileri sürüldüðünü duyan ve bilinçaltlarýnýn en derinlerinde incinenlerin tepkisi kaçýnýlmazdýr. Freud’a karþý bu ‘uygarlýðýn’ ya da ‘Batý deðerlerinin’ en tutkulu savunusunu yapanlarýn bugün de insanlýk deðerleri ve haklarý konusunda da özellikle bilgisiz ve özellikle duyarsýz olan pozitivistler olmalarý hiç de hayret edilecek birþey deðildir. Ruhçözümleme öz-saygýlarýný incittiði bu entellektüellerin önüne kuramlarýnda açýkça bilinçsiz olduklarý vargýsýný býrakýr, onlara düþüncelerinin özgür olmadýðýný, dürtüsel bir ton taþýdýðýný duyumsatýr.*

 

*Anglo-Saxon Görgücüler ve Ýnsan Haklarý. Tüm varlýðýn ussallýðýný tanýmaktan baþka birþey olmayan idealizm doðal yasayý, Göðün ilksiz-sonsuz yasalarýný, evrensel insan haklarýný a priori doðrular. Tüm pozitif yasanýn, tüm yazýlý yasanýn insan doðasýnýn gerçek deðerlerine, duyuncun kendisine uygun ve böylece özgürlüðün kendisinin anlatýmý olmasý gerektiðinde diretir. Buna karþý irrasyonalist kamp da kendi mantýðýný izler ve görgül olmayan, yasa kitaplarýna ‘yazýlý’ olmayan ‘doðal yasa’ gibi, ‘insan haklarý’ gibi saçma sapan Ýdealarý çürütür. Sözde ‘duyunç özgürlüðü’ gibi bir deðer üzerine kurulu olan Protestan Batýnýn duyunçsuzluðu ile demek istediðimiz þey yalnýzca ve yalnýzca budur. Bu duyunç yadsýmasý ilineksel deðildir. Hýristiyanlýðýn pozitif doðasýndan gelir, ve halksal moral bilincin olduðu gibi halk felsefecilerinin moral çözümlemelerinin de ilkesini oluþturur. ‘Özgürlüðün’ en coþkulu savunucularýndan olan ve deðeri modern ‘özgürlüðü’ tanýmlamasýna baðlý olan büyük Ýngiliz düþünürü J. S. Mill “haklar en sonunda yararlýk üzerine kuruludurlar” der (ve bizi büyük olmayan Ýngiliz düþünürlerinin nasýl düþünebilecekleri konusunda meraka düþmekten kurtarýr). Ýngiliz yararcýsý Bentham “Rights (hak) is the child of the law,” diye yazar; “from real law come real rights; but from imaginary laws, from ‘law of nature,’ come imaginary rights.” “Natural rights is simple nonsense.” Bu kiþilikte idealizmin, insanlýðýn en küçük bir kýrýntýsý bile bulunmaz. Kuþkucu Hume elbette Bentham ile anlaþma içindedir: “Natural law and natural rights are unreal metaphysical phenomena.” Modern entellerden örneðin Wittgenstein ve Austin için yasanýn gerçek anlamý yine ayný Anglo-Saxon ‘felsefe’nin bir baþka sözcüsünün, Thomas Hobbes’un bir deyiminde özetlenir: “The command of the sovereign.” (Ýng. alýntýlar: Enc. Britannica, 1986, 20, 715). Bakýþ açýlarýnda görülen böylesine tam bir uyum ve birlik neredeyse bu türdeþliðin kalýtýmsal bir entellektüel özellik olabileceðini düþündürür. Kuzey Carolina’nýn köleci anayasasýnýn yazarý da olan John Locke’a göre mülk iyesi olmayan insanlarýn politikada ya da hükümette rolleri olmamalýdýr. Kant için “insanýn yamuk tahtasýndan doðru hiçbirþey yapýlamaz.” Vb. Bir kuþkucunun, bir irrasyonalistin insana deðer vermesi a priori mantýksýzdýr. Ve bu düþünürlerin iþi ‘mantýklý’ olmaktýr.

Batýyý insanlýðýn bütününden ayýran ve ayýrdeden modernist deðiþimin usdýþý belirtileri ‘Batý deðerleri’nin bakýþ açýsýndan ‘usdýþý’ olarak algýlanamazlar. Normal olarak algýlanýrlar. Ve bu bilinç için algýlanamayan olmayandýr. Batýnýn engin bilinçaltý bölgelerinin sonu gelmek bilmez bir insanlýk suçlarý dizisi ile yüklü olmasýna karþýn, bunlarý böyle algýlamak ve böyle yargýlamak Batý deðerlerinin üstünde ve ötesinde saðlýklý ruhsal ve ussal ölçütlerin, gerçek insan deðerlerinin usun günýþýðýna çýkmýþ olmalarýný ve doðrulanmalarýný gerektirir. Belirli bir moral büyümeyi gerektirir. Bu ise Batýlý olmaya son vermekten baþka bir anlama gelmez. Baþka bir deyiþle, hem Batýlý olmak hem de insan haklarýný tanýmak olanaksýzdýr.

— Dün Naziler on milyonlarca insanýn yokoluþuna neden oldular.

— Bugün Demokratlar yüz milyonlarca insaný yoketmeye hazýrdýrlar.

Batýlý birey için herþeyden önce insan yaþamýnýn kendisi henüz bir deðer düzeyine yükselmiþ görünmez. Ýnsan aþaðý yukarý bir ‘þey’ gibidir — kullanýlabilir, yararlanýlabilir, ve sonra bir yana atýlabilir. Çok kýsa bir süre önce yaþanan Bosna trajedisi Ýkinci Dünya Savaþýndan bu yana insan haklarý Kavramýnýn anlamýný ve önemini daha iyi kavramaya baþladýðý söylenen ‘uygar’ Avrupa’nýn gözetimi altýnda olanaklý oldu. Ama olgulardan genelleme geçerli deðildir. Tersine, her durumda tikel olguyu evrensel ilkeden türetmemiz gerekir. Buna göre, örneðin a priori biliriz ki insan haklarý kavramýna yabancý bir ekinde sözde bu haklarý savunmak üzere kurulan derneklerin kendileri insan haklarýný çiðnemeye ayarlanmýþ olmalýdýrlar. Bu tüm ruhçözümsel ‘suçluluk duygusu’ kuramýnýn gerçekliðini sýnayacak bir tümdengelimdir. Olguya egemen ve onu belirleyici olmalýdýr. Ve öyledir. Bugün bile Human Rights Watch ve Amnesty International gibi Batýlý insan haklarý örgütleri binlerce sivili yokeden terör çetelerini ‘terör çeteleri’ olarak algýlayamaz, tersine onlarý meþru politik örgütler olarak tanýr ve kendileri ideolojik konum üstlenerek nefretin doðrudan, açýk ve edimsel iþbirlikçileri olurlar. Böyle ‘insan haklarý’ örgütleri için de nefretin çaðrýsý kendinde türeden çok daha güçlüdür. Nihilizme taze kan katarlar.

Dünyayý deðiþtirmek için ilkin onu yoketmek isteyen ideolojinin þiddet ve nefret ile manýksal iliþkisi verildiðinde, bu tür olgular þaþýrtýcý olmaya bütünüyle son verirler. Yalnýzca ve yalnýzca a priorinin olgu üzerindeki gücünü doðrulayan ek kanýtlar olmaya indirgenirler. Batý bilinçaltýný belirleyen suçluluk duygusu ve ona baðlý saldýrganlýk eðiliminin dinamiði bu bilincin insan haklarý alanýnda da haktanýr olmasýna izin vermez. Freud salt bilinçsiz bir saldýrganlýk eðilimini simgeleyen ‘üst-ben’ kurgusunu ‘uygar’ duyuncun kendisi ile özdeþleþtirdiði zaman, gerçekte yalnýzca iþlerin bu kötü durumuna anlatým vermektedir.*

 

*Ýdeoloji ve Nefret. Dünyayý deðiþtirmek isteyen sol-sað ideolojinin vazgeçilmez bileþeni olarak þiddet ideolojinin modern topluma özünlü bir ve ayný nefret öðesine baðýmlýlýðýný dolaysýzca gösterir. Modern hoþnutsuzluða özdekçi ya da ýrkçý toplumcu tepkilerin kararlý olduklarý düzeye dek, modernizmi yenme izlencelerinde gerçekten tutarlý olduklarý düzeye dek, þiddet hedefe ulaþmanýn yalnýzca aracý olmakla kalmaz, ama amacýn kendisi olur: Yokedicilik birincildir. Daha açýk bir deyiþle, ideolog için bir kiþilik güdüsü olan þiddet ayný zamanda kendinde bir erektir, sýk sýk kiþinin saðda mý yoksa solda mý olduðunun hiçbir önemi yoktur: Kuramsal, düþünsel tutum kýlgýsal tutumu önceler, eylem bilgiden önce gelir. Kendisi nihilist-materyalist bir ideolog olan Sartre’ýn belirttiði gibi þiddetin ‘çekici’ bir yaný, giderek belki de ‘eþeysel’ bir imlemi vardýr. Uygulamada, yalnýzca tiranlýðý kurmak için deðil ama onu sürdürmek için de, yalnýzca dýþa yönelik saldýrganlýk olarak deðil ama iç baskýyý saðlamak için de vazgeçilmez araçtýr. Bu özdekçi inak biçimi herhangi bir tinsel deðer tarafýndan belirlenmediði için, saldýrganlýk ya da yokedicilik içgüdüsü eyleminde hiçbir sýnýr tanýmaz.


Buna göre, modern Batý ussallýðý ruhsal saðlýðýnýn durumunu en iyisinden Nietzsche’den, Marx’tan ve Hitler’den gelen öz-eleþtirileri püskürtebilmenin terimlerinde ölçer. Hastalýklý üst-ego ilkel alt-egonun önünde, sapýk deðerler bencil bayaðýlýklar karþýsýnda gerilediði zaman, böyle baþarýnýn gizi kapitalizm ve demokrasi arasýnda iþleyen, ideolojinin hakkýndan gelen, ve giderek tarihin sonunu tanýtladýðý ileri sürülen modern ‘uyum’ etmeniyle açýklanýr. Bu masalýn üstünde ve ötesinde, dizgenin ona özünlü sadizmi sürekli denetlemek zorunda olmasý Ölüm Ýçgüdüsü ve Eros arasýndaki savaþýmýn modern ‘uygarlýk’ için raslantýsal deðil ama zorunlu olduðu görüþünü dikkate almaya zorlar. Ama Batý terimi Doðu terimi ile görelidir, ve tablo saldýrganlýðýn içe mi yoksa dýþa mý çevrileceði konusunda da tam olarak Freud’un öngördüðü gibidir. Göreli de olsalar, ‘Batý deðerlerinin’ hiç olmazsa demokratik ve ekonomik iþlerliklerinden duyulan gurur ve kibirle, bu ‘uygarlýk’ alaný ‘dýþarýya’ karþý solundan saðýna dek bir iç bütünlük sergiler ve dünyayý West and the Rest olarak algýlamayý sürdürür.

Freud’un ‘Uygarlýðýmýz, genel olarak konuþursak, içgüdülerin bastýrýlmasý üzerine kurulmuþtur’ önermesi modern dönemin baþlarýnda moda olan ilksel Doða Durumu miti ile ayný öncülden doðar: Uygarlýðý önceleyen durum bir özgürlük, engelsiz doyum, sýnýrsýz mutluluk durumudur — insanlýðýn suçsuz Altýn Çaðý. Ama bu Aydýnlanma yanýlsamasýnýn tam tersine, arý içgüdü durumu bir yabanýllýk, acýmasýzlýk, yokedicilik durumudur ve orada güç haktýr. Ýnsan için böyle soyut bir durumun varolmamasý olgusu bir yana, analitik bir paradigma olarak, tinselliðin bütünüyle dýþlanmasý olarak, bu durum dolaysýzca hayvanýn durumudur. Ve hayvanýn varoluþunda baský olanaklý en anlamsýz, en saçma kavramdýr. Giderek bu anlamda içgüdünün hiçbir zaman baskýlanmadýðýný söylemek gerekir: “Bilinçaltýnda bile bir içgüdü tasarým yoluyla olmaksýzýn temsil edilemez” (1915e, III.2). Ve gene de içgüdülerin, özellikle yokedicilik içgüdüsünün bastýrýlmasý, denetlenmesi, bir kendini-yoketme noktasýna eriþmesinin engellenmesi diye birþeyden söz etmek hiçbir biçimde bütünüyle saçma olmayacaktýr: Bu çözümleme doðal durumun olmasa da modern durumun kendi olgularýnýn bir vargýsýdýr.

Sevgi bireyin dýþlayýcý öz-duygusundan, bencilliðinden vazgeçmesi, kendi benliðinin duygusunu baþkasýnda bulmasýdýr. Bir duygu olarak, arý içgüdü ekininin aþýlmasýný, uygarlýða giriþi anlatýr. Açýktýr ki, uygarlýðý tanýmlamak için içgüdü deðil ama duygu terimini kullanýrýz. Bilinçli istenç bilinçsiz içgüdüden güçlüdür, ve onu hasta etmeden güder. Bu düzeye dek, uygarlýk ve içgüdü arasýndaki iliþki bir baskýlama olarak deðil ama içgüdünün duyguya yükselmesi olarak iþler. Ve uygarlýk süreci eðer bir süreçse, eðer tinselliðin geliþmesi, insanýn büyümesi ise, genelde uygarlýðýn deðil ama modern uygarlýðýn bastýrdýðý þey tam olarak bu duygudur, eþeysellik deðil. Freud’un önermesinin tam tersine, ‘modern uygarlýk’ eþeyselliði bastýrmaktan bütünüyle vazgeçmiþ, sevgisizleþtirilmiþ içgüdü hiçbir zaman doyuma ulaþamayan biçimlerinde modern ekinin temel direklerinden biri olmuþtur.*

 

*Freud Ýçin Ýçgüdü. Freud yalnýzca Eros’u deðil, ama insanla ilgili herþeyi, tüm insan etkinliðini tutarlý olarak içgüdüye indirgemekle suçlanamaz. Tutarsýzdýr. Zaman zaman tersini yapar, içgüdülerin kendilerini yükseltir, onlara bilginin, tam olarak özbilinçli olanýn kendisinin deðerini yükler. Eþeysellik Üzerine Üç Deneme’sinde (§ 129) Wißtrieb ve Forschertrieb gibi ‘içgüdüleri’ açýklar. Bu bilme içgüdüsü ya da araþtýrma içgüdüsü gibi ‘yetiler’ Freud’un içgüdüden genellikle onu eleþtirirken denmek istenenden nasýl ayrý birþey anladýðýný gösterirler. Yine ayný yerde (§ 139), bu kez insaný doðal olanýn yakýnýna getiren ‘beslenme’ gibi doðal bir iþlevi eþeysel etkinlik olarak kabul eder. Her dizgesel düþünür gibi, Freud da tüm kuramsal yapýsýný tek bir ilke üzerine kurmaya çalýþýr. Bunda haklýdýr. Ama bu mantýksal pekinlikle içgüdü ilkesini Sanat, Din, Felsefe gibi etkinliklerin, giderek bütün bir Uygarlýðýn kökensel kavramý olarak uyguladýðý zaman, yanlýþ bir noktadan yola çýkan doðru uslamlamalar yalnýzca usdýþý vargýlara götürürler. Açýktýr ki, Freud O, Ben ve Üstben gibi kendi buluþu olan yetileri yine kendisinin içgüdüyü ussal ve moral boyutlara büyütmesini ya da geniþletmesini anlatmak için kaçýnýlmaz olarak yaratmak zorundadýr.

Uygarlýðýn içgüdülerin baskýlanmasý ve böylelikle mutluluktan özveri pahasýna gerçekleþtiði savý ile karþýtlýk içinde, ve uygarlýk kavramýnýn gerçek anlamý ile uyum içinde, Eros’un yaratýcý yetenekleri hiç kuþkusuz sözde uygarlýk kurmaya yöneltilmiþ Yokedici Ýçgüdünün tehlikeli yeteneklerinden sonsuz ölçüde daha güçlüdürler, yoketme deðil ama yalnýzca varetme uðruna etkindirler, ve acý ve baský yoluyla deðil ama sevinç ve özgürlük yoluyla sonsuzluk ölçeðinde yaratýrlar. Bu ussal yol varolan usdýþý yol karþýsýnda hiç kuþkusuz henüz yalnýzca bir olanaktýr. Ama þimdi varolanýn kalýcý, deðerli, anlamlý birþey olmamasý ölçüsünde, bu olanak mantýksal zorunluðun gücünü taþýr. Ve içgüdünün deðil ama duygunun bir doyumu olarak mutluluðun gerçek olanaðýný hazýrlar. Ama bu durum Batý ‘uygarlýðý’nýn Eros’u yokedici bir güç olarak, bir gözdaðý olarak algýlayacak olmasý olgusunu deðiþtirmez.

 


Modern Toplumun Tutarlý Yapýsý Ruhçözümlemeyi Dýþlar

Modern Batý ‘uygarlýðýnýn’ yalnýzca deðersiz deðil ama tehlikeli de olduðunu tanýtladýðýna inanan Freud modern toplumda daha baþýndan bu yana demodedir.
.

Yaþamýnýn sonlarýna doðru en yakýn dostlarýný da incitme pahasýna açýkça vurguladýðý kiþisel nihilizmi bile onu modernist söylemin parçasý yapmaya yetmez, ve ait olduðu ekinin dokusundan dýþlanýr — neredeyse bir þair gibi, romantik bir sevgili gibi, bir dost gibi. En ileri, en açýk, en demokratik toplumlarda ruhçözümlemecilerin sayýsý böcek uzmanlarýnýn sayýsýndan daha azdýr (Fransa yaklaþýk 20 bölüngü ile bir iç savaþ durumundaki 5000 kadar etkin ruhçözümlemecisi ile en yüksek yüzdeyi temsil eder.) Durumun böyle olmamasý, týkýr týkýr iþleyen modern toplumsal yapýnýn bir iþlevi olan akademik ruhbilimde ve ruhsaðaltýmý iþleyiminde Freudculuðun onur yerini doldurmasý çok, ama çok ilginç olurdu. Aslýnda, açýkça tutarsýz olurdu. Kuþkucu, göreci, pozitivist Einstein’ýn ‘bilim’ini model alan bir akademizmin ruhbilimde de o ayný kuþkucu tinden doðan davranýþçýlýktan daha iyisini istemesi postmodernist geniþliðe bile sýðmayacak bir uygunsuzluk olurdu. Modern toplum özsel olarak hastalýklý bir toplumdur, ve modern kalabilmek için iyileþmek deðil ama tam tersine saðlýksýz durumunu sürdürmek zorundadýr: Hiçbir gerçek deðere dayanamayan yapýsýyla, modern yaþam ereksiz bir deðiþim süreci, amaçsýz bir yineleme, bir saplantý sinircesidir. Saðlýklý insanlar her gün yeniden baþlayan ama her gün yalnýzca dünkü hiçliðin üzerine bir yenisini eklemekten çoðunu yapamayan modernist tempoya uyarlanamazlar, böyle bir düzeneksel yapýda kendileri için belirlenen salt yinelemeli iþlev ve kiþilik biçimlerine katlanamazlar. Onu reddederler. Modern toplum gündelik akýþýnda da içine iki kez girilemeyen ýrmak gibidir: orada kalýcý, deðerli, dayanýklý hiçbir iliþki, hiçbir duygu, hiçbir sevgi yoktur, yalnýzca ortaya çýkar çýkmaz eskiyen yalancý yeniliklerin bitimsiz bir dizemi vardýr. Düþünebilen ve duygularýna özgürlük verebilen insanlar, ruhçözümlemenin ve çözümlediði öznenin kendisinin bütün bir yapýsýnýn dayanaðý ve köþe-taþý olan baský düzeneðinin nasýl iþlediðini kavrayan insanlar yalnýzca klinik sinirceden kurtulmakla kalmazlar. Ayný duygusuzluk temeli üzerinde sürebilen anamalcýlýk, bankacýlýk, sýnýf, sömürü, savaþ, türesizlik, eþitsizlik, bilgisizlik, çirkinlik, saldýrganlýk vb. gibi tüm modern donatýmý da doðrudan doðruya baþlarýndan atýverirler. Modern bütünlük özgür ruhta yalnýzca kendi için bir gözdaðý görür. Onun varoluþu uðruna, insanlýk bilinçsizin denetiminden kurtulmamalýdýr.

 


Modern Toplum Zayýflatýlmýþ, Küçültülmüþ, Baskýlanmýþ Ruhsal Yapýya Gereksinir

Modern kiþilik — ya da, yurttaþ toplumunun sözde özgür bireyselliði — kendini sözde evrenseline uyarlayabilmek için küçülmek zorundadýr.
.

Usunda ve Duygusunda. Ama kesinlikle Ýçgüdülerinde deðil. Modern kitle toplumu bir hýrs, yarýþma ve saldýrganlýk, bir güç, özdeksel gönenç ve eþeysel itki arenasýdýr. Sevgiyi ütopik, öte-dünyasal, aþkýnsal, düþlemsel bir deðer olarak olgusallýktan dýþlayan bu içgüdüler krallýðýnda bilinç küçülmeli, bilinçaltý büyümelidir. Bilinçte duyusal, duygusal ve ussal içerik bir enaza indirgenmeli, güzellik, sevgi ve bilginin karþýtlarý yeðlenmelidir yoksa bireyin yýkýmý hazýrlanýr. O toplumda insan özünün dayanamayacaðý, bilincin yadsýmayý, unutmayý, o olmamayý yeðleyeceði modern ekinsel içerik bilince týka basa doldurulur, ve haz ilkesi kan ter içinde çabalayarak hazsýzlýk verici anýlarýn, tasarýmlarýn, tortularýn bilinci boðmasýna izin vermez. Onlarý normal çaðrýþým süreçlerinden dýþlar, ama bunu ruhun özgürlük alanýný, varoluþa anlam kazandýran duygu dünyasýný küçülterek yapar. Bireyin ruhsal incinmeleriyle ve acýlarýyla beslenip büyümüþ çocuksu bilinçaltý olgusallýðý bir paranoya perspektifinden algýlamanýn dinamiði olur: Bilinçsiz olgusallýk çýkarcý, bencil, açgözlü kiþilik biçimleri tarafýndan tanýmlanan bir kitleye biçimlenir. Bireyin dünyasýný ancak yetenekli olduðu kategoriler yoluyla algýladýðý düzeye dek, toplumda yalnýzca kendi bilinçaltýnýn olumsuz, yasaklayýcý, engelleyici, kýsýtlayýcý dinamiðinin yansýmasýný algýlar, ve bireyin yoksul iç, öznel dünyasý dýþsal nesnelliðin eþit ölçüde yoksul doðasý ile salt onun için deðil ama kendi için de baðdaþýr: Ruhsal yanýnda, modern toplum kendinde bilinçsiz öðelerin tanýmladýðý bir olgusallýktýr. Bunun için Nietzsche’yi beklememiþ, tam tersine kendisi bir Nietzscheler çokluðu yaratmýþtýr.

 


Nihilizm ve Ýçgüdüler

Nihilizmin içgüdüsel saldýrganlýðý yüceltmede — güç istenci, üst-insan, kan ilkesi vb. — sonlanmasý kavramsal bir zorunluktur: Nihilizmin yoksaydýðý deðerlerin kendileri içgüdülere insan niteliði kazandýran etmenlerdir.
.

Bunun dýþýnda, nihilizm hiç de nihilizm deðildir, bir tür pozitivizm gibidir, ve özel göreli deðerler (ýrk, kan, güç, þiddet) konutlamanýn önüne geçemez. Buna ek olarak ve bununla tutarlý olarak, modern toplumsal yapýyý belirleyen genel ‘ussal’ öðenin kendisi yine Freud’un ‘ben-içgüdüleri’ dediði þeyden daha iyi, daha soylu, daha yüksek bir etmen deðildir: Açlýk Ýçgüdüsü ya da ‘öz-sakýným içgüdüleri.’ Gerçekliðin yararcýlýk ve pragmatizmin terimlerinde belirlenmesi, bilimin uygulayým-‘bilim’e indirgenmesi çýplak Açlýk Ýçgüdüsünün modern entellektüel yüksekliklerde uðradýðý baþkalaþýmý anlatýrlar. Böylece modern kitle bilinci (1) ona kapalý, bilinçsiz bir saldýrganlýk dürtüsü tarafýndan belirlenir (Üst-Ben ya da Üst-Ýnsan). Bu (2) eþit ölçüde bilinçsiz bir gönenç istenci tarafýndan tamamlanýr (Ben ya da Aç-Ýnsan). Güç Ýstenci ve Gönenç Ýstenci modern toplumun baþlýca iki ilkesidir. Bu içgüdüsel belirlenimlere kaynaklýk eden (3) duyusal haz itkisi Eros’a bütünüyle yabancý birþey olan duygusuz eþeysel dürtüdür (O ya da Alt-Ýnsan). Freud’un ben, üst-ben ve ‘o’ dediði etmenler arasýndaki sýnýrlarýn bütünüyle bulanýk olduðunu ileri sürmesi, aslýnda hem benin, hem de üst-benin o’dan türediðini ileri sürmesi, böyle þeyler bütünüyle yanlýþ olsalar da hiçbir biçimde zeminsiz deðildirler. O üç ‘ruhbilimsel’ etmen, uyumlu ve geçiþli birliktelikleri ile, anahatlarda bir içgüdü ekini olan modernizmi eksiksiz olarak tanýmlarlar. Ve ancak tanýmladýklarý þeyin kendisi denli yanlýþtýrlar.

 


Süper-Güç Ýstenci = Herkesin Ýstenci = Modern Bilinçaltý

Açýkça Güç Ýstenci ya da — daha da iyisi — Süper Güç-Ýstenci terimlerinde tanýmlanan modern paranoya tablosunda cisimselleþen þey doðrudan doðruya bilinçsiz saldýrganlýk dürtüsü olmalýdýr.
.

Ve dahasý, modern yaþamýn sözde ‘uygar’ belirlenimlerini içgüdü temsilcilerinin terimlerine çevirirsek, bu ‘içgüdü’ demokratik bir içgüdü olmalýdýr. Halksal ekin için, pop kültür için deðerin ussal olanýn deðil ama usdýþýnýn terimlerinde tanýmlandýðýný modern nihilistin kendisi öðretir: Alles Gute ist Instikt. Usun tutkularýn kölesi olduðunu ileri süren nihilist görüþteki görgül doðruluðu kesinlikle yadsýyamayýz. Modern toplumun baskýcý ruhsal yapýsý onun egemen sýnýflarýn ya da güçlerin denetlediði totaliter bir yapý olmasýný bütünüyle gereksizleþtirir: Modern tutku saðduyuya baskýn çýkar, ve bütün bir baský düzeneði içgüdülerinde bütünüyle özgür olan modern kitlenin ruhunda öz-edimlidir. Dýþsal katký yalnýzca herkesin istencine ya da kitlesel bilinçaltýna kurallý, düzenli, pürüzsüz bir politik iþleyiþin cilasýný vermek için gereklidir. Barýþ, türe, güvenlik için kaygýsýzlýðýnda ve beceriksizliðinde, bu politik uzmanlýk alaný yalnýzca popülerliðini tanýtlar: Modern kitle toplumunun politikasý ancak modern kitle toplumunun kendisi denli erdemli olabilir. Modern kitle demokrasisi geriye doðru deðil ama ileriye doðru bir önlem olduðunu gizlemez.

Herkesin Ýstencinin Güç-Ýstencine, ya da daha tam olarak Süper-Güç Ýstencine yükseliþi modern dönemde saldýrganlýk dürtüsünün yeðinliðinde artýþýn demokratikleþme süreci ile doðru orantýlý gittiðini gösterir. Bu ironik deðil ama trajik anlamda böyle görünür: Ulusalcýlýk modern bireyin her zaman etkinleþtirilmeye hazýr narsissizmini, megalomanyasýný, paranoyasýný soðuran ‘deðeri’dir. Ama gene de sýradan gücü süper-güce çeviren þey sýradan egoyu süper-egoya çeviren süreçte hiç de önemsiz olmayan bir anlamda koþutunu bulur: Süper-egonun dýþa yönelik saldýrganlýðý anonimdir, evrenseldir, kitleseldir, ve gücünü süper-güce çeviren etmen kitle yoketme silahlarýndan baþka birþey deðildir. Modern demokrasi ayný zamanda nükleer demokrasidir.

 


Evrensel Ýstençten Evrensel Dürtüye

Ölüm Ýçgüdüsünün egemenliði varsayýmý altýnda Rousseau’nun ‘evrensel istenç’ kuramýnýn geçerli olduðunu ileri sürmek mantýksýzdýr.
.

Evrensel Ýstenç kavramý yalnýzca istencin özgür olduðu deðil ama özgürlüðün istencin kendisi olduðu anlamýna gelir: Özgür olmayan bir Ýstenç baþka birþey, aþaðý yukarý bir itki gibi birþeydir. Dinamik bir bilinçaltý kavramý, bilinçten gizlenen ve davranýþý belirleyen özerk bir saldýrganlýk dürtüsü istenç kavramýnýn kendisini geçersiz kýlar. Demokratik bir ülkenin, örneðin bir A.B.D.’nin durumunda, yabancý bir ülkenin, örneðin bir Vietnam’ýn baþtan sona yakýlýp yýkýlmasýna, nüfusunun yokedilmesine karar veren ve eylemi yerine getiren güç þu ya da bu egemen sýnýf, þu ya da bu çokuluslu tekel, þu ya da bu despot deðil ama ‘evrensel istenç’ olmalýdýr. Ama Freud’un tüm modernlik dönemini ve alanýný kaplayan Ölüm Ýçgüdüsü varsayýmý altýnda bu Büyük Ulusun ‘ussal’ ve ‘evrensel’ olmasý gereken istencinden söz etmek olanaksýzlaþýr. Büyüklük yerini Küçüklüðe býrakýr. Irksal arýlýk uðruna kendi içinde zorla kitlesel kýsýrlaþtýrma politikasý uygulayan bir Ýsveç, çýplak terörü görmezden gelen ve bir de Nobel Barýþ ödülüyle taçlandýrmak isteyen Norveç parlamento çoðunluðu, bir kural olarak insan haklarýnýn çiðnenmesi koþulu üzerine kurulu bir bankerler devleti görünümünde olan ve kadýnlar için oy hakkýný 1971’de tanýyan Ýsviçre vb., tümü de bu toplumlarda ‘evrensel istenç’ kavramýnýn deðil ama evrensel dürtü kavramýnýn ne düzeye dek aðýr bastýðýný gösterirler. Böyle ülkelerde ya demokrasi erdemden soyutlanmýþ beþ para etmeyen bir yalandýr, ya da bu uluslar ruhsal yapýlarýnýn derinliklerinde demokrasinin erdemsiz olamayacaðýný algýlayamayacak bir düzeyde hastalýklýdýrlar. Freud’un kötümser görgül ilkesi hiçbir biçimde görgül temellerden yoksun deðildir.

 


‘Batý’: Yön mü, Din mi?

‘Batý’ sözcüðü modern kitle toplumunun örgütleniþinin dinsel kökenlerini, daha tam olarak Protestan inanç türü tarafýndan belirlenmiþliðini gizleyen örtmeceli bir terimdir.
.

Laiklik görünüþü altýnda, tam olarak Protestan deðerlerin yaþama geçiriliþini anlatýr. Ve bu ‘uygarlýk’ tarihte Kapitalizme ve Nazizme, Irkçýlýk ve Ayrýmcýlýða, ve en sonunda Nükleer Yokoluþa yetenekli biricik ‘uygarlýk’ biçimidir. Tüm bu üstyapýsal donatýmý ile ‘Batý’ hiçbir biçimde insan haklarý kavramýnýn altyapýsý üzerine dayanmadýðýný, gerçekte insan hak ve deðerlerinin yadsýnmasý olan bir nihilizmden daha baþka bir temeli olmadýðýný tanýtlar. Bununla modern ekin Klasik, Romantik, Ýdealist herhangi bir uygarlýk biçimine baðlý olmaktan çok Haçlý Seferleri ile, Pogromlarý ile, Soykýrýmlarý ile Orta Çaðlarýn karanlýk Avrupasýna baðlý olduðunu gösterir. Ruhçözümleme bu toplumsal yapýlanýþý saldýrganlýk içgüdüsünün terimlerinde çözümlerken böyle olgulara dayanmaz. Böyle olgular kendilerinde ne olduklarýný gösterebilmeleri için ruhçözümlemeye gereksinirler.

 


Bilinçsizin Büyümesi

Modern toplumun tözünü tanýmlayan us-dýþý, duygu-dýþý algýnýn normalleþtirilmesi ancak bilinçsizleþtirilmesi yoluyla olanaklýdýr: Bilinç doðasý gereði acý ve nefret, korku ve saldýrganlýk duygularý ile, bu gerçek-dýþý, bu yalan, bu yanlýþ öðelerle yüklü kalmaya yetenekli deðildir.
.

Haz ilkesinin düzeneði yoluyla onlarý yüzeyinden uzaklaþtýrýr. Ama bu bilinçsizleþmiþ içerik negatif bir dinamiktir ve bireyi her biri birer acý kaynaðý olarak iþleyen anlam ve deðer verme yetilerinden vazgeçerek modern toplumun aþaðý yukarý mekanik bir iþlevi olmaya ayarlar. Anlamsýzý doðrulamak anlamsýz bir dünyaya uyarlanmanýn en kestirme yolunu saðlar. Ýnsan bir makine, ve duygusuzluk modern iliþkinin tözü olur. Uyarlanmanýn mantýðý böyle buyurur. Uygarlýk deðerleri ile iletiþimi koparýlmýþ birey deðersiz olaný, kaba saba olaný, çirkin olaný sapýk bir haz duyarak doðrulayabilir, ve pekala gizemli olana, boþinanca, grotesk olana, uyuþturucuya ve tablete, giderek çýlgýnlýðýn kendisine dönerek gizilliðini hiç olmazsa ruhun ve usun karanlýk bölgelerinde gerçekleþtirme çabasýna giriþebilir. Ve giriþir. Öz-belirlenimsiz seçme özgürlüðü modernist bireyin erdemidir: Onun için bir peygamber olmak ya da bir tiran olmak arasýnda hiçbir ayrým yoktur. Böyle bireylerin toplumunun usdýþý temellerinin pekiþtirilmesinde varoluþçuluk ve pop ekin, postmodernizm ve medya bilinçsiz ama etkili bir iþbirliði içindedirler. Ýnsaný yalnýzca kullanan, yalnýzca sömüren, onu yararlý bir insan posasýna çeviren modern toplumsallýk kendi mantýðý gereði ona ve bireye ruhsal saðlamlýk ve saðlýk sunabilecek, onu büyütebilecek herþeyi reddetmelidir. Küresel özgür tecim için, herþeyin yazgýsýný ekonomik determinizme baðlayan aydýnlýk bir ‘uygarlýk’ için, sözde ‘us çaðý’nýn kalýtý olan bir toplum için kendinde bir sonsuzluk özlemi olan ruh mini mini bir yurttaþ kiþiliðine sýðdýrýlmalýdýr. Bütün bir evrenle birlikteliði isteyen Okyanus Duygusu bir yaðmur damlasýna küçülmelidir. Orada bu kiþiliðin yapýsýný kurcalayan, onu çözümlemeye, anlamaya çalýþan Ruhçözümleme elbette reddedilmelidir çünkü modern toplumda politik özgürlük ve erotik baský arasýnda bir baðlýlaþým olduðunu, uygarlýðýn gerçekte doðaya ve insan doðasýna karþý iþleyen bir barbarlýða bozulduðunu, yalancý gönencin artýþýnýn gerçek deðerlerden vazgeçme ile elele gittiðini gösterir. Dahasý, Ruhçözümleme kiþiyi eylemlerinin güdüleri konusunda öz-bilinçli yapar. Ona onlarýn bilinçsiz olduðunu, aslýnda modern kiþiliðin ne yaptýðýný bilmeyen, onu niçin yaptýðýný bilmeyen, giderek niçin varolduðunu bile bilmeyen özgürlükten yoksun bir bilinçsizlik tortusu olduðunu açýklar. Bu yüzden dayanýlacak gibi deðildir.

 


Negatif Büyüme

Böyle toplumun mantýðýnda ilerlemenin yönü tinsel olandan özdeksel olana, doðal olandan yapay olana, ussal ruhçözümlemeden ruh-dýþý ve us-dýþý kemoterapiye, usun özgürce geliþiminden denetimci bilinç biçimlerini üstlenmeye, kýsaca sevgiden nefrete doðrudur.
.

Kuþkuculuðun en etkili Darwinci uyarlaným koþulu olduðu böyle bir yabancýlar toplumunda, özgürlük bireyi küçük düþüren, onu güvenilmez, yalancý, her tür kötülüðe eðilimli, giderek gizil bir suçlu sayan yasama düzenlerini hep birlikte demokratik olarak onaylamaktan oluþur. Modern çaðda ekinsel ilerleme kitlesel güvensizliðin ve deðersizliðin yeðinleþmesi ve yaygýnlaþmasý anlamýna gelir: Onurlu olma, güvenilirlik, doðallýk, insancýllýk çaðýn buyrumu olan soðuk, yabancý, yalancý, yapay kiþiliðe ayak baðý olacak deðerlerdir. Modern ruh varoluþu hafife almayý öðrenmeli, bir yarýþmacýlar toplumunda yabancýlaþmanýn biricik çýkar yol olduðunu kabul etmelidir. Ýnsanlar çok fazla düþünmemeli, çok fazla bilmemeli, mini mini iþlerini, düzeneksel ve özelleþmiþ iþlevlerini ve rollerini yerine getirmelidirler. Çatýþma acýlýdýr. Yalnýzca acý verici kiþisel yaþantýlarýný deðil ama bütün bir duygu yetisinin kendisini baskýlamayý öðrenmeli, bütününde insan özlerini baskýnýn unutturucu gücüne teslim etmelidirler. Bu konuda nihilizmleri ve pozitivizmleri en etkili yardýmcýlarýdýr. Ruhlarýný ekinsel bilinçaltýna uyarlarken, bilincin kendisini yararsýz bilgiden, duygudan ve güzellikten özgürleþtirmeli, onun eðitimini felsefeden, varoluþu anlama ve onu anlamlý kýlma giriþiminden baðýþýk tutmalýdýrlar. Yaþam anlamsýzdýr çünkü deðersizdir, pekala küçülerek de yaþanabilir. Ve o zaman Freud kitle ekinine düþman bir elitist olarak görülür çünkü tek-boyutlu, içgüdüsel-boyutlu atrofik bilinç ve kiþilik için onun kendine esirgediði ruhsal ve ussal büyümenin öneminde diretir. Ve bir tüketim çýldýrýsýna kapýlmýþ duyarsýz, duygusuz ve düþüncesiz kitle toplumunu çözümlemesi can sýkýcýdýr çünkü ona demokratik baskýsýnýn dýþýndaki egemen güçlerden deðil ama kendi içinden, bir bilinçaltý pýhtýsý olan modern kiþiliðinden kaynaklandýðýný anýmsatýr.

 


Batý ‘Uygarlýðýnýn’ Parametreleri: Güç, Özdeksel Gönenç ve Duyusal Haz

Batý bilincinin kendinde gerçeklikleri içinde, saltýk anlamlarý içinde anlaþýlmalarý açýkça sarsýcý, incitici, yaralayýcý olacak bir tarihsel anýlar dizisini baskýlamayý sürdürmesi tarihsel olarak asýl uygarlýk ölçütlerinin bilinçsizi kalmasýný da güvenceye alýr: Bu tinde uygarlýk Güzellik, Sevgi ve Bilgi deðerlerinde deðil ama Güç, Özdeksel Gönenç ve Duyusal Haz terimlerinde tanýmlanýr.
.

Batý tininin kendine özgü karakterini özetleyen bu nihilist ‘deðerlerin’ bakýþ açýsýndan Bilgi güçtür, Ýyi herþey içgüdüdür, ve Güzellik kübizmdir. Bu özgünlüðü ile, ve modern dönemdeki geliþimine eþlik eden pek onur verici olmayan olaylar ve olgular yoluyla, Batý uygarlýðýnýn kökenleri bir erdem dönemi olan Klasik uygarlýða deðil, ama Kýtada bir zifiri karanlýk dönemi olarak yaþanan Orta Çaðlara baðlanýr.

 


Batý ‘Uygarlýðýnýn’ Dinsel Temeli

Bir uygarlýðýn dinsel-moral deðerler üzerine kurulu olduðu düzeye dek, Batý ‘uygarlýðý’ Ýsa’nýn, Tanrý-insanýn öldürülmesini doðrulayan bir inancý duygusal yapýsýnýn temeline alýr, ve tarihsel bir bilinç biçiminin tutarlý bir yapý olmasý ölçüsünde, bilincin böylesine önemli bir olgu ile çeliþen öðeleri dýþlanýr, içeriðin arta kalaný baþtan sona ona uyarlanýr, ortaya az çok tutarlý ve baþtan sona pozitif bir içerik çýkar.
.

(Ateizmin saçma, us-dýþý, giderek inanç-dýþý bulduðu þey bu tasarýmsal yapýdýr, ve salt özdekçi-pozitif yöntemler bu içeriðin yüzeyinde dolaþmaktan ötesini yapamazlar.) Hýristiyan inancýn özsel bir bileþeni olarak kabul edilen eylem þu ya da bu birey tarafýndan deðil, tersine insan tarafýndan, bütününde insanlýk tarafýndan iþlenen saltýk suç olarak görülür. Bu inanan yüreðin öz-sevgisini olanaksýzlaþtýrýr, aslýnda ona bir öz-nefret biçimini verir. Buna göre, insan doðal olarak kötüdür, bu dünyada iyileþemeyecek denli umutsuzdur. Ýnanan bilincin böylesine acý verici bir anýya tutarlý içeriðinde yer vermesi ancak suça hakkýný verecek bir cezanýn da doðrulanmasý ile olanaklýdýr. Ama ceza da suç denli aðýr olmalýdýr, ve böyle cezanýn olanaksýzlýðý duyuncun sakatlanma düzeyinin bir ölçüsünü verir. Suç örtülmelidir. Saltýk cezadan baðýþlanmanýn, kefaretin güvencesi baský düzeneði, ve bedeli ise bilinçsiz suçluluk duygusudur. Bu duygunun bilincin örgütlenmesinde oynadýðý rolün önemi Hýristiyanlýðýn dünya tarihindeki etkisinin önemi ile koþut olmalýdýr.

Tam olarak böyle bilinçaltýna sürülen süreçlerle ilgilenen ruhçözümleme klinik saðaltýmýn ötesine geçtiði düzeye dek, modern varoluþta yalnýzca yitirilen Tanrýnýn temelsiz býraktýðý moral deðerin (üst-ben) ruhsal kökenlerini araþtýrmakla kalmaz, ama açýkça kendisi moral yükümlülükler üstlenmeye zorlanýr.

 


Pozitif Hýristiyanlýkta Saldýrganlýk Duygusunun Kökeni

Ruhçözümleme baskýlanan suçluluk duygusunun bilinçsiz bir saldýrganlýk eðilimi belirtisinde anlatým bulacaðýný söyler.
.

Hýristiyan duyunç, daha doðrusu bu dine baþýndan bu yana eþlik eden suçluluk duygusu (hem dinsel hem de nihilist anlamlarda) mantýksal olarak ve ruhçözümsel olarak bir saldýrganlýk eðilimi ile eþdeðerli ya da eþkonumludur: Ýnanan yürek bu baðýþlanmasý olanaksýz suçu kaldýramaz, onu bilinçten uzaklaþtýrýr, bilinçsiz bir cezalandýrýlma dileðine, ilkin içe yönelik bir saldýrganlýk duygusuna çevirir. Ruhçözümleme bu noktada pozitif Hýristiyan inaðý en duyarlý sinir telinden yakalar. Ve ilgi olgularýn mantýðýnýn daha öte açýnýmýnda da eþit ölçüde görünürde yatar. Suç ve cezanýn a priori birlikteliði cezalandýrýlma dileðinin keyfi deðil ama zorunlu olmasý anlamýna gelir, ve içe yönelik saldýrganlýk pekala dýþa da çevrilebilir. Hýristiyan uluslarýn bütün bir tarih boyunca içsel olarak öylesine kan dökücü ve dýþsal olarak küresel ölçekte uygarlaþtýrýcý deðil ama yokedici olmalarý olgusu ile ruhçözümlemenin bilinçaltý düzeneðinden türettiði saldýrganlýk eðilimi arasýnda bir baðýntýnýn olduðunu düþünmek usun baþarabileceði en güç iþlerden biri deðildir. Ama ruhsallýk ve davranýþ arasýndaki bu tür dolaysýz baðýntýlarý çürütmek için, böyle þeylerin de olsa olsa birer dil sorunu olabileceklerini tanýtlamak için bütün bir ‘felsefe’ okulu yaratýlmýþ, ve analitik dil ‘felsefecileri’ yapýsýzlaþtýrma iþine yeni yetme postmodernistlerden onyýllar önce baþlamýþlardý. Ama saldýrganlýðýn doðuþtan deðil, tersine kazanýlmýþ bir eðilim olmasý ölçüsünde, Freud’un insanýn düzeltilemez kötülüðü ya da ölüm içgüdüsü olarak gördüðü þey ruhçözümleme kuramýnýn kendi mantýðýnýn bir vargýsý deðil ama ona dýþardan yapýlan tutarsýz bir katký olur.*

 

*Güneyin varolan ekini olumsuzlayan nihilizminden ayrý olarak, Kuzeyin pozitivizmi ayný ekinsel gereç üzerine olumlu bir uslamlama çizgisi izler. Görgücü düþünme okulunun sözcüleri modern dönemin baþýndan bu yana kuramsal olarak usun kendisini karalamada nihilizm ile anlaþýrlar. Ama kýlgýsal-törel olarak nihilizmin reddettiði bayaðý burjuva deðerleri aklamada üst-insaný deðil ama alt-insaný yeðlerler. Eðer gene de üst-insan ve alt-insan arasýnda bir ayrým olmadýðýnda diretirsek, insaný deðersizleþtirmede bir ve ayný olan bu iki eðilimin yine insaný deðersizleþtiren baþat dinsel tasarýmlarla nasýl uyum içinde olduðunu görürüz: Bilinç tutarlý bir yapýdýr. Modern dönemde Tanrýnýn ölümü bir kez daha bildirildiði zaman, bu da týpký kuþkucu irrasyonalistler durumunda olduðu gibi Tanrýnýn saltýk olarak yokluðunu imlemez. Bir nihilist olarak, Nietzsche “Tanrý yoktur,” demez. “Tanrý öldü,” der. Nietzsche de ateist deðildir. Kendinde varoluþun deðil ama yalnýzca belirli bir kipinin saçma ya da usdýþý olduðunu ileri sürer. Ve böyle kötü bir varoluþta yitmemenin yolu üst-insanýn güç istencinin doðrulanýþýndan geçer: Ýçgüdü deðersiz insanýn sarýlacaðý biricik deðer olur. Bu grotesk çýkarsamalarýn dýþýnda, saçmalýk, anlamsýzlýk gibi deðerlendirmelerin kendileri saçma-olmayanýn, anlamlý-olanýn varsayýldýðýný imler. Us-dýþýndan söz eden bilinç bunu usu varsaydýðý için yapar. Bu durumda herþey Usun kendisinin bir yanýlsama olup olmadýðýna, varoluþun özgürlük, deðer ve anlam ereðinin bir kuruntu mu yoksa gerçek bir olanak mý olduðunun kavranmasýna dayanýr. Ama bu bile usun kendi sorunudur. Ve Ruhçözümleme us adýna giriþilen bir üstenimdir.

 


Ruhçözümlemenin Moral Ýlgisi Dinin Pozitif Yaný Ýledir

Freud bütünüyle tutarlý olarak eþeysellik ilkesi üzerine iþleyen bir ruhçözümleme türüne yetkinliðini aþan bir alana girme iznini vermez.
.

Freud’un bu kýsýtlamaya kiþisel bir ateizm görünüþü vermesi bu noktada ilgisizdir çünkü ruhçözümleme özsel olarak görgül bir bilimdir. Böylece ruhçözümlemenin kendine özgü kavramsal alaný aþan dinsel bilinçle ilgili olarak söyleyeceði herþeyin yalnýzca pozitif yana kýsýtlanmasý ruhçözümlemenin kendi sorumluluðuna düþer.

Eðer özel olarak Hýristiyanlýðý din kavramýnýn dar anlamýnda deðerler üzerine, insan duygusu ve duyuncu (ya da sözde ‘üstben’) üzerine dayalý bir törellik, bir kurumsallýk olarak alýrsak, bunun Okyanus Duygusu ile bir ilgisini kurmanýn güçlüðü ile karþý karþýya kalýrýz. Avrupalýnýn, özel olarak Protestan Avrupalýnýn ruhunda modernist dönüþümün nasýl ilerlediðini Reformasyondan bu yana tüm evrelerinde saptamak olanaklýdýr: Çürüyen Katolik Kilisenin ve dinsel topluluðun daðýlmasý, kabilecilik ya da ulusalcýlýðýn güçlenmesi, bireycileþme, sevgisizleþme, duyunçsuzlaþma, ve sonunda moral kaygýlarýný büyük ölçüde yatýþtýrmýþ kitlesel bir pazar bilincinin yükseliþi. Tüm bu etmenler modern tarihsel töze katýlýrlar ve insanlýðýn bilgi birikiminin ve dünyanýn doðal ve insansal kaynaklarýnýn talan edilmesi yoluyla daha önce benzeri görülmemiþ bir özdeksel gönencin ve saldýrganlýk yeteneðinin geliþiminde cisimselleþirler. Aydýnlanmadan bu yana popüler ‘ilerleme’ tasarýmýnýn içeriði böyle oluþur. Tüm bu sürecin güdüsü elbette idealizm deðil ama en yabanýl, en bayaðý, en deðersiz tutkulardan türetilen realizmdir. Uygarlýðýn çok uzaklarýnda, tarihin kendisinin dýþýnda kalarak duyarlýk, duyunç ve düþünme yeteneklerinde büyümemiþ Avrupalý kabilelerin ödünç inançlar yoluyla bir çýrpýda uygarlaþamamalarý, ödünç pozitif bilgiyi öncelikle türesizliðin ve saldýrganlýðýn hizmetine uyarlamalarý, ve dünyayý yalnýzca talan edilecek bir nesne olarak görmeleri Freud’u bütün bir tarihin anlamý ve ereði konusunda endiþelendiren ve onu bir arý içgüdü ilkesini uygarlýðýn temeline yerleþtirmeye götüren olgulardýr. Ve gene de ruhçözümleme usun içgüdüler üzerindeki güç olduðunu varsayar.

Modernizmin bir kez daha Tanrýnýn öldüðünü bildiren nihilizmde tamamlandýðý, bir sona ulaþtýðý, giderek bu olgu ile tarihin kendisinin kapandýðý ileri sürülür: Tarihsel hiçbir açýk kapý býrakmýyor görünen bu nihilistik ‘erek’te bundan böyle bir yeniden-diriliþ söz konusu deðildir. Böyle tablolarda usun kendisinden gizlenen, aslýnda bilincin kendisinden dýþlanan çok þeyin, pekçok þeyin olmasý gerektiði açýktýr. Ýnsan saðduyusu apaçýk çeliþkilere dayanamaz. Çözemediðini bilinçsizleþtirir. Saçma olduðunu düþünmekten kaçamadýðýný inanca çevirir, ve us ve duygu çatýþtýklarýnda, pekala duygunun usun üzerinde bir güç olduðunu savunabilir, usu susturan bir baský düzeneðini iþletebilir. Pozitif inanç neredeyse göz kamaþtýrýcý bir Aydýnlanmaya gereksinir.

 


Ruhçözümleme ve Moral

Ruhçözümleme kuramý Eros’u bir arý eþeysellik dürtüsüne bozmayý kabul etmediði düzeye dek, tam olarak moral duygunun, iyi ve kötünün, doðru ve eðrinin duygusunun da ilgili olduðu ayný deðerler alaný ile iliþkiye yükselir.
.

Kuram bu özsel ilgiyi baþlangýçta ego-ideali ile ve daha sonra üst-ben ile anlatmaya çalýþtýðý duyunç kavramýný baskýcý bilinçaltý kavramýnýn özeðine alarak geliþtirir. Bütün bir baský olgusu özsel olarak bir duyunç/duygu sorunu olarak belirlenir: Suçluluk duygusu, ceza gereksinimi, doðal saldýrganlýk eðilimi ya da en sonunda ölüm ya da yokedicilik içgüdüsü terimleriyle anlatýlan bilinçsiz nefret duygusu bütün bir modern ruhsal karmaþanýn üzerine kurulduðu temel olur. Ruhçözümleme bireyin algýladýðý olgusallýðý tanýmlayan bu bilinçsiz katkýyý ve ürkütücü belirtilerini ortadan kaldýrmayý, bunu bilinçaltýný çözündürerek yapmayý üstlenir, ve böylelikle en azýndan ilkede modern ‘uygarlýðý’ her nasýlsa bir ‘id/içgüdü ürünü’ olarak çýkarsanan duyunç yapýsýnýn kendisinde iyileþtirmeyi ve saðlamlaþtýrmayý amaçlar. Hedef açýkça moraldir, ve klinik düzlemde bile birey ruhçözümlemeden bir ahlak dersi almasa da, bir yaþam öpücüðü alýr, özgür çaðrýþým yöntemiyle, daha açýk olarak, korkudan, endiþeden, kýnama ve kýsýtlamadan özgür baskýsýz yalýn bir konuþma eylemi yoluyla onu güdüleyen, duygusunun niteliðini belirleyen saldýrgan bilinçaltý artýðýndan arýnýr, içgüdü baðlandýðý kötü tasarýmý yitmeye býrakýr, ruh normalleþir.

 


Okyanus Duygusu

Freud Uygarlýk ve Hoþnutsuzluklarý’nda (I.2) Romain Rolland’ýn bir mektubundan söz eder. Rolland Freud’un din üzerine yargýlarýnýn tümü ile anlaþtýðýný, ama dinselliðin asýl kaynaklarýna deðer vermediði için üzüldüðünü yazar.
.

Rolland’ýn sözünü ettiði ‘dinsel duygu’nun bir baþka adý Sevgidir — Mevlana’nýn, Platon’un, Stoacýlarýn ‘Bir’i, varoluþu yüreðin gözleriyle de gören her insanýn duyumsadýðý sonsuz gerçeklik, Eros, ya da Okyanus Duygusu. Freud böyle bir duyguyu taþýmadýðýný söyler.*

 

*Romain Rolland Freud’a þunlarý yazmýþtý: ‘‘Dini çözümlemeniz doðru. Ama ‘kendiliðinden dinsel duygu’yu, ya da, daha tam olarak, onunla yalýn ve doðrudan ‘Bengilik duygusu’ gibi bir olguyu anlatmak istediðim dinsel duyguyu çözümlemiþ olmanýzý görmeyi isterdim.’’

Freud’a göre dinsel duygu, hiç duyamadýðý Okyanus Duygusu bir sinirce belirtisidir ve nedeni görgüldür, çocuk çaresizliðidir. Ya da daha genel bir kavramla, korkudur. Freud’un yanýsýra, baþkalarý da korku kavramýný uygarlýk kurumlarýný açýklamada kullanýrlar. Örneðin düþünce yeteneðinin geliþiminde daha da gerilerde takýlan, tinselin varoluþunu tasarlamayý bile baþaramayan ve tinsel varlýklarý da birer ‘cisim’ olarak gören özdekçi Ýngiliz düþünürü Thomas Hobbes politik bir ‘cisim’ olan bütün bir devleti benzer olarak korkudan türetir. Ama bir duygu olarak korku boyuneðmenin olduðu gibi baþkaldýrýnýn, nefretin de mantýksal ön adýmýdýr: Korkulan varlýk kendinde Düþmandýr. Bu düzeye dek, ‘korku’dan Tanrý kavramýna (ya da Devlet kavramýna) çýkarsama mantýksal bir çýkarsama deðil ama olsa olsa David Hume’un çaðrýþýmcý ‘çýkarsama’ yöntemi yoluyla olanaklý dýþsal bir baðýntýdýr. Bir alýþkanlýktýr. Din ve korku, Tanrý ve korku, ceza korkusu vb. gibi düþünceleri sürekli olarak birarada iþiten bilinç bu dýþsal iliþkiyi zorunlu ya da ‘mantýksal’ bir iliþki olarak görmeye baþlar. Özdekçi bilinç tüm bilgeliðini buradan türetir. Ama ne denli mantýksal çözümleme yaparsak yapalým, çocuk çaresizliðinden ya da korkudan Okyanus Duygusunu, Bengilik duygusunu, Tanrý kavramýný, Bir kavramýný çýkarsayamayýz. Korku böyle bir içeriðe yetenekli deðildir. Herder özel olarak Freud’un dinsel duygu üzerine çözümlemesini daha o doðmadan, daha onsekizinci yüzyýl gibi erken bir tarihte çürütmüþtü: ‘‘Korku pekçok halkýn tanrýlarýný yarattý demek hiçbirþey söylememektir. Çünkü korku, korku olarak düþünüldüðünde, hiçbirþey yaratmaz; yalnýzca anlaðý uyandýrýr.’’ (aktaran F. Copleston).**

 

**Herder. Dünyaya bütünüyle gerçek dýþý bir tarih bilinci aþýlama çabasýný býkýp usanmadan sürdüren modern Anglo-Saxon propaganda Herder’i de (1744-1803) bir ‘ulusalcý’ olarak, ve böylece Ýngiliz uygarlýðý ile karþýtlýk içinde Alman barbarlýðýnýn bir baþka temsilcisi olarak gösterir. Böyle ulusal çekiþmelerden bütünüyle ayrý olarak, Herder’in bir Alman olmanýn üstünde ve ötesinde gördüðü deðerler vardý: 18’inci yüzyýl gibi erken bir tarihte Batý ya da Doðu gibi ‘uygarlýk’ tasarýmlarýnýn geçiciliðini ve geçersizliðini anlatan Herder, “Ýnsanlýk insan doðasýnýn ereðidir :: Humanität ist der Zweck der Menschennatur” diyordu. Herder’in idealizmi ulusalcýlýðý henüz serpilmekte olduðu modern dönemin baþlarýnda tanýmýþ ve durdurmaya çalýþmýþtý: ‘‘Kiþi herþeyden önce insanlýðýn dehasý konusunda yansýz olmalý, yeryüzündeki þu ya da bu kabileyi yeðlememeli, þu ya da bu halký kayýrmamalýdýr. Böyle bir yeðleme kiþiyi kolayca kayýrýlan halka çok fazla iyilik, baþkalarýna çok fazla kötülük yükleme yanýlgýsýna düþürür. Ve kayýrýlan halk yalnýzca ortak bir adý tanýtladýðý zaman (Keltler, Samiler, vb.), ki bu belki de hiçbir zaman varolmamýþtýr ve köken ve sürekliliði tanýtlanamaz, o zaman kiþi gerçekte düþüncelerini kuma yazmýþ olur.’’ Ve bu dileðinde de Herder çaðdaþý olan Romantikler ve Ýdealistler gibi yalnýzca nereye ait olamadýðýný tanýtladý.

Freud’un dinin doðasý üzerine çözümlemesi ne önemli ne de kavramsal olarak geçerlidir çünkü içgüdüyü baþlangýç noktasý yapan bir bakýþ açýsýndan ne din, ne sanat, ne de uygarlýðýn bir çözümlemesi olanaklýdýr. Herkesin herkesten nefret etmesi (UH, V.8), tarihin bir ölüm içgüdüsü tarafýndan boþa çýkarýlmasý, uygarlýðýn varlýðýný baskýya borçlu olmasý, eþeyselliðin giderek güzel sanatýn da yaratýcý güdüsü olmasý gibi önesürümler inanan insanýn bir ruh hastasý olduðu görüþünden hiçbir biçimde ayrý deðildirler. Tümü de usu, istenci, duyguyu deðil ama tümünün yerine içgüdüyü temel alan ve insaný özgürlükten baðýþlayýp zorunluða belirleyen bir bakýþ açýsýnýn tutarlý sonuçlarýdýrlar. Ve Freud içgüdünün us üzerindeki egemenliðinin tanrýsal bir tasarda sonlanamayacaðýný ileri sürmede hiç kuþkusuz bütünüyle haklýdýr. Bu düzeye dek eleþtirdiði uygarlýk biçimi yalnýzca ve yalnýzca kendi kurgusunda ürettiði bir öznellikten (ya da bir ‘dilek’ten) daha öte birþey deðildir. Ve açýktýr ki bu bakýþ açýsýnýn kendisi özgür deðil ama patolojiktir, ya da baskýcýdýr, ve Freud’un özçözümlemesi açýkça baþarýsýz olmuþtur. Ama kendisinin ruhçözümlemeyi geliþtirebilmiþ olmasý olgusu usun bu baskýya baskýn çýkabileceðinin ironik tanýtýdýr.

 


Özgürlük ve Sevginin Bir ve Aynýlýðý

Ruhçözümleme her durumda içgüdülerin kendinde mekanik-moleküler süreçlerinin üzerine düþüncenin ve duygunun tinsel gücüyle etkide bulunmayý hedefler.
.

Ruhun bedenin biçimi olduðu düzeye dek, ilkede ancak Eros ile baþlayabileceði ve gerçekten de onunla baþlattýðý bu iþi yine Eros’a dönerek tamamlar çünkü bireye yeniden kazandýrdýðý öz-belirlenim hakký özgürlüðün kendisidir. Ama özgürlük gerçek kavramýnda sevgiden baþka birþey deðildir. Özgürlük kendini baþkasýnda yitirmek ya da baþkasýnda yalnýzca kendini kazanmak, onunla sýnýrlanmamak, tersine onda sýnýrýn kendisinin ortadan kalkýþýný yaþamaktýr. Bu ise duygu olarak Sevgiden baþka birþey deðildir. Bu düzeye dek, özgürlük ve sevgi kavramlarýnda bir ve ayný sonsuzluk duygusunu, ayný tanrýsal duyguyu, ayný Okyanus Duygusunu anlatýrlar. Buna karþý, ruhçözümleme eþeysel içgüdüyü birincil varoluþ belirlenimi yaptýðý düzeye dek, bir ‘id’ türevi olarak gördüðü ‘ego’dan elbette Okyanus Duygusunu çýkarsamayý baþaramaz, ve kuramýn mantýðý içersinde konutlayamadýðýný tutarlý olarak yoksayar.

 


Dünyayý Deðiþtirmek: Moral Deðiþim

Hangi biçimde olursa olsun, moral eðitim insanlarý iyilik uðruna deðiþtirmeyi ve böylece ekinsel yaþamýn niteliðini yükseltmeyi, uygarlýðýn kendisinin saðlýklý geliþimini amaçlar.
.

Hangi biçimde olursa olsun, moral eðitim insanlarý iyilik uðruna deðiþtirmeyi ve böylece ekinsel yaþamýn niteliðini yükseltmeyi, uygarlýðýn kendisinin saðlýklý geliþimini amaçlar. Ama ruhun modernist sakatlanmasýnýn þu ya da bu yeðinlikte toplumsal ölçeðe yayýlmasýna baðlý olarak, modern uygarlýðý moral yapýsýnda iyileþtirmeyi amaçlayan her tasar bununla onu bütününde baþka birþey yapmayý amaçlamýþ olur. Bu düzeye dek toplumsal törelliðin ruhbilimsel izlenceler tarafýndan deðiþtirilmesi istemi düþsel bir doyumdan daha iyisini saðlamayý baþaramaz. Topluma tüm bileþenleri þu ya da bu ölçüde uyum içinde iþleyen bir örgütleniþ kazandýran moral duygu toplumsal yapýnýn geri kalan belirlenimlerinden soyutlanabilecek eytiþimsiz bir öðe deðildir. Kendisi tikel ekinin bütününe katýlan, onu belirleyen ve kendisi onun tarafýndan belirlenmeye açýk plastik, pozitif bir kýpýdýr. Buna göre, duyunç yaþamýnýn bütünü üzerine ne olursa olsun herhangi bir ruhbilimsel izlence getirmeyi istemek o yaþam biçiminin doðrulanan iç iþleyiþ ve tutarlýðýna karþý bir gözdaðý olarak görünür. Moral özde yalýn bir ilkenin deðiþimi bile dolaysýzca toplumsal yapýnýn kendisinde bir sarsýntýyý ve þeylerin ve insanlarýn iliþkilerinin bir yeniden düzenleniþini imler. Bu çok dramatik bir görünüþ kazanabilir. Duyunca kendi eytiþimsel geliþiminin dýþýnda yeni bir belirli biçim verme, ona kendi doðasýna aykýrý yeni deðerleri doðrulatma giriþimi ancak politik terör (Nazi, Bolþevik) ya da klinik koþullandýrma (Skinner) yoluyla davranýþlar üzerinde ayarlama yapýlarak baþarýlabilir. Böyle tüm ‘bilimsel’ toplumsal izlencelerin istenci ve duyuncu sindirici yöntemlere baþvurmak zorunda olmalarýnýn nedeni özgürlük ruhun asýl kavramý iken buna karþý böyle ‘bilimsel’-denetimci izlencelerin insaný bir makine olarak görmeleri, özdeksel nedenselliði, doðal zorunluðu yaþamýn ilkesi yapmalarýdýr.

Ruhçözümleme bilinçaltýný çözme yoluyla insaný bilinmeyen bir etmenin tiranlýðýndan kurtarýr, onu yeniden usunun özbilinçli sorumluluðuna teslim eder. Sürecin bu doðasý ruhçözümlemeye yapýlan ‘tüm-eþeyselcilik’ karalamasýna, herþeyi ‘eþeysellik yoluyla açýklama’ suçlamasýna Freud’un yanýtýný kendi mantýðýyla doðrular: Us bilinçsizin de üzerindeki güçtür. Ama kuramýn bu mantýðý ‘özerk’ Ölüm Ýçgüdüsü gibi korkutucu bir adla da anýlan içgüdünün gerçekte özerk filan olamayacaðýný, sözde yokediciliðinin kendisinin yokolmaya direnemediðini de tanýtlar. Ruhçözümleme büyük tasarlardan vazgeçerek kendini mini mini çözümler önermeye indirgeyen davranýþçýlýk ve türevleri ile karþýtlýk içinde, yalnýzca küçük þeylerle deðil ama ayrýca büyük þeylerle de ilgilenir. Çünkü küçük insan, ruhçözümlemenin bakýþ açýsýndan, gerçekte çok büyüktür, sonsuz ölçüde deðerli ve anlamlýdýr. Özgürdür. Sevme yeteneðindedir.

 


Ruhçözümleme Yapay Ahlak Önermez

Ýster patolojik isterse normal bilinçaltýnýn çözümlemesi olsun, ruhçözümsel saðaltýmýn hedefi hiçbir durumda bilinç denetimi gibi birþey deðil ama bütünüyle açýk ve seçik olarak özgürlüktür: Ruhsal yetilerin kendilerini tam olarak doðalarýna göre açýndýrmalarý için, sevme yeteneðinin bilinçaltýnýn karanlýk derinliklerinden yeniden yüzeye çýkýþý için gerekli baský çözülüþünün saðlanýþý.
.

Bilinçsiz öðenin bütün bir ruh üzerindeki bu tiranlýðýndan kurtuluþ bir denetim olmaktan sonsuz ölçüde uzakta duran öz-belirlenim olanaðý anlamýna gelir. Davranýþýn dýþsal olarak ayarlanmýþ yönetimi deðil, ama varoluþu us ve duygu yoluyla belirleme þansýný yeniden kazanma anlamýna gelir. Bu yüzden ruhçözümleme davranýþçýlýk ile olanaklý en büyük karþýtlýk içinde, özgürlüðün kölelik ile karþýtlýðý denli açýkta yatan bir karþýtlýk içinde durur, çünkü davranýþý güdüsünden soyutlayan o denetimci yöntem bir bilinçsiz güdü kaynaðýna bir baþka bilinçsiz güdü kaynaðýnýn eklenmesiyle ruhun kendi öz kaynaklarýndan biraz daha uzaklaþtýrýlmasýnda sonlanýrken, ruhçözümleme ruhu tam olarak böyle yabancý içerikten kurtarmayý, ona kendi doðasýnýn belirlenimini, öz-belirlenimi yeniden kazandýrmak için gereken koþulu yaratmayý hedefler. Biricik katkýsý ruha yabancý dýþsal katkýnýn giderilmesidir. Bu düzeye dek, ruhçözümlemenin ruhu özgürlüðü olanaksýzlaþtýran bilinçsiz öðeden kurtarmasý bütün insan doðasýnýn ne olduðunu tam olarak ortaya koyabilmesi için vazgeçilmezdir. Bununla ruhçözümleme insaný usun ve duygunun birliðine doðru gerçek büyüme sürecinde güçlendirir, onu bütün bir ansal ve ruhsal yapýsýnýn tam açýnýmýnýn heyecanýna, özgürlük ve sevgi ile bir olan idealizme hazýrlar.

 


Moral Altyapý

Görgül yöntem ya da olgulardan, gözlemlerden vb. genelleme görgücülüðün kendisinin de gördüðü gibi elbette geçersizdir.
.

Görgül yöntem ya da olgulardan, gözlemlerden vb. genelleme görgücülüðün kendisinin de gördüðü gibi elbette geçersizdir. Modern dönem bir politik þiddet, terör, iç savaþlar, ulusal savaþlar, dünya savaþlarý, sömürge savaþlarý, soðuk ve sýcak sayýsýz savaþ vb. dizisi ile dýþa dönük saldýrganlýk denebilecek olan þeyin tarihin tanýk olduðu en aðýr edimselleþmelerini sergiler. Ama böyle bir tekil örnekler dizisinden yapýlacak genelleme bu Açýk Toplum biçimini yargýlamanýn zemini olarak geçerli ve yeterli deðildir. Tüm bu sonu gelmez eylemleri uygarlýk için sürekli bir gözdaðýna çeviren ve böylelikle dünya tarihini saçmalaþtýran þey güçlü bir bilinçsiz nefret öðesi tarafýndan güdülmeleri olgusudur, ve buna göre sorgulanacak nokta bu öðenin kökenidir. Bütün bir Batý ekinini tanýmlayan bu evrensel öðe modern tarihteki sürekli þiddet zincirini olanaklý ve anlaþýlýr kýlan yandýr ve ruhçözümleme kuramýnýn kendi kavramsal kaynaklarýndan, kendi mantýðýndan türeyen bir çýkarsamadýr. Yokedici eðilimlerin bir türevi olarak görülen uygulayýmbilimsel ilerlemenin yararlý olmak yerine insanlýk ölçeðinde tehlikeli ve zararlý olabileceðini ileri süren ve bununla yararcýlýk ve ekonomik determinizm gibi ilkel törellik öðretilerini geçersiz kýlan ruhçözümleme insan sorununun iyileþmesinin bir pozitif bilgi sorunu olmadýðýný ama ilkin yürekten baþlamasý gerektiðini de doðrular. Gönenç ne denli büyürse büyüsün, yürek küçük kaldýkça türesizliðin artýþýndan baþka birþeyde sonuçlanamaz. Modern ‘uygarlýðýn’ sorununu özsel olarak ruhsal bir sorun olarak, teist-nihilist kökenleri olan ciddi bir ruhsal rahatsýzlýk olarak tanýmlayan ruhçözümleme son onyýllarda bu ‘Açýk Toplum’un savunusu adýna ona karþý bir tür kitle saldýrýsý baþlatan modernizmin kavramsýz, duygusal ve sinirceli tonu tarafýndan yalnýzca bir kez daha doðrulanýr.

 


Batýnýn Öz-Bilinci

Deðersiz ve anlamsýz ve týlsýmsýz kalan ve her gününü yeni deðerler aramakla ve bulduðunu ertesi gün yeniden yitirmekle geçiren bir modernist tinin ussal idealizme olduðu gibi ruhçözümlemeye de, gerçekte tüm deðerlere ve uygarlýðýn bütününe gösterdiði nihilist (bilinçsiz) tepki bu tinde Eros’u yitiriþin hiçbir durumda tersinir olmadýðýnýn görgül doðrulanýþýdýr.
.

Baþka bir deyiþle, Eros’un yeniden-doðuþu bildiðimiz biçimiyle modern toplum yapýsýnýn sonunu imler. Ama sürekli deðersizlik, anlamsýzlýk, saçmalýkta anlatým bulan ayný iyileþme güçlüðü pekala eski uygarlýktan çok uzaklarda þekillenen modern toplumlarda deðerlerin hiçbir zaman kazanýlamadýðýný da gösteriyor olabilir. Heine Kuzeyli Hýristiyan uluslarýn yarý vaftiz edildiklerini söyler. Bir insan özü kavramýnýn ýþýðýnda, bunun anlamý tarihsel köklerini ortaçaðýn boþinanç Avrupasýnda geliþtiren modern uygarlýðýn asýl tarihsel sürekliye, insanýn asýl büyüme, geliþme, özgürleþme sürecine ait olmadýðýdýr; özgürlük bilincinde bir ilerleme olan tarihin kendisindeki bir sapmadan daha öte bir anlamýnýn olmadýðýdýr.

Ýþlerin bu durumunun bir öz-bilince dönüþmesinin olanaklý olduðu düzeye dek, nihilist vargý, ya da varoluþçu vargý, ya da materyalist vargý modern topluma dýþardan getirilen bir çözümleme deðil ama yapýnýn kendi entellektüel kaynaklarýndan türetilen bir yargýdýr. Modern toplumda felsefenin yerini kuþkucu irrasyonalizme býrakmasý zeminsiz deðildir. Batý ekini Descartes ve Hegel, Bougereau ve Mozart, Kepler ve Maxwell, Schiller ve Goethe gibi idealistlerin, romantiklerin, klasiklerin, ussalcýlarýn tinleri tarafýndan tanýmlanmaz. Onlar ne Batýnýn kendi kaynaklarýndan doðmuþ, ne de gökten inmiþlerdir: Etkinliklerinde, yaratýlarýnda, deðerlerinde uygarlýk süreklisine aittirler. Batý ekini Voltaire’den Nietzsche’ye, Locke’dan Picasso’ya, Matisse’ye, Einstein ve Heisenberg’e baþlýca fobileri gerçeklik, iyilik ve güzellik olan kiþilikler tarafýndan tanýmlanýr. Bu düzeye dek, nihilist-pozitivist vargý modern Batý toplumlarý için bütünüyle doðrudur, modernizmin kendi mantýðýndan türetilir ve doðrulanýr, ve onun öz-bilincinin en duru anlatýmýný sunar.

 


Popüler-Demokratik Þiddet

Bugün bütün bir yeryüzünü sarsabilecek, tarihi gerçekten de bir sona getirebilecek olan nükleer güçlerde cisimselleþmiþ þiddet Eros’u yadsýyan modern varoluþun normal bir bileþenidir.
.

Baþka bir deyiþle, bu gizil þiddet öðesi birkaç fizikçinin, ya da egemen sýnýflarýn, ya da despotik devletlerin insanlýða karþý bir komplolarý deðildir. Modern toplumda ona ‘Açýk Toplum’ denmesini geçersiz kýlacak hiçbir yüklem eksik deðildir: Modern þiddet demokratik olarak doðrulanan ve üstlenilen bir olgudur. Modern ‘evrensel istencin’ onayýný alýr. Ruhçözümleme kendi yolunda ussal istencin bu iþle bir ilgisinin olmadýðýný, modern kitle toplumunda tutkunun saðduyunun sesini kolayca bastýrdýðýný, ve bunun için popüler dürtüleri, halksal eðilimleri izlemekten ve güçlendirmekten daha elveriþli bir yol olmadýðýný gösterir. Bu patolojinin modern kitle toplumundaki ruhsal kökenlerini çýkarsar ve birer savunma önlemi olarak görünen þeylerin gerçekte saldýrganlýk eðiliminin belirtileri olduðunu saptar.

 


Modernist Herþeyin Ortak Kökeni

Boþinancýn çýldýrýlarýndan sýyrýlan varoluþun kitlesel tüketim çýldýrýsý tarafýndan belirlenir olduðu düzeye dek, modern toplum duyuncun kendisine karþý baðýþýklýðýný pekiþtirir, duyunçlu/moral bireyin içe yönelik saldýrganlýðý duyunçsuz bireyin dýþa yönelik saldýrganlýðýnda kitlesel boyuta yükselir.
.

Karþýlýklý yarar ve çýkar baðlarý ile biraraya tutturulan toplumsal yapý açýkça saldýrganlýk içgüdüsü terimi ile tanýmlanmayý hakeden bir bencillik ve paranoya ekinine pýhtýlaþýr. Kuramýn çýkarsamasýný doðrulamak için insan duygusunun bastýrýlýþýný ve baskýlanýþýný anlatan ve pekiþtiren nihilizmi, pozitivizmi, materyalizmi, genel olarak ideolojileri tanýk olarak çaðýrmak gereksiz, daha doðrusu geçersizdir. Çaðýn tinsel rahatsýzlýðýný tanýmlayan bu ekinsel bileþenlerin kendileri ortaya çýkýþlarýný ayný modernist bozunmaya borçludurlar. Tümü de pozitifin negatife baðýmlý olmasý gibi yadsýdýklarý þeye baðýmlý, onunla koþulludurlar. Modern bilince özgü tüm bu karþýtlar türlülüðü sonunda kökeni olarak ayný baský düzeneðine, ayný bilinçsiz nefret yoðunlaþmasýna doðru odaklaþýr. Ruhsal olarak modernizmin en son ilkesi olan temel sevgisizlik öðesi bir kez bilinçaltýna yerleþir yerleþmez, bir kez insan ruhunda nefretin dinamiði engelsizce iþlemeye baþlar baþlamaz, militarizmden nihilizme, kapitalizmden kübizme tüm kitlesel semptomlar onlarý baþat varoluþ olgularý yapacak ruhsal zeminlerine kavuþurlar.*

 

*Freud þöyle bir genel gözlemde bulunur: Ýnsan için “komþusu yalnýzca olanaklý bir yardýmcý ve eþeysel nesne deðil, ama tersine üzerinde saldýrganlýðýný doyurmak için, hiçbir ödence olmaksýzýn iþgücünü sömürmek için, onayý olmaksýzýn eþeysel olarak kullanmak için, iyeliklerini ele geçirmek için, onu küçük düþürmek için, ona acý çektirmek için ve onu öldürmek için bir kýþkýrtmadýr. Homo homini lupus.” (Uyg. ve Hoþnutsuzluklarý, V.8). Bu nihilizm, insan doðasýnýn sevmeye deðil ama nefret etmeye belirlendiðini doðrulayan bu kötümser bakýþ açýsý modern ruh durumunun en doðrudan anlatýmýdýr.

 

Tarihsel ilerleme göreli dinsel inançlar çevresine örülü tutucu geleneði yýkarak yolunu açar. Bir süre için toplumlarý enerjikleþtiren, giderek onlarý tarihsel uygarlýklar ve güçler düzeyine yükselten yeni ilkeler ve inançlar insan özüne tam özgürlüðü içinde anlatým vermedikleri düzeye dek o özü engelleyici, daha öte geliþimi durdurucu, tutucu olmaya baþlarlar. Baskýcýlaþýrlar. Ýnançtan gelen bu baskýyý kýrmak kendinde geliþmenin, insanýn büyümesinin yolunu açar, sözcüðün ilkin kafamýzda uyandýrdýðý iyi, ussal, gerçek anlamda Aydýnlanma için önkoþul olur. Yine, yenileþmek ya da modernleþmek kendisi deðersizleþmiþ bir gelenekçilik karþýsýnda tutulmasý gereken biricik doðru yol olarak, iyi ve gerçek olarak, ussallýk ve özgürlük olarak görünür. Ama modern Avrupa’da yer alan dönüþüm sorunun biraz daha karmaþýk olduðunu gösterir. Yeni olanýn içeriðinin ne olduðunun hiç olmazsa yenileþmenin kendisi denli belirleyici olduðunu, yenilik uðruna yenilikçiliðin, modernizmin toplumlarý öngörülmeyen yerlere, giderek bütününde amaca aykýrý yönlere sürüklediðini gösterir. Ýçeriðin bir bilmeme durumundan çok bir bilinçsizlik etmeni tarafýndan belirlendiðini gösterir. Bu içeriðin belirlenimini doðal eþeysel güdüye dek izlemek inandýrýcý olmasa da, duygusal etmenler tarafýndan belirlenmesi olanaðý bütünüyle açýk kalýr: Tutku gündelik kullanýmda bile usu, saðduyuyu yenebilen neredeyse denetimi olanaksýz, neredeyse bilinçsiz bir gücü temsil eder. Ve eðer içeriðin özbilinçli usun kendisi tarafýndan belirlenmediðini doðrularsak, bilinçsiz eðilimler tarafýndan, bilinçaltýnda yatan güçler tarafýndan belirlendiðini, bilinçsizin insanýn özgür istencini, kendi yaþamýna egemenliðini, özerkliðini ondan çaldýðýný kabul etmeye zorlanýrýz. Modern tarihin dönüþümleri kararlý bir uygarlýðýn büyümesinden çok bilinmeyen bir gücün denetiminde ileri geri atýlan kitlelerin bütün bir dünyayý ve tarihini altüst eden belirlenimsiz, ereksiz, kaotik, usdýþý devimleri olarak görünür. Modern dönemde bilinçaltýnýn gücü tarih sezgisinin kendisini bastýrýr. Kaos, belirlenimsizlik, görelilik, ereksizlik týpký anlamsýzlýk ve deðersizlik gibi bu dönemi tanýmlayan terimlerdir.

Modern özgürlük evrensel insan deðerlerinin deðil ama yalnýzca yararcý, pragmatik, özdekçi bireysellik ilkesinin edimselleþmesi olarak, ‘Ben’in despotizmi olarak belirlenir. Dinsel duyguyu yokeden Aydýnlanmacý özbilinç bunu eytiþimsel olarak, yadsýdýðýný saklayarak yapmaz: Derme çatma da olsa, varolan Topluluk tini tecimsel-tüzel Toplum biçimine bozulurken, Okyanus Duygusu bireysel ruhun sýnýrlarý içersine hapsolur: Dirimli varlýðýn her bir gözeciðinde iþleyen, bireyleri ailelere, topluluklarý evrensel insanlýða büyütmeyi isteyen Eros modern yaþamdan tüm tinsel donatýmý ile birlikte ayrýlýr. Sevgiyi silip atan ayný nihilistik dürtü Güzel ve Gerçek olaný saklayamaz çünkü sevgi güzele olduðu gibi gerçeðe de yaþam veren týlsýmdýr: Güzel Sanat ve Felsefe modern Batý duyarlýðýndan ve düþüncesinden sürülürler, yerleri karþýtlarý tarafýndan doldurulur. Bireyi evrensel sevgi yoluyla iyileþtirmenin almaþýðý kemoterapi ve davranýþçýlýk kipinde ortaya çýkarken, gerçeklik fobisine yenik düþen bir kuþkuculuk Batýyý ortaçaðlarýn görgücü ‘felsefecilik’ yollarýna geri döndürür, güzelin kendisinden nefret eden modern sanat çaðýn grotesk beðenisine yanýt veren ‘estetik’ biçim olduðunu tanýtlar. Herþey kitleselleþir, halksallaþýr, ve kitle ve halk gibi kavramlarý yüceltmenin anlamý gözler önüne serilir. Böyle ‘uygarlýk’ gene de gelenekten özgürleþmiþtir, ve tüm ‘libido’sunu, tüm ruhsal enerjisini engelsizce bilinçsiz, baskýlanmýþ güdülerinin buyruðuna býrakýr, bir sömürü ve sömürge, militarizm ve kapitalizm ‘uygarlýðý’ olarak biçimlenir. Yapmayý en iyi bildiði þeyin, uðruna kaynaklarýnýn en büyük dilimini, uygulayýmbilimsel becerisinin en iyisini ayýrdýðý þeyin nükleer bombalarýn üretimi olmasý ruhçözümleme kuramýnýn a priori vargýsýnýn görgül doðrulanýþýdýr. Böyle toplumlarda çocuklarýn moral yaþamlarýnýn aile sevgisinden eðitsel davranýþçý ruhbilimin duygusuz, denetimci, pragmatik yöntemlerine terkedilmesi, yetiþkin kiþiliklerin insan ruhunu moleküler bir düzenek olarak alan ilaç saðaltýmýna sýðýnmalarý da tutarsýz deðildir. Bunlar olduðunda, Eros’un güçlerinin neyi diriltmeleri gerektiði bütünüyle açýða çýkar. Þiddetin þiddetle, nefretin nefretle yenilemeyeceðini ruhçözümlemenin bilinçaltý kavramý dolaysýzca gösterir: Eros’un bildiði biricik yöntem sevgi, bilgi ve güzelliðin yöntemidir.

 


Modern Toplumun Ruhsal Zemini Olarak Sinirce

Ruhçözümleme kuramýnýn modern toplumlara özünlü ruhsal bozukluða bir tepki olarak doðmuþ olmasý modern (ve yarý-modern) tüm toplumlarda saðaltýcý etkisinin kendinde olumsuz ve yýkýcý olacaðýný imler.
.

Tüm modern kurumsallýk baskýcý bilinçsiz öðeleri bütününe ait bileþenler olarak taþýr: Modern tüketim toplumunun temel iliþki biçimi neredeyse erotik bir heyecanla yerine getirilen alýþ-veriþ iliþkisidir ve bütün bir modern toplumun iç-baðý olma düzeyine yükselen bu ‘iliþki’ gelenek baðlarýndan özgürleþmiþ ve insaný yalnýzca yararcý ve çýkarcý bakýþ açýsýndan algýlayabilen güvensiz, kuþkucu, göreci bir ruhsal yapý üzerinde iþleyebilir. Baþlýca çatýþma, çekiþme, yarýþma gibi ‘iliþkilere’ yetenekli kiþilik biçimi üzerine dayalý toplumda bir olgu olarak paranoyanýn kendisi tecimsel baþarýnýn gizi olarak kutlanýr. Böyle bir tinsellikte anamal kavramýnýn uðrayacaðý deðiþimin mantýðý açýktýr: Anamal yarýþmacý toplumda baþlýca geçerli, anlamlý, ve istenebilir deðer düzeyine yükselir. Modern evreye dek, anamal tüm tarih boyunca her toplumsal yapýda altgüdümlü bir yeri olan bir bileþendir, ve belirleyici deðil, ilke deðil, ama bir bütünün daha yüksek deðerleri karþýsýnda küçümsenen bir parçasýdýr. Ancak Reformasyon ve Aydýnlanmanýn eðitiminden geçen insan kiþiliði anamalý bir varoluþ ilkesi yapacak bir bencillik yeðinliðine yükselebilir. Bu ayartýcý ekonomik öðeyi ilke yapmak, bir araç olarak anamaldan bir amaç olarak anamal belirlenimine geçmek iyinin ve kötünün üzerine yükselebilen bir karakterin kitleselleþmesine baðlýdýr. Bütününde insan haklarýný yeni ilke karþýsýnda bir yana itmeye yetenekli bir duyarsýzlýðýn geliþmesine baðlýdýr. Modern döneme dek tarih böyle bir karakterden yoksundur. Bunun için gerekli olan duyunç aþýnýmý deist Aydýnlanmanýn ve tam olarak duyuncu içselleþtirmesinde daha þimdiden zayýf olan topluluk tinini bir kez daha yokeden Protestanlýðýn iþidir. Modern toplumun yabancýlaþma, nihilizm, pozitivizm, pragmatizm, yararcýlýk, kapitalizm, militarizm, sadizm, dadaizm, kübizm, paranoya, liberalizm, varoluþçuluk, postmodernizm vb. gibi terimlerde tanýmlanmasý, bu deðersiz kategoriler türlülüðü gerçekte bir ve ayný yalnýz karakteri yalnýzca deðiþik yanlarýndan belirleyen bakýþ açýlarýnýn türlülüðünü yansýtýr. Tümüne ortak olan yan bilinçsiz nefret öðesidir. Modern bankacýlýk ve para kurumlarý bireyler arasýnda bir sevgi, öz-veri, ya da þefkat iliþkisinin iþlemekte olduðuna tanýklýk etmezler. Temsil ettikleri sömürü biçiminin kabalaþmasý ve çirkinleþmesi yalnýzca birey-birey iliþkisinde nefret öðesinin bilinçsiz iþleyiþinin dozunu gösterebilir. Toplumsal gereksinim uðruna deðil ama kâr uðruna ve pazar mantýðý tarafýndan örgütlenen iþleyim süreci benzer olarak özneler-arasý denilen iliþkilerde insan etmeninin bütünüyle gözardý edilmesine olanak veren bir moral ekini, duyunçsuzlaþtýrýlmýþ bir bürokrasi tarafýndan yönetilen bir yasa düzenini öngerektirir. Bu özsel olarak türesiz yapýya ayarlanmýþ üniversitenin modernist ussallýðý insan hak ve deðerlerini hafife alan bir pragmatizmin kurallarý içinde kalýr. Bu sözde bilimsel pozitivizme karþý postmodernist özgür çaðrýþým ya da yapýsýzlaþtýrma yalnýzca akademik parodinin bir biçim deðiþimidir, ve Us düþmanlýðýnda, Gerçeklik düþmanlýðýnda, Bilgelik nefretinde entellektüel bilinçaltýnýn öz-çözümlemesinin dýþavurduðu duygular postmodern hafifliðin aslýnda cansýkýcý bir aðýrlýk olduðuna tanýklýk eder.

 


Ruhçözümle-menin Tehlikesi: Özgürlük Bilinci Acý Vericidir

Ruhçözümlemenin içtenliði modern kitle ekini için, pazar kurallarýný ekinsel deðerler yapan, açýkça eðri olaný doðrulamak ve yanlýþ olaný gerçeklemek zorunda kalan bilinç biçimleri için rahatsýz edicidir.
.

Biraz daha yakýndan bakýldýðýnda, modern toplumun politik saðlýðý için sakýncalý, aslýnda tehlikelidir. Kesinlikle. Ruhçözümleme yalnýzca bireyi onu hasta eden toplumuna geri göndermekten, onu kimyasallarla duyarsýzlaþtýrarak ve davranýþçý yöntemlerle koþullandýrarak uyarlanmýþ kýlmaktan daha çoðunu öðretir. Modern toplumsal yapýyý geçmiþin geleneðinden kurtarýlmýþ bir tabu olarak görmez ama insan usunun ve ruhunun geleceðe özgürlüðe bakan gerçek gizillikleri karþýsýnda deðersiz ve anlamsýz olarak yargýlar. Bireyin içinde yaþamak zorunda olduðu bilinçsiz olgusallýðýn ona dýþardan dayatýlmadýðýný, ama onun iç dünyasýnýn kendisi olduðunu, ve beynindeki moleküllerde deðil ama tam olarak ruhsal doðasýnda, bencilliðinde, uyuþumculuðunda, bireyciliðinin kendisinde sürekli olarak yeniden üretilmekte olduðunu tanýtlar. Bireye bilincinin altýnda ondan çok daha büyük bir bilinçaltý canavarýnýn yattýðýný, özgürlüðünün bir yanýlsama olduðunu, gerçekte yalnýzca belirlendiðini ve belirleniminin ona bütünüyle dýþsal, yapay ve baskýcý olduðunu, görgül benliðini onaylamasýnda yalnýzca kendini aldatmayý sürdürdüðünü öðretir. Onu ben dediði þeyin kendisinde nihilize eder. Tüm bunlarla o denli de bireysel bilinci alýþtýðý bilinçsiz olgusallýktan koparma gözdaðýný verir.

Kitlesel ölçekte bir bilinçaltý yýkýmýnýn nasýl bir tabloda sonuçlanabileceði olumlu ve yapýcý terimlerde kavranamaz çünkü ruhçözümleme kuramý þimdiki kavramsal belirsizliði ve felsefeden uzaklýðý ile saðlýklý ruhu ve bilinci çözümleyebilecek yetkinlikte deðildir: Sorunu yalnýzca patolojik bilinçaltýnýn çözündürülüp yokedilmesidir, yerine olumlu olarak neyin kurulacaðý deðil. Aslýnda iþin bu son parçasý insan doðasýnýn kendisine düþer, ve tam bu noktada baþarýsýzlýk ruhçözümlemenin kendisinden çok iyileþmede patolojik belirtinin kalkýþýndan daha çoðunu göze alamayan modern kiþiliðin sorumluluðundadýr.

Ruhçözümleme bilinçsiz nefreti yenmeyi, sevgiyi etkinleþtirmeyi hedeflese de, sevgi modern bireyi tüm yaþamýnda ölesiye korkutmuþ, onu ruhunda hasta yapacak denli tüketmiþ olan duygudur. Baþka bir deyiþle, modern bireysellik, modern olduðu düzeye dek, henüz ‘ben’inden vazgeçme anlamýnda sevmeye ve sevilmeye yetenekli deðildir. Tersine, sevgi olarak yaþanan duygunun kendisi bencilliðin doruðu olarak iþlediði ölçüde nefret ile birlikte gider. Modernleþtiði düzeye dek, yaþadýðý toplumsal iliþkiler bireye ruhunu koruyan ve küçülten bir duygusuzluk sýnýrýnýn nasýl önemli, nasýl gerekli olduðunu öðretmiþ, bir güvenlik önlemi olarak sevgi yeteneðinin önüne bir baský perdesi çekmiþ ve insaný bu perdenin çarpýttýðý duygularýn terimlerinde tanýr olmuþtur. Kendinde bir özgürlük ve sevgi olanaðý anlamýna gelen bir bilinçaltý çözülüþü böyle karaktere bir tür yeniden doðum yaralanmasý olarak, kuþku götürmez bir endiþe kaynaðý olarak, ‘normal’ benliðin yitiþi olarak görünür, ki gerçekten de öyledir. Böyle bir toplumsal dinamikte, sonuçlarýnda ruhu daha da zorlu bir çatýþmaya itiyor görünen bir saðaltým olanaðý karþýsýnda, modernizmin denetlediði ve yararlandýðý normal histeri ve paranoyanýn kendileri pekala yeðlenebilir hastalýklar olarak görünebilirler. Ve anormallik düzeyine yükseldikleri ve önlemlerin zorunlu görünmeye baþladýðý yerde, yararlý kitlesel kemoterapi pragmatik ekinin göreli saðlýk istemlerine çok daha iyi yanýt verir.*

 

*Prozac Diary. Aðýr bir kronik çöküntüden sonra saplantý sinircesi belirtileri de göstermeye baþlayan Lauren Slater sonunda Prozac saðaltýmý görmeye baþlar. Ýlacýn ilk kullanýcýlarýndan olur ve on yýl süren Prozac yaþantýsýný Prozac Diary’de (1998) anlatýr. “Hastalýða verdiðimiz anlamlar konusunda çok þey söylendi,” diye yazar, “ama saðaltýmdan çýkardýðýmýz anlamlar konusunda? Saðaltým benliðin karmaþýk, yön bozucu bir düzeltilmesidir ve ince ya da kaba saba olabilir.” Prozac ilkin onu kullananlarýn pek çoðuna yaptýðý gibi ondan eþeysellik itkisini alýr. Ve belli bir noktada daha az etkili olmaya baþlar. Beyin görünürde kendini ayarlayarak eski yollarýna dönmeye çalýþmaktadýr. Slater’in durumunda Prozac iyi kötü yaratýcý benliðini de bastýrýr. Çocukluðundan bu yana kalemi ne zaman eline alsa düþüncelerini yakalayan, onu çýlgýnlar gibi yazmaya götüren sesler Prozac tarafýndan susturulur. Son olarak Prozac elinden Tanrýya inancýný alýr. Pozitivist eleþtiri bunlardan þöyle bir ders çýkarýr: “Eðer 80 miligram fluoxetine hydrochloride siz olan þeyi deðiþtirmek için yeterliyse, o zaman hepimiz açýktýr ki kimyasal bileþiklerden baþka birþey deðiliz.”

Prozac da týpký nihilist yazýn gibi modern ekinin ruha kendi yolunda yapmayý baþaramadýðýný yapar, ondaki doðallýðý bütünüyle silmeye, bireyi us-dýþý, ruh-dýþý bir toplumda ayakta kalmaya, anlamsýzlýða ve deðersizliðe dayanmaya uyarlar. Ýkisi de bunu onu duyarsýzlaþtýrarak yaparlar. Modern toplumsal yaþam yaratýcýlýkla, idealizm ve romantizm ile, Tanrý inancý ile, doðallýk ve erotizm ile birlikte gitmez. Ruhçözümleme bir insan özü kavramýný varsayarak saðaltým yoluyla bu özün yeniden kazanýlmasýný amaçlar. Buna karþý hem yazýnsal hem de kimyasal nihilist uyarlaným durumunda elde edilen çözüm insaný kendi doðasýndan kurtarmaya dayanýr. Modern toplum bu yolla iyileþtirilen parçasýnda doðallýðýný yitirir, insan-olmayan birþeye doðru, yabancý, anlaþýlmaz, tanýnmaz bir ruhsal belirlenime doðru ilerler.

Uyarlanmanýn çok daha yaygýn, uygun ve eski yöntemleri bugün bile böyle kimyasal saðaltým giriþimleri ile yarýþýrlar. Sartre ve Camus, Kierkegaard ve Nietzsche gibi varoluþçu yazarlar ruhu yatýþtýrmada tam olarak Prozac gibi etkilidirler, ve duyarlýðý daha ucuz, daha ince, üstelik daha az utanýlabilir, giderek onurlu bile denebilecek yöntemlerle zayýflatýrlar. Böyle hastalanmalarýn kendilerinin saðaltým olarak doðrulanmasý modern toplumun gizlerinden biridir. Ama bu ultra-modernist kesimde eðilim ussal iletiþime tam kapanma yönündedir, ve deliliðin kendisini bir ‘bilgi’ kipi olarak doðrulamasýnda (Foucault) postmodernist us-yarýlmasý kavramsal-duygusal iyileþmeye karþý direncin en kararlý biçimine yükselir.

Her durumda, nihilizmin kitlesel doðrulanýþý insan ruhunda yaþanan küçülmenin yaygýnlýðýnýn doðru bir ölçüsünü verir, ve sanki iyileþmenin kötüleþme olacaðý endiþesini yansýtýr. Saðduyuya ve gerçeklik bilincini kazanmaya karþý direnç, týpký ruhçözümleme altýndaki bireyin durumunda olduðu gibi, doðrulanmalarý yeniden yaþanmalarý olacak, dolaysýzca acý verecek olan idealleri baskýlama eðiliminin gücüne tanýklýk eder. Bir zamanlar modern toplumsal ekine yenik düþmemiþ diri bir ruha varoluþun sonsuz deðer ve anlamý için söz vermiþ olan, insanýn en gerçek doðasýna özgü olan idealizme karþý direnci temsil eder. Ýyileþmeyi ve kurtuluþu elde etmenin bedeli olan ruhsal zahmet ve acý bundan böyle gerçeklik, sevgi ve güzellik kavramlarýna eriþemeyen bir çökmüþlüðün göze alamayacaðý kadar masraflý görünür. Uyuþum çok daha istenebilirdir. Modern ekinin sindirdiði çöküntülü ruhun düþlemselden öte bir anlam veremediði insanlýk deðerleri için beklentisi, bu dünyanýn ötesi gibi görünen bir gelecek için özlemi modern hastalýðýn ve deðersizliðin yeðlenmesini aklayacak denli umutsuz görünür. Kendi baþýna býrakýldýðýnda, baþka türlü görmesi olanaksýzdýr.


Modern Toplum (’Sivil Toplum’ ya da ‘Yurttaþ Toplumu’) Usu ve Duyguyu Reddetmek Zorundadýr

Eros’u sindirerek ve bir yabanýl saldýrganlýk içgüdüsüne indirgeyerek varolabilen ‘Açýk Toplum’ için Freud en gerçek, en ciddi, en kalýcý gözdaðlarýndan biridir. Aslýnda saltýk Düþmanlardan biridir.
.

Týpký Hegel gibi. Ve týpký Platon gibi. Çünkü onun eleþtirisi — ve genel olarak idealist-felsefi eleþtiri — dýþardan deðil ama içerden, sapýk ideolojilerden deðil ama insanýn en saðlýklý doðasýndan, onun usundan ve duygusundan kaynaklanýr. Modern kuþkuculuk baþýndan bu yana her ussal eleþtiriye usun kendisini karalayarak, insanýn ussal ve duygusal özü kavramýný reddederek karþýlýk verir. Ýnsan haklarýnýn ve deðerlerinin pozitif olmadýklarýný, bilinçaltýnýn bilinmesi ‘uygunsuz’ bir nesne olduðunu, aslýnda pozitif olmayan herþeyin anlamsýz olduðunu ileri sürer. Ve her durumda bunu insana yönelik özsel bir güvensizlik ve kuþkuculuk adýna, bir kötümserlik adýna yapar. Bilgiyi ve deðeri, gerçekliði ve özgürlüðü görelileþtirerek, insan varoluþuna erekselliði yadsýyarak, o varoluþu bütününde anlamsýzlaþtýrarak yapar. Bir yarýþmacýlýk, saldýrganlýk ve yokedicilik yapýsý olan modern toplumda doðallýk, sevgi, güven, güzellik, içtenlik, barýþ ve dostluk demode deðerler olmalýdýrlar çünkü insana daha iyisinin olabileceðini anýmsatýrlar, çünkü bir deðersizlik toplumunda dolaysýzca yalýn doðalarýnda eleþtireldirler. Bu toplumda moda olan þey Ýdealizm ve Romantizm deðil ama tam karþýtlarýdýr, Pozitivizm, Nihilizm, ve Materyalizmdir — ve bu pop felsefeler uyarlanmanýn, uyuþumculuðun bedelini insanýn usundan ve ruhundan ödediðini dolaysýzca kavramlarýnda anlatýrlar. Modern kitle ekinine katlanabilmenin yolu duyarsýzlýk ve duyunçsuzluðu, anlamsýzlýk ve deðersizliði, güvensizlik ve nefreti öðrenmekten ve doðrulamaktan geçer.

 


Ruhçözümleme, Modernizm, Demokrasi

Böylesine riskli destekler üzerine dayanan modern toplumsal yapý için hiçbirþey insanýn ussal ve ruhsal doðasýnýn bilincinden daha büyük bir gözdaðý olamaz.
.

Bu deðiþmez, ilksiz-sonsuz, saltýk olarak deðerli ve anlamlý gizillik karþýsýnda, insan duyarlýðýnýn, duygusunun ve düþüncesinin tam gerçekleþmesi olanaðý karþýsýnda modern ekinin tüm savunma düzeneði insanýn içgüdüsel doðasýný bastýrmadaki deðil ama tam tersine etkinleþtirmedeki baþarýsýna baðlýdýr: Erotizmden soyutlanmýþ eþeysellik, denetimsiz küresel pazar ekonomisi ve bir savurganlýk olarak tüketim, sadistik bir nükleer silahlanma yarýþý —, tümü de tutkularýn us üzerindeki utkusuna tanýklýk ederler, modern toplumu bir hýrs ilkesinin cisimselleþmesi olarak gösterirler, ve insanlýðýn uyum ve birlik, barýþ ve güvenlik gibi en ilk ve en son, en doðal ve en uygar, en gerçekçi ve en haklý özlemlerinin kendilerini ütopyaya sürerler.

Böyle usdýþý yapýlaþmayý güvence altýna alma ve meþrulaþtýrma aracý olarak hizmet eden modern demokrasi usun tutkulara boyuneðiþinin kutlanýþý olur: Totaliter geçmiþe karþý bir önlem olma görünüþü altýnda, uygarlaþmanýn kendisini önlemenin aracý olur. Hiç kuþkusuz modern devlette politik eþitlik ilkesi uygulanýr, yasalar gerçekten de ‘evrensel istenç’ tarafýndan belirlenir, ve hak ve ödevler dizgesi iyi kötü iþler. Ama gene de bu ‘demokrasi’ Klasik dönem demokrasisi ile karþýlaþtýrýldýðýnda bir soysuzluk kurumu olarak, yalanýn egemenliði olarak görünür çünkü göðün ilksiz-sonsuz deðerlerine ayarlanmýþ Klasik yasama ile tam karþýtlýk içinde, modern yasama yararcýlýk göz önüne alýnarak iþlev görür, insan haklarý ile baðdaþmaya deðil ama onlarý içerde ve dýþarda, ulusal ve küresel ölçekte çiðnemeye ayarlanýr: En ‘uygar’ ülkelerde iþkence yöntemli, meþru, ve süreklidir; saðlýk ve eðitim yoksullara kýsýtlý olarak sunulur; en bayaðý itkiler özgürlük istenci olarak yüceltilir; ve bu Ýleri Dünya karþýsýnda dünyanýn geri kalan %85’i Üçüncü Dünyadýr — bugün bile Batýlý demokrasilerin, sözcüðün gerçek anlamýnda halk egemenliklerinin acýmasýz talan alanlarý.

Daha da kötüsü, bu ‘uygarlýðýn’ kendi içinde onu yatýþtýrmak için hiçbir eðilim yok gibi görünmektedir. Modern kiþilikler bebeklik aþamasýnda belirlenen tutkularýn, baskýlarýn, ve fobilerin daha ötesine büyümeyi reddetmektedirler. Son zamanlarýn kart taþýyan postmodernist sosyalistlerinden biri olan Richard Rorty baþka herþey arasýnda bütün bir týbbý, giderek aspirini de keþfeden modern Batý uygarlýðý adýna konuþarak Batýnýn Üçüncü Dünyaya bu ilacý zorla içirmeyeceðini yazar. Eðer Üçüncü Dünyanýn ilaca bir gereksinimi varsa, bunun yüzyýllar boyunca moral ve fiziksel hijyenden hiçbir haberi olmayan ayný Batý ‘uygarlýðý’ tarafýndan yaratýlan yalancý bir gereksinim olduðunu hiç olmazsa Batýbilincinin terimlerinin ötesinde düþünebilme yeteneðinde olduðuna inanan biri baþarabilmeliydi. Ve eðer dünyanýn geri kalaný Batýnýn modern iyiliklerini ‘ekinsel nedenlerle’ geri çevirecekse, bunun gerçekte Batýnýn yüzyýllardýr süren iyiliklerinden artýk býkýlmýþ olmasý nedeniyle olacaðýný hiç olmazsa düþüncelerine biraz çeki düzen vermeye çalýþan bir akademik anlayabilmeliydi. Ama Rorty’nin gençlere Star Wars gibi Amerikan klasiklerini ‘Batý idealizminin’ örnekleri olarak salýk verdiðini okuduðumuz zaman, bir þaþkýnlýk deðil ama tutarlýk karþýsýnda olduðumuzu kabul etmek zorunda kalýrýz.*

*Rorty’nin yazýsý þu anahtar sözcüklerle internette bulunabilir: “The Communitarian Impulse,” Colorado College’s 125th Anniversary Symposium. Cultures in the 21st Century: Conflicts and Convergences.

Batý ‘uygarlýðýný’ çözümlemesi ya da eleþtirisi ya da yadsýmasý nedeniyle Freud’un gördüðü þeyden ötürü karamsarlýkla suçlamak geçersizdir çünkü Ölüm Ýçgüdüsü dediði þey bugün de ayný Batý uygarlýðýnda neredeyse özerk bir güç gibi iþlemeyi sürdürmektedir. Böyle demokrasileri ruhsal zeminlerinde anlamak için hiçbir terim bilinçsiz saldýrganlýk eðiliminden daha uygun deðildir. Ve böyle demokrasilerin deðerlerini saptamak için hiçbirþey onlarý sözde kökenleri olan Klasik demokrasi ile karþýlaþtýrmaktan daha uygun deðildir. Klasik demokrasi bilinçli olarak erdem üzerine kuruludur. Modern demokrasi bilinçli olarak erdemsizlik. Klasik tinin saltýk deðerler olarak saydýðý duyunç yasalarý modern dönemde utanmaz bir pragmatizmin önünde geriler. Ama bu devletin egemeni modern kitle toplumunun kendisinden baþkasý deðildir. Modern dönemde meþru hükümetler devrildiði, ya da savunmasýz kentler bombalandýðý ve siviller kitleler olarak yokedildiði zaman bile, bunlar modern demokratik ‘üst-ben’in anlatýmlarý olarak yer alýrlar.

 


Ýnsan Haklarýnýn Çiðnenmesi = Bilinçsiz Nefret Duygusu

Modern demokrasi insan haklarý kavramýný Freud’un bir saldýrganlýk eðilimleri pýhtýsý olarak tanýmladýðý ‘duyuncun’ perspektifinden algýlar.
.

Baþka bir deyiþle, böyle bir kavramýn yalnýzca adýný algýlar. Dinamik bir bilinçaltý tortusu, bir saldýrganlýk ya da nefret kaynaðý demokratik duyuncu küçültür, onun varoluþu kendinde olduðu gibi, bir haksýzlýk ve türesizlik düzeni olarak yargýlamasýný engeller. Hak kavramýný bilincin özgür çaðrýþým süreçlerinden uzaklaþtýran bu dinamik baskýcý öðe bütün toplumsal arenayý Güç Ýstencinin denetimine býrakýr, ve modern paranoya geleneðin direncini Güç = Hak denklemine göre kolayca kýrar. Böyle ruh hiç kuþkusuz içgüdülerin denetimindedir, ve böyle us hiç kuþkusuz tutkularýn kölesidir. Asýl kavramýnda bir us ve ruh yýkýmý olan nihilizm duyuncun hak kavramýný tanýmasýna izin vermez. Ve hiçbirþey hak kavramýna kapalý bir bilincin özsel olarak yalnýzca tarihin erekselliðine anlatým veren özgürlük, eþitlik ve kardeþlik kavramlarýnýn karþýtlarýný doðrulamasýndan daha tutarlý olamaz.

Ruhçözümlemenin dilinde bilinçsiz suçluluk duygusunun eyleme çevriliþi olan þey bir baþka bakýþ açýsýndan insan haklarýnýn çiðnenmesi dediðimiz modern olgu ile çakýþýr ve elde edilen pozitif bilimsel geliþme düzeyinde, uygarlýðýn kendisi için saltýk gözdaðýný oluþturur. Modern Batýyý insanlýk bütününden ayýran ve ona düþmanlaþtýran bu ruhbilimsel ayrým ayný zamanda modern tarihi ussal, ereksel bir özgürleþme süreci olarak iþleyen bütün bir Dünya Tarihinden de ayýran baþlýca etmen olarak görünür.

Bütün bir insan haklarý sorunu ile bilinçsiz saldýrganlýk dürtüsü denilen þey arasýndaki ilgi açýk olmalýdýr. Ussal insan da hiç kuþkusuz haksýzlýk olarak gördüðü þey karþýsýnda nefret duyar ve eyleme itilir. Ama bu nefretin usunu karartmasýna, bilincini yitirmesine izin vermez. Delirmez. Kendini denetler, düþünür, bilerek, özgür istenciyle karar verir. Ancak tutkusunu denetleyemeyen insan hak kavramýnýn bilincine ulaþmasýna izin vermeyi baþaramaz. Davranýþý ne yaptýðýný bilmeyen birinin eylemi olarak, yoketme uðruna yoketme olarak, insanlýk-dýþý bir güdünün, bir iç-güdünün boþalmasý gibi görünür. Ve gerçekten de öyledir.

 


Duyunç Üst-Ben Deðildi

Duyunç hiç kuþkusuz bir suçluluk duygusundan, cezalandýrýcý, saldýrgan, sadistik vb. bir üst-ben imgesinden daha baþka birþeydir.
.

Ne de içgüdüden türer. Dünyanýn tüm sofizmi biraraya toplansa böyle bir çýkarsamayý yapamaz. Ne de ‘ego’ ‘id’den, us içgüdüden türetilebilir. Freud böyle dilbilgisi terimlerini, kiþi adýllarýný vb. us, duyunç, deðer, sevgi gibi modern tabularý örten simgeler olarak, açýkça alegorik olarak, çaðýnýn pozitivist modasýna uygun düþen örtmeceli sözcükler olarak kullanýr. Yine ayný dilbilgisi ve mitoloji terimleri klinik ruhçözümlemeyi bir uzmanlýk alaný olarak çevreye karþý soyutlamada, politik olarak yüksüzleþtirmede, önyargýlara karþý daha az rahatsýz edici yapmada, ve bireysel uygulamalara kaçýnýlmaz olarak eþlik eden bir yanýlgýlar okyanusunu örtmede yararlýdýr. Duyunç bilinçaltýnýn iç zorunluðu ile karþýtlýk içinde bilinçli iç özgürlüðün sesidir: Onu dinleyebilir, iyiyi ve doðruyu, kötüyü ve eðriyi bilme tehlikesini göze alabilirim. Ama modern kitle toplumu pürüzsüzce iþleyen bir yalanlar düzeneðine gereksindiði için, deðer yargýlarý ondan uzak tutulmalý, duyuncun nesnel özgürlüðü dýþ dünyayý terkederek yalnýz yüreðin içselliðine, suskun bir öznelliðýn karanlýðýna gömülmelidir. Orada dýþ dünyayý yabancýlayabilir, ondan korkabilir ve onu düþman olarak algýlayabilir, ve bu korku-nefret eytiþimi yüreðinde güçlü bir suçluluk duygusu olarak belirebilir. Bu duygu da içgüdünün anonim düzleminde insanýn ilk suçu ile ayný etkiyi yaratýr. Protestan patentli modern duyuncun bu dünya ile bir iþi, orada bir söz hakký yoktur. Duyuncunu nesnel dünyanýn, törellik alanýnýn kaygýlarýndan özgürleþtiren modern yurttaþ orada ‘özgür’dür, e.d. dürtüseldir, iyinin ve kötünün ötesindedir. Modern özgürlük bilinçsizin özgürlüðüdür: Ýçe doðru bir saldýrganlýk ve dýþa doðru bir baþka saldýrganlýk olarak. Böylece ruhçözümlemenin duyunç dediði cezalandýrýcý ‘üst-ben’ ve modern ekinin insan ruhunda duyunca indirgediði þey, Eros’tan soyutlanan ruhun içgüdüsel eðilimleri çakýþýrlar ve modern Batý ‘duyuncu’ kendini bilinçsiz bir saldýrganlýk eðiliminin çok-þekilli beliriþi olarak gösterir.


Ruhçözümleme Geç Mi Kalmýþtýr?

Ruhun hastalýðý insanýn uygarlaþmýþ doðasýnýn bir sorunudur.
.

Bir uygarlýk sorunu ancak uygarca yöntemler yoluyla çözülebilir. Türkler ruh hastalarýný Güzel Sanat yoluyla saðaltýrlardý. Batý böyle sevgiye yabancýydý. Bu ekinin kendinde her zaman gereksindiði ruhçözümlemenin bilimsel ve yöntemli bir kuram ve bir saðaltým yolu olarak geç bir dönemde, modern dönemde ortaya çýkmasý baský olgusunun Batýda geç bir dönemde kitleselleþmiþ olduðunu göstermez. Avrupa’da yüzyýllarca hapsedilerek, cezalandýrýlarak, iþkence edilerek, yokedilerek ‘saðaltýlan’ histeriklerin sorunlarýna insanca bir çözüm için gerekli olan ekinsel ve bilimsel koþullarýn ortaya çýkýþýndaki gecikmeyi gösterir.* Ama bir baþka yandaki, iç tutarlýlýk yanýndaki gecikme bütünüyle ruhçözümlemenin kendi sorumluluðunda olan bir gecikmedir, ve düþünce yönteminde kuþkucu, görgücü, pozitivist, e.d. asýl Batý ölçünleri içinde büyümeye çalýþtýðý sürece ruhçözümleme kavramsal ve kuramsal yapýsýný tamamlama olanaðýndan vazgeçmek zorundadýr.

 

*Histeri ve Cadýlýk. Histeriyi bedenin deðil ama ruhun bir hastalýðý olarak gören ve 9’uncu yüzyýl gibi erken bir tarihte özelleþmiþ hastahanelerde ilk ruhsal saðaltým yöntemlerini geliþtirmeye ve uygulamaya baþlayan Ýslamik týp ile karþýtlýk içinde, Hýristiyan Avrupa yüzyýllarca ruhsal bozukluklarý demonoloji ile açýkladý. Bir histeri olayý keþiþler için kadýnýn þeytanla iliþki içinde olduðu anlamýna geliyor ve bu öncülden kadýnlarýn ahlaksal ilkelerine bir gözdaðý olduðu sonucunu çýkarýyorlardý. Ýncil’deki buyruklarý (Çýkýþ/Exodus 22:18 (Afsuncu kadýný yaþatmýyacaksýn); Levililer/Leviticus 20:27 (Ve cinci ya da bakýcý olan erkek veya kadýn mutlaka öldürülecektir; onlarý taþla taþlayacaklardýr); Paul’den Galatyalýlara/Galatians 5:20-21 (Ve bedenin iþleri bellidir: ... sihirbazlýk ...)) izleyen Kilise cadýlýk olarak gördüðü ruhsal rahatsýzlýklara karþý bir kampanya baþlattý. Cadýlarýn saptanmasý ve cezalandýrýlmasý için bir elkitabý olan Malleus Maleficarum (1487-1489) ile cadý avcýlýðýna resmi Katolik onay verildi. Yalnýzca duygusal rahatsýzlýk geçiren kadýnlar yüzyýllarca dinsel buyruklara uygun olarak yakýldýlar. Kendisi bir histeriden baþka birþey olmayan bu çýlgýnlýk kampanyasý Fransa’da 1682’de XIV’üncü Louis’nin histerik kadýnlar için ölüm cezasýný kaldýrmasýyla yavaþlamaya baþladý. Gene de ruh hastalýklarýna ayrýlan hastaheneler birer yabanýllýk ve ilgisizlik kurumlarý olarak kalmayý sürdürdüler. Charcot’nun müdürlüðünü yaptýðý Salpêtrière’de 1800’lerin ortalarýnda 5000 kadar kadýn hastaya bakýlýyordu.

 


Ruhçözümle-mede Pozitif Öðe

Henüz bulanýk kavramlarla iþleyen her görgül bilim durumunda olduðu gibi, ruhçözümleme de bir çeliþkiler, tutarsýzlýklar, mantýksýz baðýntýlar yumaðý gibi görünür ve bu aþamada ondan insanýn ruhsal belirlenimi üzerine duru bir kavrayýþ edinmek henüz olanaksýzdýr.
.

Bugünkü durumuyla, her ülkede ruhçözümleme topluluðu aþaðý yukarý her biri kendi ‘paradigmalarý’ ile tanýmlanan sayýsýz bölüngülerin bir türlülüðünü sergiler. Kiþisel ve öznel daðýnýklýk kurumsal sertleþmeye karþý bütünüyle istenebilir birþey olsa da, bu kaçýnýlmaz iç kavgan ruhçözümlemeyi anlamlý kýlan, onu heyecanlý, týlsýmlý, iyileþtirici bir konuþma yapan erotik öðeden birþeyler çalar, onun genel kuramsal çabasýna sýzan ve bir ölçüde orada yerleþen bilinçsiz pozitivist öðeyi güçlendirir. Metapsikoloji ruhçözümlemenin kendisini ortadan kaldýracak ‘Eros’un ölümü’ gibi bir çýkarsamayý yasaklasa da, pozitif yan Eros’u arý eþeysel içgüdüye indirgeme eðilimine yenik düþer, kuram Duyguyu anlamsýz ve deðersiz bulan, bilim-dýþý sayan kendi iç pozitivizmi ile etkerliðini zayýflatýr. Bu uyarlanmanýn görgül ruhçözümleme uygulayýmýnda baþat eðilimi temsil ettiði düzeye dek, sonuç bir zamanlar dinsel duygunun denetleme savýnda olduðu ruhsallýk alanýnýn en ileri ülkelerde akademik-kurumsal ruhçözümleme ve kitlesel Prozac arasýndaki kýsýr çarpýþmaya terkedilmesi olarak görünür. Bunun her bir toplum için ne ölçüde geçerli olduðu bir görgül olgu sorunudur. Ama modernizmin mantýðý felsefesiz her bilimi hizaya çekmede oldukça etkilidir, ve yerleþik olgusallýk ilkesinin en sonunda güvenlik verici olaný yeðlemesi ölçüsünde ruhçözümleme uygulayýmýnýn kendisi Eros’u terketmeye, kendini koþullara uyarlamaya zorlanýr. Salt eþeyselliðe erotizmden daha fazla önem ve anlam veren küçük bir kesimin ayrýcalýðý olma, modernizmin bir bileþenine bozulma gözdaðý altýna düþer.

 


Ruhçözümle-meyi Eleþtirmek?

Ruhçözümleme kuramýný onun eleþtirel özünü saðlamlaþtýrmak için deðil ama etkisizleþtirmek için eleþtirmek içtenliði ve deðeri su götürmez bir eleþtiri karþýsýnda geçersiz bir olgusallýðý savunmaktýr.
.

Açýkça iþbirliði etmektir. Freud’a saldýrýsýnda mantýksal-kuramsal bir çürütme sunamayan ama yalnýzca kiþisel eðilimlere anlatým veren davranýþçýlýk ruhçözümleme kuramýnýn eleþtirisini türesiz, duyunçsuz, sevgisiz bir toplumsal yapýnýn ayakta kalmasý uðruna savuþturmaya hizmet eder. Duyunç yitiminin evrenselliði karþýsýnda, ‘patoloji’ terimi modern ekinde genel olarak ruhsallýðýn ‘normal’ durumu ile eþanlamlý olur. Bu düzeye dek, iyileþme olanaðý bu ekin alanýnýn kendi eðilimlerinden ancak direnç görebilir: Saðaltým zorunlu olarak dýþardan gelmelidir. Ve ruhçözümleme Freud’un ona yaptýðý bütünüyle ilgisiz, tutarsýz ve gereksiz bir dizi dýþsal pozitivist-nihilist eklentiden baðýþlandýðýnda, kendini özsel olarak Klasik felsefenin Eros ve Ruh öðretilerinden yola çýkan, Romantik yazýn tarafýndan desteklenen, ve kurgul düþüncede kökleþmeye çabalayan bir deðer-bilim bileþimi olarak gösterir. Böylece, ruhçözümlemenin hem ilkesinde hem de açýnýmýnda insanlýðýn evrensel deneyim birikimine ait olmasý olgusu onun saðaltýmýnýn ayný zamanda evrensel insan doðasýna bir yeniden yöneliþ olanaðý olduðunu gösterir. Ruhçözümlemenin henüz belli belirsiz göstermeye çalýþtýðý ideal ruhsal ölçünler karþýsýnda kendi baskýcý gerçekliðinin bir ölçüsünü çýkaran modern bilinç hiç kuþkusuz kendini bilme sürecinde önemli bir ilerleme yapmýþ olur. Bu bilinçaltý pýhtýsýnýn gerçek ‘kendisi’ olmadýðýný gördüðü ve böyle dýþ güdümlü benliði kabul edemeyeceðini anladýðý zaman, insan hiç kuþkusuz edimsel olarak kendi doðasýna daha da yaklaþmýþ, daha da ilerlemiþ, geliþmiþ, büyümüþ olur. Ruhçözümleme uygarlaþtýrýcýdýr.

 


Kuram ve Kiþisellik

Sigmund Freud Avrupa’da 18 ve 19’uncu yüzyýllardaki cýlýz idealist, romantik ve neo-klasik atýlýmlarýnýn sona ermekte olduðu, nihilizmin, pozitivizmin ve materyalizmin aþaðý yukarý bütün bir Hýristiyan dünyanýn baþat eðilimleri olarak karþýtlýðý etkisizleþtirdikleri bir dönemde yaþadý.
.

Tarihsel Materyalizmin on milyonlarca insaný yokettiðini algýlama þansý olmasa da, kitaplarý yakýldý, bir Gestapo deneyimini kiþisel olarak yaþadý, Auschwitz, Dresden, Hiroþima, My Lai, Bosna ve Çeçenistan gibi ardý arkasý gelmeyen modern soykýrýmlarýn bir ön ürpertisini duydu. Onun kötümserliðini bile iyimserlik olarak gösteren bir gelecek olaylar dizisi dikkate alýndýðýnda, onu kendi geliþtirdiði kuramýn bütünü ile tutarsýzlýða düþüren vargýlara yönelmesini kýnamamýz olanaksýzdýr.

Ama baþýndan sonuna dek her on yýlý, her yýlý, her günü türesizlik, acýmasýzlýk ve yokedicilik terimlerinde yaþanan bir modern tarihsel dönemin bütün bir tarihi temsil ettiði görüþü yine Freud’un kendisine ait olan usun birincilliði savý ile baðdaþmaz.

Hýristiyan uluslarýn bilinçlerinde ve bilinçaltlarýnda cisimselleþen soygeliþimsel nefretin bütün bir insanlýðýn doðasýndaki düzeltilmesi olanaksýz bir bozukluktan kaynaklandýðý savý bütün bir modern tarihin tüm insanlýk dýþý olgularýnýn bile aklamayý baþaramayacaklarý nihilistik bir varsayýmdýr.

Salt modern Batý ekinine özünlü yabanýllýk nedeniyle Uygarlýðýn kendisinden umudu kesmek inandýrýcý deðildir. Ýnsanýn doðasý sevgiye katýlmaktýr, nefrete deðil.

Freud hiç kuþkusuz dört dörtlük bir kuram sunduðunu ileri sürmedi. Hiçbir zaman böylesine kibirli olmadý. Kendi açýkça baskýcý kiþilik yapýsýnýn kavrayýþ gücünü çok çok aþan bir erotik-ussal karmaþa karþýsýnda yetersizliklerini, eksikliklerini, yanlýþlýklarýný örtmeye çalýþmadý. Onlarý gidermek için, düzeltmek için, kuramýný daha güçlü ve etkili bir yapýya kavuþturmak için neredeyse ölçüsüz bir tutkuyla býkmadan, usanmadan yaþamý boyunca didinip durdu. Durdurulmasý, duraksamasý, düþkýrýklýðýna uðramasý olanaklý deðildi. Bencildi, zaman zaman çocuksuydu, ele aldýðý konuya daha büyük bir çözümleme gücüyle yaklaþmasýný saðlayacak felsefi deneyimden yoksundu. Uslamlamalarýnda açýkça el yordamýyla düþe kalka ilerledi, ve zaman zaman geriledi. Ama kendi bilinçsiz güdülerinin etkisi altýnda da olsa, bunlarýn üstüne ve ötesine yükselen bir Freud imgesi yarattý ve sözcüðün en idealist anlamýnda insanlýða adanmýþ bir ruhun yaþamý anlamla doldurduðuna inandý. Freud ne bilimde sürekliliði yadsýyan mýzmýz bir pozitivistti, ne de varoluþun anlamsýz, insanýn deðersiz, ve bilimin masal olduðunu düþünen çatlak bir nihilist. Ruhçözümleme kuramýný evrensel insan bilgeliðinin bir bölümü olarak gördü. Bu yüzden ona bir felsefe dizgesinin saðýn bütünlüðünü vermeyi baþaramamýþ olmasýna karþýn, gene de onu bireysel klinik saðaltýmýn ötesinde evrensel insanlýðýn ruhsal dünyasýný, duygu dünyasýný iyileþtirmenin bir yöntemi olarak biçimlendirmeye çalýþtý. Onu olgularýn ruhsuz bir gözlemi olmanýn ötesine, doðrudan doðruya deðer konutlayan bir varoluþ çözümlemesine yükseltmeye çabaladý.

2000, Fenerbahçe

 

*Yöntem Üzerine: Ek. (Bkz. yukarýda s. 8.) Eðer gerçekliðin modern dönemde ilk kez Hegel’in belirttiði, açýmladýðý ve uyguladýðý anlamda dizgesel, tanýtlý ve yöntemli olmasý gerektiði düþünülüyorsa, bu koþulla saltýk olarak anlaþýyorum. Ama bu koþul dizgesel yapýsýný ya da yöntemsel aygýtýný belirtik olarak sergilemeyen hiçbir yazýnýn yazýlmamasý gerektiði anlamýna gelmez. Ve ayrýca kendisi tanýtlama idealinin ne olduðunu kavramýþ bir bakýþ açýsý tarafýndan deðerlendirilme isteminde diretir. Böyle giriþimlerin yine herþeyden önce Hegel’in Ansiklopedi’si durumunda görüldüðü gibi iyileþtirmeye her zaman açýk olduklarýný dikkate almamýz gerekir. Bu çözümleme giriþiminin kendisi idealizmi tüm ilgili anaçizgilerinde dikkate alan bir düzlemde üretildi. Yalýndan karmaþýða doðru bir ilerleme yöntemi izlenmedi. Böyle bir yöntem henüz felsefe tarihinin kendisinde de denenmiþ deðildir. Tam tersine, Hegel’in kendisi de Mantýk Bilimi’ne ‘Varlýk kendinde Kavramdýr’ önermesiyle, mantýðýn ilkesini ve ereðini birlikte içeren ve ancak dizgenin bütün kapsamýnýn düzleminde anlaþýlabilecek bir önermeyle baþlar. Bu Aristoteles’in ‘Bütün parçayý önceler’ ilkesi ile ayný þeydir. Burada da daha genel kavramlar açýsýndan olduðu gibi Freud’un ele aldýðý görgül içerik açýsýndan da yükselen bir hiyerarþi ya da didaktik bir ton izlemek yerine, uslamlamalar baþtan sona bir ve ayný bütünün düzleminde açýlýrlar: O bütünde her kavram baþkalarýyla daha þimdiden iliþkisini kurmuþ, kendini daha þimdiden onlar karþýsýnda ve onlar yoluyla belirlemiþtir.

Freud ruhçözümlemenin kuramsal temeli olarak tasarladýðý metapsikolojik denemeleri üzerine çalýþýrken 1915’te Lou Andreas-Salomé’ye þunlarý yazdý (1966a): ‘‘Gereç üzerinde dizgesel olarak çalýþma benim için olanaksýz görünüyor; gözlemlerimin parçalý doðasý ve düþüncelerimin daðýnýk özellikleri buna izin vermiyor. Ama eðer bir on yýl daha yaþarsam, ve o zaman boyunca çalýþma yeteneðimi koruyabilirsem, açlýk çekmezsem, öldürülmezsem, ailemin ya da çevremdekilerin sefaleti tarafýndan çok derinden engellenmezsem — tüm bunlar koþullar olarak biraz fazla olsalar bile —, o zaman ona daha öte katkýlarda bulunacaðýma söz veriyorum.’’

Ruhsal yapýnýn, ama saðlýksýz bir ruhsal yapýnýn modern dönemde kuþkuculuk olarak bütün bir felsefe tarihinin kendisinde de benzer bir sapmaya yol açmasý, bütün bir modern görgücülüðün bir felsefecilik olmaktan çok bir felsefesizlik, ruhbilimsel bir sapýnç sergiliyor olmasý hiç kuþkusuz tarihsel sürecin üstlendiði modernist biçime uygun düþmeyen raslantýsal bir olay deðildir. Bilme nefretine, sevme nefretine, bütünüyle tutarlý olarak, güzellik nefreti eþlik eder: Modern Sanatýn dolaysýzca patolojik yapýtlarý yalnýzca yaygýn bir ruhsal ve buna baðlý estetik bir çöküntüye anlatým vermekle kalmazlar, ama koþutunu bilgisizlik/kuþkuculuk ve nefret/güç-istenci eðilimlerinde bulan bir biçimsizliðin yeðlenmesinden doðarlar.

Son olarak, Ruhçözümleme kuramý açýsýndan burada temel alýnan baþlýca öncüller þunlardýr:

1) Eþeysel belirlenim sürecinin (Freud’un yanlýþlýkla ve kabalýkla ‘Ödipus karmaþasý’ dediði süreç) bilinçsiz deðil ama bilinçli olmasý uygarlýðýn saldýrganlýk ya da yokedicilik içgüdüsünün yan-ürünü olduðu görüþünü gereksiz ve geçersiz kýlar (Ýçgüdü yerine Ýstenç).

2) Bilinçsiz etmenden bütününde baðýþýk olan uygarlýk süreci “Tanrýnýn ölümü” mitolojisi üzerine bir “a) suçluluk duygusu ® b) bilinçaltý oluþumu ® c) saldýrganlýk eðilimi” tepkimesinin etkisi altýna girer ve modernlik niteliðini kazanýr. Her ‘modern’ olgu bu bilinçsiz etmenle tutarlýdýr.

Aziz Yardýmlý (C) 2000


.

idea-tr.com