|
.
|
Ýnsanýn elindeki
deðersiz, anlamsýz, ve mutsuz varoluþun nasýl olup da gerçek deðer,
anlam ve mutluluk ile deðiþ tokuþ edilebildiðinin, bu sonsuz aptallýðýn
nasýl yer alabildiðinin anlaþýlmasýný engeller. Böyle uygarlýk varoluþu
için en saðlam temelleri hiç kuþkusuz bu bilinçsizliðin kendisinde
bulur. Hiçbir egemen sýnýfýn, hiçbir ideolojinin, hiçbir propagandanýn
gücü böylesine yaygýn ve sürekli bir yanýlsamayý yaratamaz. Bütün
bir insanlýða 400 yýldýr yaþattýðý ardý arkasý gelmez yýkýmlarla,
Batý ‘uygarlýðý’ tarihin beklenmedik bir yan-etkisi gibidir. Ve
kendinde amaçlý olarak kurulu bir yapý deðil ama ereksiz bir saçmalýk
ürününe benzediði düzeye dek, böyle ‘uygarlýk’ tüm kurumlarýnda
gerçekten de olsa olsa sözde ‘uygarlýk’ kurma iþine yöneltilen yokedici
içgüdünün elinden çýkmýþ olma izlenimini verir. Sigmund
Freud’un Batý ‘uygarlýðý’ için çözümlemesi, týpký ondan yüz yýl
kadar önceki Alman Romantik ve Ýdealistlerinin eleþtirileri gibi,
modern dönemde bu uygarlýðýn kendi içinden üretilen biricik gerçek
çözümlemeler sýnýfýna aittir. Ve insan doðasýnýn gerçek deðerleri
karþýsýnda yapýldýðý düzeye dek, en küçük-düþürücü çözümlemedir.
Deðer diye bildikleri þeylerin gerçekte birer bayaðýlýk olduklarýnýn
ileri sürüldüðünü duyan ve bilinçaltlarýnýn en derinlerinde incinenlerin
tepkisi kaçýnýlmazdýr. Freud’a karþý bu ‘uygarlýðýn’ ya da ‘Batý
deðerlerinin’ en tutkulu savunusunu yapanlarýn bugün de insanlýk
deðerleri ve haklarý konusunda da özellikle
bilgisiz ve özellikle duyarsýz olan pozitivistler
olmalarý hiç de hayret edilecek birþey deðildir. Ruhçözümleme
öz-saygýlarýný incittiði bu entellektüellerin önüne kuramlarýnda
açýkça bilinçsiz olduklarý vargýsýný býrakýr, onlara
düþüncelerinin özgür olmadýðýný, dürtüsel bir ton taþýdýðýný duyumsatýr.*
|
*Anglo-Saxon
Görgücüler ve Ýnsan Haklarý. Tüm
varlýðýn ussallýðýný tanýmaktan baþka birþey olmayan idealizm
doðal yasayý, Göðün ilksiz-sonsuz yasalarýný, evrensel insan
haklarýný a priori doðrular. Tüm pozitif yasanýn, tüm yazýlý
yasanýn insan doðasýnýn gerçek deðerlerine, duyuncun
kendisine uygun ve böylece özgürlüðün kendisinin
anlatýmý olmasý gerektiðinde diretir. Buna karþý irrasyonalist
kamp da kendi mantýðýný izler ve görgül olmayan, yasa kitaplarýna
‘yazýlý’ olmayan ‘doðal yasa’ gibi, ‘insan haklarý’ gibi saçma
sapan Ýdealarý çürütür. Sözde ‘duyunç özgürlüðü’ gibi bir
deðer üzerine kurulu olan Protestan Batýnýn duyunçsuzluðu
ile demek istediðimiz þey yalnýzca ve yalnýzca budur.
Bu duyunç yadsýmasý ilineksel deðildir. Hýristiyanlýðýn pozitif
doðasýndan gelir, ve halksal moral bilincin olduðu gibi halk
felsefecilerinin moral çözümlemelerinin de ilkesini oluþturur.
‘Özgürlüðün’ en coþkulu savunucularýndan olan ve deðeri modern
‘özgürlüðü’ tanýmlamasýna baðlý olan büyük Ýngiliz düþünürü
J. S. Mill “haklar en sonunda yararlýk üzerine kuruludurlar”
der (ve bizi büyük olmayan Ýngiliz düþünürlerinin nasýl düþünebilecekleri
konusunda meraka düþmekten kurtarýr). Ýngiliz yararcýsý Bentham
“Rights (hak) is the child of the law,” diye yazar; “from
real law come real rights; but from imaginary laws, from ‘law
of nature,’ come imaginary rights.” “Natural rights is simple
nonsense.” Bu kiþilikte idealizmin, insanlýðýn en küçük bir
kýrýntýsý bile bulunmaz. Kuþkucu Hume elbette Bentham ile
anlaþma içindedir: “Natural law and natural rights are unreal
metaphysical phenomena.” Modern entellerden örneðin Wittgenstein
ve Austin için yasanýn gerçek anlamý yine ayný
Anglo-Saxon ‘felsefe’nin bir baþka sözcüsünün, Thomas Hobbes’un
bir deyiminde özetlenir: “The command of the sovereign.” (Ýng.
alýntýlar: Enc. Britannica, 1986, 20,
715). Bakýþ açýlarýnda görülen böylesine tam bir uyum ve birlik
neredeyse bu türdeþliðin kalýtýmsal bir entellektüel özellik
olabileceðini düþündürür. Kuzey Carolina’nýn köleci anayasasýnýn
yazarý da olan John Locke’a göre mülk iyesi olmayan insanlarýn
politikada ya da hükümette rolleri olmamalýdýr. Kant için
“insanýn yamuk tahtasýndan doðru hiçbirþey yapýlamaz.” Vb.
Bir kuþkucunun, bir irrasyonalistin insana deðer vermesi a
priori mantýksýzdýr. Ve bu düþünürlerin iþi ‘mantýklý’ olmaktýr.
|
Batýyý insanlýðýn
bütününden ayýran ve ayýrdeden modernist deðiþimin
usdýþý belirtileri ‘Batý deðerleri’nin bakýþ açýsýndan ‘usdýþý’
olarak algýlanamazlar. Normal olarak algýlanýrlar. Ve bu bilinç
için algýlanamayan olmayandýr. Batýnýn engin bilinçaltý bölgelerinin
sonu gelmek bilmez bir insanlýk suçlarý dizisi ile yüklü olmasýna
karþýn, bunlarý böyle algýlamak ve böyle yargýlamak Batý deðerlerinin
üstünde ve ötesinde saðlýklý ruhsal ve ussal ölçütlerin,
gerçek insan deðerlerinin usun günýþýðýna çýkmýþ olmalarýný
ve doðrulanmalarýný gerektirir. Belirli bir moral büyümeyi gerektirir.
Bu ise Batýlý olmaya son vermekten baþka bir anlama
gelmez. Baþka bir deyiþle, hem Batýlý olmak hem de
insan haklarýný tanýmak olanaksýzdýr.
— Dün Naziler
on milyonlarca insanýn yokoluþuna neden oldular.
— Bugün Demokratlar
yüz milyonlarca insaný yoketmeye hazýrdýrlar.
Batýlý birey
için herþeyden önce insan yaþamýnýn kendisi henüz bir deðer
düzeyine yükselmiþ görünmez. Ýnsan aþaðý yukarý bir ‘þey’
gibidir — kullanýlabilir, yararlanýlabilir, ve sonra bir yana atýlabilir.
Çok kýsa bir süre önce yaþanan Bosna trajedisi Ýkinci Dünya Savaþýndan
bu yana insan haklarý Kavramýnýn anlamýný ve önemini
daha iyi kavramaya baþladýðý söylenen ‘uygar’ Avrupa’nýn gözetimi
altýnda olanaklý oldu. Ama olgulardan genelleme geçerli
deðildir. Tersine, her durumda tikel olguyu evrensel
ilkeden türetmemiz gerekir. Buna göre, örneðin a priori
biliriz ki insan haklarý kavramýna yabancý bir ekinde
sözde bu haklarý savunmak üzere kurulan derneklerin kendileri
insan haklarýný çiðnemeye ayarlanmýþ olmalýdýrlar. Bu tüm
ruhçözümsel ‘suçluluk duygusu’ kuramýnýn gerçekliðini sýnayacak
bir tümdengelimdir. Olguya egemen ve onu belirleyici olmalýdýr.
Ve öyledir. Bugün bile Human Rights Watch ve Amnesty
International gibi Batýlý insan haklarý örgütleri
binlerce sivili yokeden terör çetelerini ‘terör çeteleri’ olarak
algýlayamaz, tersine onlarý meþru politik örgütler olarak
tanýr ve kendileri ideolojik konum üstlenerek nefretin
doðrudan, açýk ve edimsel iþbirlikçileri olurlar.
Böyle ‘insan haklarý’ örgütleri için de nefretin çaðrýsý kendinde
türeden çok daha güçlüdür. Nihilizme taze kan katarlar.
Dünyayý deðiþtirmek
için ilkin onu yoketmek isteyen ideolojinin
þiddet ve nefret ile manýksal iliþkisi verildiðinde, bu
tür olgular þaþýrtýcý olmaya bütünüyle son verirler. Yalnýzca ve
yalnýzca a priorinin olgu üzerindeki gücünü doðrulayan ek kanýtlar
olmaya indirgenirler. Batý bilinçaltýný belirleyen suçluluk duygusu
ve ona baðlý saldýrganlýk eðiliminin dinamiði bu bilincin insan
haklarý alanýnda da haktanýr olmasýna izin vermez. Freud salt bilinçsiz
bir saldýrganlýk eðilimini simgeleyen ‘üst-ben’ kurgusunu ‘uygar’
duyuncun kendisi ile özdeþleþtirdiði zaman, gerçekte
yalnýzca iþlerin bu kötü durumuna anlatým vermektedir.*
|
*Ýdeoloji
ve Nefret. Dünyayý deðiþtirmek isteyen sol-sað ideolojinin
vazgeçilmez bileþeni olarak þiddet ideolojinin
modern topluma özünlü bir ve ayný nefret öðesine
baðýmlýlýðýný dolaysýzca gösterir. Modern hoþnutsuzluða özdekçi
ya da ýrkçý toplumcu tepkilerin kararlý olduklarý
düzeye dek, modernizmi yenme izlencelerinde gerçekten tutarlý
olduklarý düzeye dek, þiddet hedefe ulaþmanýn yalnýzca aracý
olmakla kalmaz, ama amacýn kendisi olur: Yokedicilik
birincildir. Daha açýk bir deyiþle, ideolog için bir kiþilik
güdüsü olan þiddet ayný zamanda kendinde bir
erektir, sýk sýk kiþinin saðda mý yoksa solda mý olduðunun
hiçbir önemi yoktur: Kuramsal, düþünsel tutum kýlgýsal tutumu
önceler, eylem bilgiden önce gelir. Kendisi nihilist-materyalist
bir ideolog olan Sartre’ýn belirttiði gibi þiddetin ‘çekici’
bir yaný, giderek belki de ‘eþeysel’ bir imlemi vardýr. Uygulamada,
yalnýzca tiranlýðý kurmak için deðil ama onu sürdürmek için
de, yalnýzca dýþa yönelik saldýrganlýk olarak deðil ama iç
baskýyý saðlamak için de vazgeçilmez araçtýr. Bu özdekçi inak
biçimi herhangi bir tinsel deðer tarafýndan
belirlenmediði için, saldýrganlýk ya da yokedicilik içgüdüsü
eyleminde hiçbir sýnýr tanýmaz.
|
Buna göre, modern
Batý ussallýðý ruhsal saðlýðýnýn durumunu en iyisinden Nietzsche’den,
Marx’tan ve Hitler’den gelen öz-eleþtirileri püskürtebilmenin terimlerinde
ölçer. Hastalýklý üst-ego ilkel alt-egonun önünde, sapýk deðerler
bencil bayaðýlýklar karþýsýnda gerilediði zaman, böyle baþarýnýn
gizi kapitalizm ve demokrasi arasýnda iþleyen, ideolojinin hakkýndan
gelen, ve giderek tarihin sonunu tanýtladýðý ileri sürülen modern
‘uyum’ etmeniyle açýklanýr. Bu masalýn üstünde ve ötesinde, dizgenin
ona özünlü sadizmi sürekli denetlemek zorunda olmasý Ölüm Ýçgüdüsü
ve Eros arasýndaki savaþýmýn modern ‘uygarlýk’ için raslantýsal
deðil ama zorunlu olduðu görüþünü dikkate almaya zorlar. Ama Batý
terimi Doðu terimi ile görelidir, ve tablo saldýrganlýðýn içe
mi yoksa dýþa mý çevrileceði konusunda da
tam olarak Freud’un öngördüðü gibidir. Göreli de olsalar, ‘Batý
deðerlerinin’ hiç olmazsa demokratik ve ekonomik iþlerliklerinden
duyulan gurur ve kibirle, bu ‘uygarlýk’ alaný ‘dýþarýya’ karþý solundan
saðýna dek bir iç bütünlük sergiler ve dünyayý West and the
Rest olarak algýlamayý sürdürür.
Freud’un ‘Uygarlýðýmýz,
genel olarak konuþursak, içgüdülerin bastýrýlmasý üzerine kurulmuþtur’
önermesi modern dönemin baþlarýnda moda olan ilksel Doða Durumu
miti ile ayný öncülden doðar: Uygarlýðý önceleyen durum bir özgürlük,
engelsiz doyum, sýnýrsýz mutluluk durumudur — insanlýðýn suçsuz
Altýn Çaðý. Ama bu Aydýnlanma yanýlsamasýnýn tam tersine, arý
içgüdü durumu bir yabanýllýk, acýmasýzlýk, yokedicilik durumudur
ve orada güç haktýr. Ýnsan için böyle soyut bir durumun varolmamasý
olgusu bir yana, analitik bir paradigma olarak, tinselliðin bütünüyle
dýþlanmasý olarak, bu durum dolaysýzca hayvanýn durumudur. Ve hayvanýn
varoluþunda baský olanaklý en anlamsýz, en saçma kavramdýr. Giderek
bu anlamda içgüdünün hiçbir zaman baskýlanmadýðýný söylemek
gerekir: “Bilinçaltýnda bile bir içgüdü tasarým yoluyla olmaksýzýn
temsil edilemez” (1915e, III.2). Ve gene de içgüdülerin,
özellikle yokedicilik içgüdüsünün bastýrýlmasý, denetlenmesi, bir
kendini-yoketme noktasýna eriþmesinin engellenmesi diye birþeyden
söz etmek hiçbir biçimde bütünüyle saçma olmayacaktýr: Bu çözümleme
doðal durumun olmasa da modern durumun
kendi olgularýnýn bir vargýsýdýr.
Sevgi bireyin
dýþlayýcý öz-duygusundan, bencilliðinden vazgeçmesi, kendi benliðinin
duygusunu baþkasýnda bulmasýdýr. Bir duygu olarak, arý içgüdü ekininin
aþýlmasýný, uygarlýða giriþi anlatýr. Açýktýr ki, uygarlýðý tanýmlamak
için içgüdü deðil ama duygu terimini kullanýrýz. Bilinçli istenç
bilinçsiz içgüdüden güçlüdür, ve onu hasta etmeden güder. Bu düzeye
dek, uygarlýk ve içgüdü arasýndaki iliþki bir baskýlama olarak deðil
ama içgüdünün duyguya yükselmesi olarak iþler. Ve uygarlýk süreci
eðer bir süreçse, eðer tinselliðin geliþmesi, insanýn büyümesi ise,
genelde uygarlýðýn deðil ama modern uygarlýðýn bastýrdýðý þey tam
olarak bu duygudur, eþeysellik deðil. Freud’un önermesinin tam tersine,
‘modern uygarlýk’ eþeyselliði bastýrmaktan bütünüyle vazgeçmiþ,
sevgisizleþtirilmiþ içgüdü hiçbir zaman doyuma ulaþamayan biçimlerinde
modern ekinin temel direklerinden biri olmuþtur.*
|
*Freud
Ýçin Ýçgüdü. Freud yalnýzca Eros’u deðil, ama insanla
ilgili herþeyi, tüm insan etkinliðini tutarlý
olarak içgüdüye indirgemekle suçlanamaz. Tutarsýzdýr. Zaman
zaman tersini yapar, içgüdülerin kendilerini yükseltir, onlara
bilginin, tam olarak özbilinçli olanýn kendisinin
deðerini yükler. Eþeysellik Üzerine Üç Deneme’sinde
(§ 129) Wißtrieb ve Forschertrieb
gibi ‘içgüdüleri’ açýklar. Bu bilme içgüdüsü ya
da araþtýrma içgüdüsü gibi ‘yetiler’ Freud’un
içgüdüden genellikle onu eleþtirirken denmek istenenden nasýl
ayrý birþey anladýðýný gösterirler. Yine ayný yerde (§ 139),
bu kez insaný doðal olanýn yakýnýna getiren ‘beslenme’ gibi
doðal bir iþlevi eþeysel etkinlik olarak kabul
eder. Her dizgesel düþünür gibi, Freud da tüm kuramsal yapýsýný
tek bir ilke üzerine kurmaya çalýþýr. Bunda
haklýdýr. Ama bu mantýksal pekinlikle içgüdü ilkesini
Sanat, Din, Felsefe gibi etkinliklerin, giderek bütün
bir Uygarlýðýn kökensel kavramý olarak uyguladýðý zaman, yanlýþ
bir noktadan yola çýkan doðru uslamlamalar yalnýzca usdýþý
vargýlara götürürler. Açýktýr ki, Freud O, Ben ve
Üstben gibi kendi buluþu olan yetileri yine
kendisinin içgüdüyü ussal ve moral boyutlara büyütmesini ya
da geniþletmesini anlatmak için kaçýnýlmaz olarak yaratmak
zorundadýr.
|
Uygarlýðýn içgüdülerin
baskýlanmasý ve böylelikle mutluluktan özveri pahasýna
gerçekleþtiði savý ile karþýtlýk içinde, ve uygarlýk kavramýnýn
gerçek anlamý ile uyum içinde, Eros’un yaratýcý yetenekleri hiç
kuþkusuz sözde uygarlýk kurmaya yöneltilmiþ Yokedici Ýçgüdünün tehlikeli
yeteneklerinden sonsuz ölçüde daha güçlüdürler, yoketme deðil ama
yalnýzca varetme uðruna etkindirler, ve acý ve baský yoluyla deðil
ama sevinç ve özgürlük yoluyla sonsuzluk ölçeðinde yaratýrlar. Bu
ussal yol varolan usdýþý yol karþýsýnda
hiç kuþkusuz henüz yalnýzca bir olanaktýr. Ama þimdi
varolanýn kalýcý, deðerli, anlamlý birþey olmamasý ölçüsünde, bu
olanak mantýksal zorunluðun gücünü taþýr. Ve içgüdünün
deðil ama duygunun bir doyumu olarak mutluluðun gerçek olanaðýný
hazýrlar. Ama bu durum Batý ‘uygarlýðý’nýn Eros’u yokedici bir güç
olarak, bir gözdaðý olarak algýlayacak olmasý olgusunu deðiþtirmez.
|