Bu çözümlemeler dizisinde kullanýlan yöntem olgularý kavramlarý ile tanýmlamak, onlarý kendi mantýklarý içinde, kendilerinde olduklarý gibi anlamaktýr. Dünya çoðu kez onu görmeyi istediðimiz gibi deðildir. Çoðu kez olgulara, görüngülere yüklediðimiz kavramlar onlarý olduklarýndan baþka þeylere çevirirler. Ama olgularýn þu ya da bu bakýþ açýsýna göreli olmayan gerçeklikleri vardýr, onlarý yapan bireylerin olduðu gibi onlarý gözleyen bireylerin de dolaysýz bakýþ açýlarýnýn ötesinde yatan saltýk, nesnel anlam ve önemleri vardýr. Us insanýn dünyayý anlamasýný, ve onu tam ve doðru anlamasýný, onu gerçekte olduðu gibi anlamasýný olanaklý sayar. Ve tarihte bilinçli olmak, yaþamda ne yaptýðýný ve ne olduðunu, nereden geldiðini ve nereye gittiðini bilmek söz konusu olduðunda, varoluþçu mýzmýzlýðýn üstünde ve ötesinde, herþey gelip insanýn kendini ve dünyasýný anlamasýna dayanýr. Ve bu bilgi ve duygu ve duyarlýk eyleminin kendisi herþeyi ÝDEA ve ÝDEALLER karþýsýnda ölçmeye, tüm olgularý kavramlarý yoluyla anlamaya dayanýr. Eðer gerçeði kavramayý istemiyorsak, böyle bir saçmalýk yoktur ve herþey görelidir diyorsak, kuþkucu dikbaþlýlýða sarýlmada diretiyorsak, o zaman görüngüyü — bütün bir tarihi — kendimiz için dilediðimiz gibi biçimlendirebiliriz. O zaman BÝLGÝden söz etmenin bir gereði kalmaz. Gerçekliðin yerine öznel önyargýyý geçirdiðimiz zaman, türeden, özgürlükten, insan olmanýn deðerinden söz etmenin kendisi saçmalaþýr.

Böyle kavramsal çözümleme çabalarý yoluyla ilkin yalnýzca olgularý daha iyi anlamayý, üzerlerine daha iyi düþünmeyi umabiliriz. Bilgilenme bir süreçtir, bilincin gerçekliðe doðru sürekli deðiþimi, eðitimidir. Bir kavramýn gerçek yerini saptadýðýmýz zaman, bilinç dizgemiz bundan böyle olduðu gibi kalmaz, kazandýðý yeniliðe baðlý olarak deðiþmeye, bütününde yeniden kurulmaya baþlar. Bu yalnýzca bireysel bilincin deðil ama bütününde bilincin deðiþim ve eðitim yoludur. Her tarihsel bilinç biçimi yalnýzca kendi özel ilkesi çevresinde kurulan geçici bir dizgedir, ve önemi ve deðeri yalnýzca ve yalnýzca bütünü oluþturan süreklideki bir evre olup olmadýðýna baðlýdýr. BÜTÜN ayný zamanda tüm bu evrimin, geliþmenin, ÝLERLEMEnin kendisi uðruna yer aldýðý ve yalnýzca onu saklayan EREKtir. Yalnýzca bütün olan, yalnýzca ereðine dek geliþmiþ us gerçekliktir. Ve bu GERÇEKLÝK üzerinde hepimizin anlaþabileceði biricik idealdir. Gerçeklik Usun kendisine ve böylece dünyasýna vereceði biçimdir. Ama Gerçeklik dosdoðru cebe indirilebilecek hazýr, verili birþey deðildir. Usun bilgi üreten, insana bilmenin onurunu, deðerini, özgürlüðünü kazandýran TANITLAYICI emeðini gerektirir. Yanlýþý yaþamayý seçemeyiz. Týpký Gerçekliðin Ýyi ve Güzel de olacaðýndan kuþku duyamayacak olmamýz gibi. Ýnsan doðasýný gerçekleþtirmenin istenebilir birþey olmadýðýný, geliþmenin, özgürlüðün vargýsýnýn korkunç birþey olacaðýný kabul edemeyiz. Kuþkuculuðu doðrulamayý, içimizdeki insaný yalnýz bir bencillik içine gömmeyi baþaramayýz. Ancak Gerçeklik, ancak Us bizleri özgür, eþit ve kardeþ yapar, çünkü biricik özdeþ, ortak, evrensel doðamýzdýr. Eðer insanýn dünyasýný özgür duyuncu ve istenci ile belirlediðini kabul ediyorsak, dünyanýn özbilinçsiz insanlýk tarafýndan daha iyi yapýlabileceði gibi bir yanýlgýyý anlamamýz bile olanaksýzlaþýr. Ve bu bize gelecek için komplolar tasarlamak yerine, þimdiyi insan deðerleri ile karþýlaþtýrma içinde ölçmenin en etkili, en doðru, en gerçek eylemi saðlayacak biricik geçerli yol ve yordam olduðunu gösterir: Anlama biricik gerçek eylemdir çünkü istencin kendisidir.


1 Tarih Kavramý: Törel Büyüme


Erek



Ereksiz dünya
saçmadýr — tam olarak varoluþçu usdýþýnýn buyurduðu gibi.




— Gelecek Þimdiyi belirler mi?
— Var olmayan var olaný?
— Salt bir ideal olan reel olaný?

— Salt bir Erek olan, salt bir Tasar olan þimdide olan üzerinde etkide bulunabilir mi?
— Duyusal olarak, ya da görgül olarak, ya da özdeksel olarak varolmayanýn gücü duyusal vb. olarak varolanýn hakkýndan gelmeye yeter mi?

Tümünün de yanýtýnýn olumlu olduðunu adýmýz gibi biliriz: Salt ideal olan, salt bir gizillik ya da kendinde olan varoluþta olaný, reel olaný kökünden söküp atar, kendisi yine ayný yazgýya uðramak üzere edimselleþip onun yerini alýr. — Ýnsan varoluþu baþýndan sona dek ereksel deðil midir? Yoksa dürtüsel, düzeneksel midir?

Ýstenç tam olarak dýþsal nedenselliðe meydan okuyan, tam olarak doðanýn zorunlu düzenekselliðini tanýmayan özgürlük deðeridir. Ve tüm varoluþu kendi tözünden belirleyinceye dek, tüm baþkalýðý yalnýzca kendi terimlerine çevirinceye ve böylece sonsuzluðunu, baþkasýnda kendi ile birliðini tanýtlayýncaya ve elde edinceye dek devimini durdurmaz.

Ýlerleme
ve
Eytiþim

‘Ýlerleme’ bir Ereðe doðru deðiþimdir. Sürekliliði varsayar: Varolanýn kendini olumsuzlamasý, böylece karþýtýnýn yine onun kendisinden doðuþu, ve bu kendi karþýtýnda yalnýzca kendisinin saklanýþýdýr.

Kimi þeyler ilerlemeye yenetekli deðildir. Deðiþimleri kendi eytiþimleri yoluyla deðil ama ancak dýþardan dürtü yoluyla, belki de zorbalýk olarak yaþayabilecekleri bir düzeneksellik yoluyla olur. Böyle deðiþim geride olumlu en küçük bir iz býrakmayan yitiþtir. Kendinin karþýtýnda saklanýþý söz konusu deðildir. En çoðundan arý yitiþ olarak olumsuz bir kazançtýr. Ýç deðersizlikten, gerçeklik yoksunluðundan ötürü böyle deðiþim bir sürekliye katýlýþ deðil ama bomboþ bir paradigmanýn süreksizliði, bir hiçliðin hiçliðe yitip gidiþidir. Ussal bir ilke üzerine dayanmadýðý için Tarihsel Sürekliye katýlamayan Modernizm ve onun deðiþkileri olan Nazizm ve Bolþevizm — usdýþýnýn cisimselleþmesi olan bu gerçekten paradigmatik yapýlar — gerçekliksiz ve deðersiz varoluþlar olarak dönüþemezler. Yalnýzca içeriklerinde tarihsel Usun saklayacaðý deðerli hiçbirþey olmadýðý için deðil, ama kendileri deðerlerin — insan haklarýnýn, özgürlüðün — olumsuzlanmalarý, böylece uygarlýðýn kendisine aykýrý olmalarý nedeniyle. Bu yalancý varoluþlar, Tarihin dýþýna düþen bu usdýþý görüngüler, bütün bir Evrensel Usun devimine direnen bu sapýklýklar yalnýzca yokolup giderler. Varoluþlarý birer aptallýk öyküsündan daha deðerli deðildir.


Erek
ve
Anlam

Tarih bir Ýlerlemedir. Ve ereksiz ilerleme saçmadýr, usdýþýdýr, anlaþýlmazdýr. Olmayandýr. Eðer Tarih Ýlerleme deðilse ya da bir Ereði yoksa, eðer Duyuncun ve Ýstencin büyümelerini, tam geliþimlerini hedefleyen bir süreç deðilse, eðer insanlarý Türede ve Sevgide soluk alan bir dünyaya götürmüyorsa ve eðer onu bu kendi Özgürlük ereðine biz ulaþtýramýyorsak, o zaman anlamsýzdýr. Böyle Tarih olmasa da olur, ve insan varoluþunun saçmalýðýna tanýklýk eden rasgele bir magazin arþivinden, olaylara ve olgulara yalnýzca kendi öznel önyargýlarýný yansýtan kiþisel yorumlardan daha öte bir deðeri yoktur. Çöpe atýlmayý hak eder. Evrenin bir köþesinde kendilerini unutmuþ yaratýklarýn kör döðüþünden daha anlamlý birþey olduðu, bir kötülük gösterisi olduðu bile söylenemez. Bir ölüm içgüdüsünün, bir nefret ilkesinin denetimi altýnda olduðunda diretmek bile saçmalaþýr. Bir aptallýk öyküsü olur.


1000 Iþýk Tapýnaðýnda yapýmý 1880’lerde baþlayan ‘Oturan Budha’ya (15m) tapýnanlar, Singapur.

Görgücü bir tinsellik, görülürün, tutulurun, tadýlýrýn vb. ötesine yükselemeyen inanç, DUYUSAL GERÇEKLÝK. Bu tin düþüncenin arýlýðýna, evrenselin akýþkanlýðýna, kuramsal düþünceye ulaþamaz. Özgürce düþünemez. Duyusala takýlan düþünce kavramýn eytiþimini deðil ama ancak TASARIMLARIN ÇAÐRIÞIMINI, ancak dýþsal baðýntýyý izleyebilir. Böyle görgül yöntem için örneðin nedensellik salt bir çaðrýþým sorunudur, geometrik nokta tebeþirin izidir, cismin genleþmesi ile birlikte uzay da genleþir, ve zaman baþlar ve evren sonludur. Salt duyusal bilginin kabalýðýna baðlý kalmada direttikleri içindir ki mantýksal pozitivizm, bilimsel görgücülük, fizikselcilik vb. gibi adlarla ortaya çýkan hantal yöntemler bilimi reddetmek zorunda kalýrlar, yanlýþlanabilirlik, doðrulanabilirlik vb. gibi ölçütlerde kavramýn yargýsýnýn üzerine yükselebildikleri sanýsýna kapýlýrlar.

Soyuta yeteneksiz olan, ‘Bir’i düþüncenin ve duygunun tinsel Birliði olarak yaþamayan böyle duyusal inanç toplumsal varoluþun baþka kurumlarýna, bütün bir politik, bilimsel, sanatsal yapýya da ilgisiz olamaz. Tersine, gerçekliðigörgül ve dolayýsýyla kuþkulu bile olsa — dünyasal varoluþun tüm boyutlarýný kendine altgüdümlü kýlmasý anlamýna gelir. Düþünceye bu kapalýlýkta hiçbir geliþme, ilerleme, büyüme yer almaz. Orada kiþi bir ve ayný ýrmaða dilediði denli çok girebilir.

Bu tin çevresine inaklardan bir gelenek aðý örer. Eskimez. Tarih olmaz.


Tarihsel Özdekçi bakýþ açýsýna göre, Tarih sýnýf kavgalarý tarihidir.

Bir baþka bakýþ açýsýna göre, Tarih üzerine geleneksel ‘paradigma’ Tarihin özsel olarak politika ile ilgili olmasýdýr.

Bir baþkasýna göre Tarih ‘Büyük Ýnsanlar’ tarafýndan belirlenen bir ‘anlatý’dýr.

Ya da, tarihçi de bir insan olduðuna göre, anlattýðý olaylar yýðýnýna önyargýlarý ile, eðilimleri ile kendisi de katýlmaksýzýn yapamaz. Tarih bir saný olur. Özel bir tarihsel belirlenimsizcilik ilkesi konutlanýr. Bu yöntem bir Nazi tarafýndan, Heidegger tarafýndan da savunulan yöntemdir ve ýrkçý tarih kuramcýlýðý için daha uygunu olamaz.

Ama Tarih böyle aptalca birþey olamaz. Eðer Tarihin onu bir Tarih yapan, onu bir ilerleme, bir geliþme, bir süreç yapan bir Ereði varsa ve bu Evrensel Ýnsanlýk için, Ben olan Biz için ve Biz olan Ben için bu yeryüzünde, bu evrende Özgürlük ise, eðer insanlýk doðal ilkelliðinin üstesinden gelerek tinsel büyümeye belirlenmiþse, o zaman Tarihin kendisi yaþanmaya deðer olur, anlamlý olur. Ve anlaþýlýr olur.

O zaman ussallýðýn kendisinden baþka birþey olmayan bu Erek uðruna varolmak daha þimdiden Özgürlüðü yaþamak olur. Ve o zaman varoluþumuz kötü bir sonsuzluðu yitirdiði için yas tutan aptal nihilistin kuramlarý ile tam karþýtlýk içinde, Deðerin kendisi, Anlamýn kendisi olur.

Gerçeklik anlaþýlabilendir, bilinendir. Usdýþý olan deðil ama ussal olan anlaþýlabilendir, bilinendir. Örneðin ‘nedensiz etkiyi’ ya da ‘etkisiz nedeni’ anlayamayýz, bilemeyiz, ve bu görgücü, bu göreci, bu pozitivist soyutlamalara varolmanýn deðerini yükleyemeyiz. Yalnýzca nedenin ve etkinin birliklerine, bu karþýtlarýn ayrýlmaz birliðine varlýk, anlam, ve bilinebilirin deðerini yükleyebiliriz.

Örneðin çekmesiz itmeyi, ya da itmesiz çekmeyi anlayamayýz, kavrayamayýz, bilemeyiz. Anlayabileceðimiz tek þey özdeðin çekmenin ve itmenin birliði olabileceði, gerçekliðinin yalnýzca çekme ya da yalnýzca itme deðil ama bu iki karþýt kýpýnýn birlikleri olabileceðidir. Ussal olan, bilinebilir olan, ve var olan þey birer soyutlama olarak uzay, zaman, özdek ve kuvvet kavramlarý deðil ama yalnýzca bu kavramlarýn somut birliktelikleridir.

Yalnýzca ve yalnýzca ussal olan varolandýr. Saçma olan varolamaz. Usdýþý olan — örneðin ereksiz ilerleme, örneðin kuramsýz kýlgý, örneðin belirlenimsiz özgürlük — yalnýzca kuruntudur, ayrýlamaz olaný ayrýþtýran analitik kuþkucu için ve yalnýzca onun bilincinde vardýr, bir hiçlik ya da yokluktur. Saçmalýktýr. Ussal olan — örneðin kuramýn ve kýlgýnýn birliði, örneðin neden ve etkinin birliði, örneðin yasa ve özgürlüðün birliði — varolandýr, edimsel olandýr, ve anlaþýlýr olandýr. Kuramsal olaný kýlgýsal olandan, eylemde, edimde, edimsellikte olandan ayýramayýz.

Ýnsan eylemi söz konusu olduðunda, törellik söz konusu olduðunda, yalnýzca özgür eylem gerçek eylemdir, ve bilgisiz eylemin saçmalýk olmasý gibi eylemsiz bilgi de saçmalýktýr, bir kuruntudur.

Törel gerçekliðin anlaþýlmasýyla, insanýn duyuncunun büyümesiyle özgürlük dünyasý da büyür, ve insan dünyasý bir parça daha Kavramýna yaklaþýr.

Usun duyunçtan ve istençten ve bilgiden oluþan eylemi yitici deðildir. Tarihte, insan varoluþunun gerçek kuruluþunda kalýcý olan yalnýzca ve yalnýzca odur çünkü deðiþimin kendisine katýlýr, ilerlemede kendini yoketmez ama tersine saklar, onun tözünü oluþturur.

Ýlerlemenin hedefinin kendinde Usun kendi için özbilinçli Usa geliþmesi olduðu düzeye dek, ve geliþmenin Usun tüm dünyaya kendi þeklini vermesi olduðu düzeye dek, Tarihte yalnýzca ussal olanýn yeri vardýr, bu yüzden varoluþta yalnýzca ussal eylem deðerli ve anlamlý ve kalýcýdýr.


O zaman bu Ýlerlemeye katýlmayan herþey gerçekten deðersiz, anlamsýz, önemsiz olur. Para babasý para üstüne para, çalýþan insan saat üstüne saat, parlamentolar yasa üstüne yasa yýðarken, Yaþam yalnýzca yerinde sayar. Cansýkýcý olur.

Kuþkucunun, varoluþçunun, nihilistin savýnýn tersine, tüm böyle þeyler hiç kuþkusuz bir protozoanýn eyleminden daha ‘deðerli’dirler. Ama ilerlemeye ve geliþmeye ve özgürlüðe katkýlarýnýn olmadýðý düzeye dek, tarihsel anlamlarý ve önemleri koca birer sýfýrdýr. Usun hilesi bile olamazlar. Varoluþçuyu, nihilisti, pozitivisti aldatan olgularý oluþtururlar.


Modern
Toplumun Anlamsýzlýðýna
Toplumcu
Çözüm 1:
Uluslararasý
Toplumculuk

Sovyet Posteri:
Nikolai M. Kochergin,
‘‘Çok Yaþa Kýzýl Ordu,’’
1919.
28.0" x 42.0"
Litograf.

Tarihsel özdekçilik de tarihi bir ‘Ýlerleme’ olarak, motoru hýrs olan, saldýrganlýk ve kavga olan bir süreç olarak görür. Süreç ürününde saklanandýr: Ortaklaþacýlýk salt bir kavgalar zinciri olarak, sürekli bir saldýrganlýk boþalmasý olarak yorumladýðý Tarihte kendini Ölüm Ýçgüdüsünün son eylemi olarak bildirir ve tarihin tüm nefretini, tüm türesizliðini, tüm yokediciliðini eylem ve izlencesinde kristalize eder. Böyle ‘Erek’ mantýksal olarak bir nefret yoðunlaþmasýdýr ve eþit ölçüde mantýksal olarak tinsel özgürlüðün deðil ama düzeneksel zorunluðun bir vargýsý olabilir: Bütün bir altyapý — ki en sonunda bir alýþ-veriþ iliþkileri düzeneðinden daha çoðu deðildir — kendini edimsel olarak erekte saklar: Mülkiyet ortadan kaldýrýlmaz, tarih yeni ve zorba bir tecimciler partisinin eline düþer. Sonuçta sýð, deðersiz burjuvanýn yalnýzca adý deðiþir. Ortaklaþacýlýk, kendi kavramýnýn dolaysýzca gösterdiði gibi, yalnýzca bir Mülkiyet Ýstencidir, istencin en ilkel, dolaysýz, özdeksel biçimidir, Ve anamalýn kendisini her insan deðerinden daha deðerli saydýðý düzeye dek, zorunlu olarak bir kabalýk, güç, þiddet, ve terör istencidir. Özdeksel dürtü dünyayý deðiþtirdiðinde, sömürülen insanlýk bir de ruhsuz özdekçinin özencine katlanmak zorunda kalýr. Ölmeye geçer.

Modern
Toplumun
Anlamsýzlýðýna Toplumcu
Çözüm 2:
Ulusal
Toplumculuk
Nazi Posteri:
‘‘Utku,
Bedeli ne olursa olsun.’’

Nazi idealsiz, amaçsýz, ereksiz bir bitki gibi varolmayý, salt özdeksel olana deðer veren dar kafalý bir burjuva olarak yaþamayý saçma bulur.

Varoluþta bir deðer, bir yükseklik, bir soyluluk, bir üstünlük arar. Salt kendi için geçerli olan göreli bir gerçeklik, göreli bir anlam ister.

Aradýðý yüksek deðeri alt bir ilkede bulur. Ekinsel, tinsel, ussal olanda deðil ama özellikle insan-altý, tinsel-altý, ekinsel-altý olanda, arý doðallýkta, ‘kan’ ilkesinde bulur.

Gene de ýrkçýnýn yaþamýna, varoluþuna verdiði bu yüksek ‘anlam’ gerçekte yalnýzca bir korku anlatýmýdýr: Paranoya insana özgüdür.

Irkçýlýk herþeyden önce duyunçsuz bir yüreði, evrenseli kavramayan bir usu, insan özüne güvensizliði, Ýnsandan korkuyu, aslýnda Ýnsanlýktan nefreti varsayar.

Nazizm tam olarak bu deðer tanýmazlýðýnda modern toplumun kendi yaratýsýdýr.


Nazinin insanlýk nefreti kendiliðinden açýktýr. Asýl sorun insanlar insanlýk sevgisi adýna, kurtuluþ adýna, barýþ adýna yokedilmeye baþladýðý zaman doðar. Bu yanýlsamada materyalist ‘sanat’ýn rolü vazgeçilmezdir.


Mayakovsky

Sýnýf Kavgalarýndan oluþan bir tarih ancak Kavgalarýn son bir Kavga yoluyla sonlanmasýnda ereðine ulaþýr. Yanlardan birinin yenilerek boyuneðmesinde sonlanýr. Ama hiçbir kavga, hiçbir savaþ yenilenin yokedilmesini amaçlamaz. Tam tersine, kavga Efendilik uðrunadýr. Baþka bir deyiþle, Kavga kendi kavramýnda çeliþkinin çözülüþünü deðil ama yalnýzca doðrulanýþýný amaçlar. Sýnýf Kavgalarýndan oluþan bir ‘tarih’ kurgusu kendi mantýðý gereði Ereksizdir: Son Kavga ancak yeni bir Kavganýn tohumunun atýlýþýdýr. Ya da, böyle ‘tarih’ Tarih deðildir. Öznel bir yapýntýdýr.

Sýnýf Kavgasý en sonunda mülkiyet uðruna olduðuna göre, kavgayý kazanan yan Ýstencinin mülkiyet olarak tanýnmasýna ulaþan yandýr: Ortaklaþacýlýk mülkiyetin ortadan kaldýrýlmasýný deðil ama tam tersine saklanmasýný hedefler. Bir tecimciler ‘ tarihi’nin eriþebileceði en soylu, en deðerli erek budur.

Ortaklaþacýlýðýn Evrensel Ýstenç üzerine dýþardan bir dayatma olmasý ölçüsünde, ortaklaþacýlýk kendi kavramý gereði þiddeti ve zorbalýðý koþulsuzca doðrular. Bu ekonomik determinist bilinçte özgürlük kavramý gibi birþey yoktur. Saldýrdýðý, yoketmeyi istediði þey kesinlikle mülkiyet istenci deðil ama GENEL OLARAK istençtir. Ortaklaþacý-özdekçi kafa yapýsý

— DUYUNÇ özgürlüðü diye birþey tanýmaz.
— ÝSTENÇ özgürlüðünü de tanýmaz.

Ýnanç Özgürlüðü ve Politik Özgürlük pahasýna, MÜLKÝYET DÜRTÜSÜNÜN koþulsuz egemenliðini amaçlar.

Eðer özdekçi-ortaklaþacý yalana kanan ‘dürüst’ insanlar olmuþsa, aldanmalarýnýn zeminini henüz ÖZGÜRLÜK kavramýna yabancý olmalarýnda aramalýyýz. Ve eðer yaptýklarýnýn insanlýðýn kurtuluþ olduðuna inanmýþlarsa, yokedilen suçsuz milyonlar tarafýndan daha baþýndan yalanlanmýþlardýr. Tarihsel Özdekçi Ýdeolojinin insanlýða faturasý yaklaþýk olarak 100.000.000 (+ 40.000) yaþamdýr.

Bolþevizmi Nazizmle sayýsal olarak karþýlaþtýrmak ve uluslararasý faþistlerin ellerinin ulusal faþistlerin ellerinden daha kanlý olduðu sonucunu çýkarmak hiç kuþkusuz büyük bir buluþ deðildir. Tarihin modernizmin tuzaðýna düþtüðünü görmek ve deðer düþmaný modernizm sürdükçe Bolþevizmin ve Nazizmin pusuda bekledikleri, modernist aðýrlýðýn ve postmodernist hafifliðin ideolojinin gözdaðý karþýsýnda ancak yalancý önlemler saðlayabileceklerini kavramak çok daha anlamlý ve önemlidir.

Mayakovsky de ortaðýmýz olmayý isteyen bir sanatçýydý. Týpký, örneðin Aragon gibi, Hikmet gibi, ya da ... Picasso gibi. Bu ortaklýk pekala Þiddet yoluyla da kurulabilirdi. Eðer ortak olmayý istemiyorsanýz, ya boyun eðmeyi öðrenecek, ya da yokedilecektiniz. Ozanlar bile dünyayý cehenneme deðiþtirmek için çabalarken, böyle deðiþimin tüm onurunu Stalin’e yüklemek despota yapýlan bir haksýzlýk deðil midir?

Özdekçiliðin Kökenleri  

Aydýnlanmanýn Bilim ile, Gerçeklik ile ilgisi boþ bir öznel dilekten öteye geçmez. Bilim Doðaya onda Usu bulma amacýyla yaklaþýr. Evrendeki ussal öðe Yasadýr, ve yasa görülür, duyulur, tadýlýr olmayan evrenseldir, biçim ya da ideadýr, Ustur. Aydýnlanmacý ‘philosophe’ ise duyumcudur, görgücüdür, ve usu çürütmekle ilgilenir. Sonunda gerçekliði olasýlýða, saltýk olaný göreli olana, bilgiyi sanýya indirger.

 

Ýlerleme Aydýnlanmanýn duyunçsuz usunun, tinsellikten nefretin, özdeksellik sevgisinin ilerlemesi deðildir. Bu barbarlýða gerilemedir.

Ancak Boþinancýn Aydýnlanmaya gereksinimi vardýr. Ve Aydýnlanma kendini bu göreli, bu tepkisel deðeri içinde deðil ama kendi uðruna ileri sürdüðü zaman, çekilmez olur. Us Duyuncu bütünüyle terkeder.

Denis Diderot
(1713-1784).

Jesuitler tarafýndan eðitildi. Dinsel bir bunalým geçirerek deist, ateist, ve sonunda materyalist oldu. 1751-1772 yýllarý arasýnda sözde bir ‘us sözlüðü’ (dictionnaire raisonné) olan Encyclopédie’yi yayýmladý. Bütün içeriðin özdekçi Helvétius’un Anlýk Üzerine (De l'esprit) baþlýklý çalýþmasýnda özetlendiði kabul edildi.

Duyumcu ilkesi ile tutarlý olarak, Aydýnlanma özdekselin ruhsuz usudur, ve ilerlemeyi yalnýzca özdekselin terimlerinde ölçer. Aydýnlanma insanlýðýn törel büyümesinin özerkliðini yadsýr, Ýstenci özdeksel altyapýnýn bir türevi yapar, Duyuncun iyileþmesini uygulayýmbilimsel ilerlemenin bir sonucu olarak görür. Bu mantýk, tüm öznel niyetlerle karþýtlýk içinde, özgürlük düþmanlýðýnda, insaný denetleme tasarlarýnda sonlanýr, ve soyut eþitlik istemi terörün mantýksal zeminini saðlar.

Aydýnlanmanýn özdekçi mantýðý onu deðer düþmanlýðýna ve nihilizme, kuram düþmanlýðýna ve pozitivizme duygudaþ kýlar.

Ne Galileo ne de Kepler, ne Descartes ne de Leibniz — Avrupa’yý ilk kez Us ile, Felsefe ile, Bilim ve Matematik ile tanýþtýran bu idealistler — haklý olarak Aydýnlanmacýlar arasýnda sayýlmazlar.


Avrupa’ya yayýlmaya çalýþan hýrslý bir ahtapot. Rusya’nýn yayýlmacý politikasýný alaya alan bir 1877 esprisi.

Despotizm Tarihi çarpýtýr, ve nihilist anlamsýzlýðý bile aratýr.

Hangi biçim altýnda olursa olsun, ister Marxizm olsun isterse Nazizm ya da Faþizm ya da Teokrasi, despotizm insanlýðýn büyümesini önler, onu küçük düþürür. Ve nihilizmin — deðer nefretinin — kendini aklayýþýna korkutucu kanýtý saðlar. Nihilist postmodernizmin varolan ekinsel türlülüðe olanaklý biricik almaþýk olarak görebildiði þey despotizmdir. Varoluþa anlam kazandýracak kategorilerin kendilerinden yoksun olan bu deðersiz bakýþ açýsýnýn özgürlüðe, ilerlemeye karþý çýkmada dayandýðý sefil mantýk budur.


  Özgürlüðün Büyümesi

Tarihin çocuksu baþlangýçlarýnda, kiþinin vazgeçilmez doðal haklarla donatýlý olduðunun henüz bilinmediði zamanlarda, yalnýzca Bir özgürdü. Ýnsanlýk gerçekliðini tinsel deðil ama duyusal olanda, evrenselde deðil ama bireyselde bulurdu. Ýlk uygarlýklar için yalnýzca dünyasal bir Bir topluluðun tini, anlamý, gerçekliði idi. O çaðlarda, o kavramsýzlýk binyýllarýnda, insanlarýn yaþamýn baþka türlü olabileceðini tasarlamalarý bile olanaksýzdý. Düzenlerinin saðlamlýðý içinde, eskimeyen, deðiþmeyen, yitmeyen donmuþ bilinçleri vardý.

Yunanlýlar ve Romalýlar için yalnýzca Birileri özgürdü. Onlar için de kölelik yokluðu bile tasarlanamayacak bir zorunluktu. Platon ve Aristoteles’te bile henüz tüm insanlarýn özgür doðduklarý, her birinin doðal olarak sonsuz deðerinin olduðu kavramý yoktu.

Tüm insanlarýn doðal olarak özgür olduklarý, onlarý insan yapan vazgeçilmez doðal haklarýnýn olduðu anlayýþýnýn, bu en gerçek Kavramýn üretilmesi için tarihin Stoacýlara dek çalýþýp çabalamasý, Usun insanýn özü, gerçekliði, deðeri olduðunun kavranmasý gerekliydi.


Charles Thévenin: La prise de la Bastille, ya da Bastille’in ele geçirilmesi (1793, Paris, Musée Carnavalet).

Baþkalarýnýn genellikle uygarca yaptýðý iþi Fransýzlar barbarca yaptýlar.

Onlarýn elinde, Devrim bir nefret patlamasý ile, þiddet ile, yokedicilik ile özdeþleþti. Dünyayý deðiþtirmenin kanýtý eylemin insanlarý yoketmesi oldu. Eðer zor, þiddet, terör uygarlýðýn temeline katýlýyorsa, Fransa hiç kuþkusuz en uygar ülke olmalýdýr.

Özgürlük, Eþitlik, Kardeþlik — Fransýzlar bu kavramlarý yalnýzca onlarý çiðnemek için kullandýlar. ‘Özgürlükçü’ Fransa Köleliði kurumsallaþtýran Avrupa ülkeleri arasýndaydý. ‘Eþitlikçi’ Fransa içerde eþitsizliði pekiþtirirken dýþarda ülkeleri sömürgeleþtirdi ve Cezayir bile Fransa’dan baðýmsýzlýðýný ancak 1962’de kazandý. ‘Kardeþ’ Fransa Nazi rejimi ile iþbirliðinde öylesine yürektendi ki, Nazi Almanyasýna kendisi için ayrýlan kotanýn üzerinde Yahudi teslim etti.


Jacques-Louis David - Napoleon Bonaparte (ayrýntý)

Ama kavramýn uluslarýn uslarýna ve yüreklerine ulaþabilmesi için, tarihe girebilmesi için biraz daha zaman gerekti. Evrenselleþmesi, tüm tinin yeni görüngüsü olmaya yükselmesi, tüm insanlýðýn özbilinçli kazanýmý olmasý — bu Eðitim bugün tarihin çözmesi gereken, bizim çözmemiz gereken baþlýca sorundur. Eðitimin iþini altyapýnýn týlsýmlý gücü çözemez çünkü o altyapýnýn kendisi insanýn en deðersiz, en anlamsýz yaný tarafýndan belirlenen bir öz-çýkar, bencilik, acýmasýzlýk dünyasýdýr. Eðitimin iþi insaný davranýþçý yöntemlerle güdülecek bir robot yapmaktan da bütünüyle ayrý birþeydir. Sorunun çözümü zor ve þiddet uygulamaktan da geçmez. Napoleonlarýn, þiddete dayalý Devrimlerin, içsavaþlarýn kendileri uygarlýðýn deðil ama barbarlýðýn eylemleridirler, ve yalnýzca ektiklerini biçerler. Sorun milyarlarýn uslarýnda ve ruhlarýnda büyümeleri sorunudur.


Jacques-Louis David’in bir çalýþmasý, 1804.

‘Yurttaþ’ Napoleon tacýný Papanýn elinden alarak kendisi takýyor, Napoleon hiçbir zaman ne yaptýðýný bilen biri olmadý. Osmanlý Padiþahýnýn ordusunda Paþa olmayý istedi. Sonra Fransýz Devriminin önderliðini yeðledi. Sonra yeniden saray özlemlerine geri döndü. Sonunda Waterloo’da yenildikten sonra Elbe adasýnda þiþman bir sürgün olarak öldü.

Özgürlük Ýlkesinin doðuþu dolaysýzca tüm anlamý içinde, tüm deðeri içinde insanlýðýn bilincine yerleþmesi demek deðildir. Ýlke insan bilincini kendine göre yeniden biçimlendirebilmek için, bütün bir tinsel evreni, bütün bir uygarlýk yapýsýný kendisi ile tutarlý olarak yeniden örgütleyebilmek için Zamana gereksinir. Özgürlük kavramýný tasarýmlamak onu tüm içeriðinde bilmek demek deðildir. Tasarýmýn Kavrama yükselmesi — bir kavram olarak usun yeni dünyasýnda yeni üyelerle birlikte yerini almasý, baþka kavramlarla iliþkilendirilerek usun bütünlüðü içinde tam anlam ve deðerini kazanmasý —, bu onun gerçekliðinin bilgisi, gerçekliðinin doðrulanmasý, ve ayný zamanda kendini yaþama geçirmesidir. Kavramýn kendisi ussallýk dediðimiz, saðduyu dediðimiz düþünme özgürlüðünü ister, ve her yeni kavram/ilke bilinci — tinin görüngüsünü — yeniden örgütler, deðerleri yeniden belirler, insaný deðiþtirir ve böylelikle dünyasýný deðiþtirir. Bunu yapamazsa, eski ekinsel yapý yitmez, bir Çin gibi sürer gider.

 

Ýlke Özgürlük olduðu zaman, Ýstence tam Hakkýnýn verilmesini, onun ne olursa olsun en küçük bir kýsýtlama altýnda olmamasýný, ona tüm direncin, tüm sýnýrýn, tüm yabancýlýðýn kaldýrýlmasýný ister. Ýstenç — benim isteðim, kararým, amacým, eylemim — kýsýtlanmamalýdýr. Tanýnmamasý haksýzlýktýr. Ve ancak özgür insan haksýzlýða uðrayabilir.

Eylemim yalnýzca baþka dýþsal nesneler üzerinde deðil ama baþka istençler üzerinde eylem olduðu düzeye dek eylemdir, ve özgürlüðüm beni baþkalarý karþýsýnda ilgilendiren bir sorundur. Bu yüzden, Ýstencim ancak baþka istençler tarafýndan sýnýrlanabilir. Ve yine bu yüzden, kýsýtlanmamasý, sýnýrsýz olmasý, aslýnda sonsuz olmasý ancak baþkasýnda kendini bulmasýyla olanaklýdýr. Ýstençte birlik bir özenç sorunu deðildir. Ýstençlerin anlaþmasý olarak, istencin istenci istemesi olarak bir özgürlük sorunudur.

Ýstenç doðru ise, ussal ise, Evrensel Ýstençtir, insanlýða aittir, ve bireysel istenç ancak þu ya da bu dýþsal þeyi deðil ama Evrensel Ýstenci istediði zaman özgürdür. Ýstenç eleþtirilebilir, çünkü üzerinde duyunç vardýr.

Ýstencin doðru olup olmadýðýna Duyunç — düþünen, iyiyi ve kötüyü düþünerek ayýran Ýstenç — karar verir. Ancak özgür Duyunç doðruyu ve eðriyi ayýrabilir. Duyunca güvenmek, Usa güvenmek özgür olmanýn kendisidir. Bir kez kazanýldýðýnda, hiçbir baský bilinçten Özgürlük kavramýný geri alamaz, hiçbir zaman Ýstenci arkada býraktýðý eski biçime geri döndüremez, yanlýþ olaný, kötü olaný doðrulatmayý baþaramaz. Ýstenç dilediðini isteyemez.


St. Ignatius Kilisesinde Geceyarýsý Mas Ayini, San Fransisco Üniversitesi, Kaliforniya, 1989.

Duyunç köleliðini baþka her boþinançtan çok daha vurgulu olarak tanýtlayan Katolik tin dünyasaldýr. Tanrýsal Gerçekliði kurumsallaþtýrmýþ, böylelikle hakkýndan gelmiþ, ve Avrupa kendi Tarihini, duyunç ve istencini onun elinden kurtarmak zorunda kalmýþtýr. Katolik Kilise tarihte insan Usuna ve Ruhuna en büyük saygýsýzlýðý, insan Bedenine en büyük zulmü yapan kurumdur. Tinselliði, gerçekliði, deðeri, inancý pazara çýkaran, bir alým-satým konusu yapan bu özdeksellik tarihsel olarak yalnýzca ektiðini biçmiþ, sonunda Reformasyon ve Aydýnlanma tarafýndan bir yana atýlmýþtýr. Gerçeklik kurumsallaþamaz. Bir rahipler rejimi zorunlu olarak ikiyüzlülüðün bir erkidir, çünkü insan için sonsuz olanýn yetkesini üstlenen sonlu birey sonluluðunun bilincindedir.


Henüz milyarlarca Asyalý ve Avrupalý, Hintli ve Çinli, Afrikalý ve Latin Amerikalý özgürlük kavramýnýn bilincinde deðildir. Henüz gerçeklik olarak kendi uslarýný, duyunçlarýný ve istençlerini tanýmazlar. Çünkü uslarý ve istençleri ve duyunçlarý henüz gerçeklik deðildir. Hiç kuþkusuz kendi ‘gerçeklikleri’ vardýr. Ama tanýdýklarý, saydýklarý, boyun eðdikleri bu ‘gerçeklikler’ geçici, göreli, deðersiz, anlamsýz, saçma tasarýmlardýr.


Oturan Budhalar dizisi. Wat Suthat Yontularý, Bangkok, Thailand.

Eskimeyen, tarih olmayan, dönüþmeyen, kendi içinde yitmeyen bilinçler. Kötü bir sonsuzluða kitlenmiþ görüngüler.

Hiçbirþey pozitivistin ‘paradigma’ dediði yalýtýlmýþ yanýlsamayý tarihe katýlmayan duyusal bilincin bu analitik görüngülerinden, bir Bire yükselemeyen bu tanrýlar ve tapýnaklar kalabalýðýndan daha iyi anlatamaz. Pozitivist için bilimsel kuramlar birbirlerinden mantýksal olarak baðýmsýz ya da eþölçümsüz, iletiþimsiz yollarda doðarlar ve geliþmezler. Dönüþmezler. Bir bütüne katýlan kýpýlar olmazlar. Bilgi birikimi diye birþey yoktur. Bu analitik bilinç biçimi için her kuramýn baþka kuramlara kapalý ve yalnýzca kendine açýk özel Kavramlarý vardýr. Uzay, zaman, nicelik ve ölçü, sonlu ve sonsuz, özdek ve devim, ivme ve kuvvet gibi kavramlar evrensel deðil ama her bir paradigmanýn kendine özgü tikel, göreli, duyusal, sonlu tasarýmlarýdýr.


Bu milyarlar Gerçeklik ile aralarýnda hiçbir aracýnýn olmadýðýný bilmezler. Usu sonsuz deðeri ve hakký içinde tanýmadýkça, onun yerine geçirdikleri her yetke onlarý çocuklaþtýrýr. Özgür deðildirler. Henüz duyarlýklarý küçük, duyunçlarý küçük, uslarý küçüktür. Çirkinliðe, kötülüðe, bilgisizliðe katlanmayý baþarabilecek denli küçüktür. Korku, boyuneðme, ve bilgisizlik içinde yaþarlar, ve korkmamayý, ezilmemeyi, öðrenmeyi bilmezler ve istemezler.


Totaliter Geometri: Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluþunun 50’nci yýldönümünde Çin bayraklarý Tiananmen Kapýsýndan geçiriliyor.

Foto 2 Foto 3

Politik yaþamýnda yalnýzca yetkeye boyuneðmeyi bilen bilinç için de seçme özgürlüðü vardýr. Sorun hangi putun egemen olacaðýný seçmektir.

Ýdeoloji insaný deðil ama dünyayý deðiþtirir. Ve onu bir korku, nefret, ve yokedicilik dünyasýna çevirir. Güç Ýstencine tam hakkýný verir. Ama gene de hiçbir despotizm halk tarafýndan onaylanmadýkça varlýðýný bir kýpý bile sürdüremez. Despotizm en sonunda halkýn tininde beslenir. 40 yýl boyunca gýk demeden Franko’ya boyuneðen Ýspanyollar, Hitler’i bir plebisitle % 90 onayla Führer yapan Almanlar yalnýzca Baba imgesinin modern dünyada henüz ne denli güçlü olduðuna tanýklýk eder.



Hýzlý Modernleþme





Engelsiz özdeksel geliþme, hýzlý modernleþme pekala olanaklýdýr: Gereken þeyler bilim ve iþleyim ve tecimdir. Ve bir de insanlýk deðerlerinden ve haklarýndan özveridir. Özdekçilik inancýn, inanca baðlý deðerlerin, gelenek ve törelerin çözülmelerinin ve çürümelerinin aracýdýr. Avrupa’da Aydýnlanmanýn yaptýðý iþi Asya’da tarihsel özdekçilik üstlendi. Ve Avrupa’da Aydýnlanma Ýlerleme amacýna ulaþmak için daha þimdiden politik gücü ellerinde tutan aydýn despottan yararlanýrken, Asya’da bu iþi doðrudan doðruya tarihsel özdekçi partilerin kendileri üstlendiler.

Aydýnlanmanýn dümen suyunda doðan Ýdeoloji ilerleme ve geliþme davasýný da Aydýnlanmadan ödünç almýþtýr. Yalnýzca duyunçsuz geliþmenin olanaðýna deðil ama geliþmenin özellikle duyunçsuz olmasý gerektiðine inancýnda Ýdeoloji Aydýnlanmanýn deizmini dört dörtlük materyalizme yükseltir. Ýdeoloji Aydýnlanmanýn daha þimdiden erki ellerinde tutan ‘aydýn despotlar’a dayanma yöntemini de týpký ütopik olarak görülen daha uygarca kurtuluþ düþleri gibi bir yana atar. Amaca uygarca ulaþamayacaðýný görerek, tarihin yasalarýný çözümler, þiddetin kaçýnýlmaz olduðunu saptar, ve despotluðu doðrudan doðruya ele almasý gerektiði vargýsýný çýkarýr. Ýlkin zor yoluyla devletin ele geçirilmesi, ve sonra zor yoluyla yerleþik deðerlerin ortadan kaldýrýlmasý ilerlemeyen, süredurumlu, hantal geleneksel topluluðun modern topluma dönüþtürülmesinin yolunu açmalýdýr. Rusya’da ilkin Çarlarýn denedikleri ve baþarýlý sonuçlara götürmeyen hýzlý Aydýnlanma yöntemi daha sonra Bolþevikler tarafýndan denendi, ve yine ayný baþarýsýzlýða götürdü. Ayný yöntemle modernleþmeye çabasýný sürdürmekte olan Çin’in tutumu tarihten alýnan biricik dersin tarihin hiçbir ders vermediði olgusunun görgül bir anlatýmýdýr.

Böyle özdeksel deðiþim, ilerleme, geliþme yalancýdýr çünkü usun özgür eðitimini deðil ama altyapýya ayarlanmasýný ilke alýr. Ýnsanýn deðiþimini deðil ama çevre, altyapý, ekonomik iliþkiler gibi dýþsal öðelerin deðiþimini hedefler. Bu fetiþler insaný belirleyecek, ve o fetiþlerin efendisi ise ideoloji olacaktýr. Olaðanüstü bir nefret erkesi gerektiren bu þemada insan ona dýþsal süreçlerin bir düzeneksel iþlevidir. Ama bu özdekçi sanrýlama karþýsýnda, us, istenç ve duyunç özerkliklerini sürdürürler, ideolojinin insan doðasý konusundaki yanýlgýsýný kendileri deðiþmeyerek tanýtlarlar: Böyle rejimde devletin sürekli olarak ele geçirilmesi, geleneðin sürekli olarak ortadan kaldýrýlmasý, özgürlük eðiliminin sürekli olarak bastýrýlmasý gerekli olur. Sürekli devrim sürekli terör demenin bir baþka yoludur: Parti ilerleme kaygýlarýný bir yana býrakýr, ve kendini özsel olarak bir polis devletine çevirerek herþeyden önce sað kalmaya çabalar. Rejimin yazgýsý halkýn istenci üzerine deðil ama bilinçlerini soyut eþitlik ve þiddet kavramlarýna indirgemiþ bir avuç entellektüelin terörü üzerine, þiddet tutkusunun sürekliliði üzerine dayanýr. Sadistik heyecanýn sona ermesiyle, bürokratlar ilkin hýrsýz, sonra anamalcý olurlar.

Rejim ne denli usdýþý ise edimselliði o denli yalancýdýr, ve Tarihin sapýk yan yollarýnda bir insanlýk savurganlýðý olur. Böyle rejimlerin yalnýzca dünya tarihinin despotik kalýntý bölgelerinde, Rusya gibi, Çin gibi, Kamboçya vb. gibi özgürlük kavramý ile, duyunç özgürlüðü ile hiçbir zaman tanýþmamýþ halklarýn tininde þanslarý vardýr.

Böyle rejimler durumunda, geçmiþ ortadan kaldýrýlmamýþ, ama yalnýzca bastýrýlmýþtýr: Ýnsan deðiþmemiþtir. Buralarda yer alan ‘devrimler’ Özgürlüðe ilerleme deðil ama yalnýzca tinin kendine zulmünün biçim deðiþtirmesi olurlar. Ýdeolojik devlet önceden varolan despotizme dayanma gibi bir üstünlükten yararlansa da, rejim baþlýca gücünü özgürlük bilincinin geliþimini durdurmaya ayýrýr. Ýstenç, Ýnanç, ve Yasa bir Parti tiranlýðýnýn baþlýca düþmanlarýdýr. Bu yüzden ortaklaþacý devlet (1) özsel olarak dolaysýz istenci — mülkiyet istencini — tekelleþtirmeye ayarlanmýþ bir mülkiyet devletidir, ve tüm ortaklar arasýnda bürokratlar en ortak olanlardýr. Ýdeolojik devlet için hiçbirþey duyunç özgürlüðü denli büyük bir gözdaðý deðildir. Bu yüzden (2) yalnýzca dinsel bilinci deðil ama genel olarak düþünen istenci, duyunç özgürlüðünü bastýrýr, ideoloji dinin yerini alýr. Ýdeolojik devlet için hiçbirþey özgür törellik denli tehlikeli deðildir. Bu yüzden (3) yurttaþlýk kavramýný tanýmaz, yasasýný kendi istenci olarak belirleme hakkýný isteyen kiþiliði yokeder, özgür bireyi bir kölenin, bir serfin düzeyine indirger.

Yeryüzünün milyarlarý henüz varoluþlarýnýn her boyutuna, her kýpýsýna yayýlan korkuyu ve ondan doðan saldýrganlýðý yadsýmayý bilmezler. Tersine, katýlaþmýþ küçücük bilinçleri ile, ve sýk sýk sadistik bir coþkuyla, kendilerini içgüdülerinin usuna býrakýverirler.


Little Rock Hava Kuvvetleri Üssü, Jacksonville, Arkansas, ABD, yklþ. Eylül 1987. Titan II ICBM burun konileri SALT II Anlaþmasý gereði yokedilmek üzere.

Little Rock Hava Kuvvetleri Üssü, Jacksonville, Arkansas, ABD, 1987.  Yerlerine daha iyilerini yapmak üzere yokedilmeden önce  burun konileri inceleniyor.

Gerçekte yapýlan þey yalnýzca eskilerin yenileniþi için, daha korkutucu nefret anlatýmlarý için bir hazýrlýktýr. Aslýnda insan istencinin bir anlatýmý olan bu bombalardan da korkunç olan þey insanýn ikiyüzlülüðü, SALT II gibi sözde sýnýrlayýcý anlaþma giriþimlerinin bile sadistik gözdaðýný arttýrmak için kullanýlan bahaneler olmasýdýr. Soðuk savaþ sýrasýnda, yalnýzca ABD 70.000 nükleer bomba üretti. Ve ileri ülkeler bunu mantýkll bir önlem olarak kabul ederken, geri ülkeler onlarý da baðýþlamayacak bir yýkým olasýlýðýný algýlamayý bile baþaramadýlar.


Modern uygarlýk onu tanýmlayan dürtüsünü Sevginin deðil ama Nefretin kaynaklarýndan besler. Pazar ekonomisinden kitle politikacýlýðýna, eðitim düzeninden eðlence iþleyimine, sözde ‘felsefe’sinden sözde ‘sanat’ýna günün parolasý kendini gerçekliðe deðil ama yalana, doðruya deðil ama eðriye, güzele deðil ama çirkine uyarlamaktýr. Bu yalnýz bireyin usdýþý bir varoluþa katlanmasýnýn biricik olanaklý yoludur. Nihilizm duyuyitimidir.

C-141B Starlifters, 9 Mayýs 1996’da ‘Big Drop’ sýrasýnda Charleston Hava Kuvvetleri Üssünden havalanmak için sýraya geçen C-141B Starlifter uçaklarý. ABD Güneybatýsýnda II. DS’dan bu yana düzenlenen bu en büyük hava indirme uygulamasýna 53.000 asker katýldý.

Nefretin cisimselleþmesi.

Ýnsanlarý bombalar öldürmez. Ýnsanlarý Nefret ve Korku öldürür. Fizik, matematik, ya da yaratýcýlýðý tükenmiþ ‘bilimci’nin uygulayýmbilimi — bugünlerde tümü de özsel olarak Güç Ýstencine, bu modern, ussalNefret anlatýmýna altgüdümlüdürler. Hiçbir idealizmleri kalmamýþtýr, ve insanlýk uðruna deðil ama pazar uðruna, en sonunda yokedicilik uðruna varolurlar.


‘‘Ýnsanlýðýn eðri tahtasýndan doðru hiçbirþey yapýlamaz.’’ — Immanuel Kant, Salt Us Sýnýrlarý Ýçersinde Din.

Ve gene de modern dünyada yalnýzca Türkiye ve birkaç Batýlý ülke eksiksiz duyunç ve istenç Özgürlüðünü kavramýþtýr. Bu bir daha saltýk olarak geriye alýnamayacak gerçek Ýlerlemedir, çünkü insanlarýn ruhlarýnda ve uslarýnda birlikte yer almýþtýr, istenen ve o denli de bilinen törelliktir. Ýnsan usu bilgiyi — gerçekliði — yalnýzca doðrulayabilir. Ve bir kez kazanýlan Özgürlükten vazgeçmek ancak Ýstencin kendisinden vazgeçmek denli olanaklýdýr. Tüm sorun henüz salt bir ilke olan bu gerçekliðe, bu özgürlüðe yaþamýn tüm türlülüðünde tam hakkýný verebilmek, onu milyonlarýn bilincinde açýndýrmak, onunla tutarlý her kýpýnýn ortaya çýkýþýndan ve onunla tutarsýz her kýpýnýn ortadan yitiþinden oluþan süreci özbilinçli kýlmayý baþarmaktýr.

Ulusun törel yaþamý ne denli özgürse, Devleti de o denli yasaya baðlý, barýþsever ve türelidir, insanlýk için o denli az tehlikelidir. Yurttaþ ne denli duyunçlu ve erdemli ise, devletini o denli kendi istencinin anlatýmý yapar, ona onu ezen yabancý bir güç olarak deðil ama kendi istencinin anlatýmý olarak bakar. Evrik olarak, ulusun törel karakteri ne denli zayýfsa, devleti o denli zayýf, yasa o denli anlamsýz, þiddet o denli kaçýnýlmazdýr.

Devlet uygarlýk deðildir. Ýnsan doðasýnýn sonsuz deðeri karþýsýnda, Devlet insanýn henüz çirkinlik, sevgisizlik, ve bilgisizlik durumunu geride býrakamadýðýný kanýtlar. Güç, þiddet, yokedicilik gibi delilikler devletin iþlevleri arasýnda bulunur, ve varoluþlarýnda insanlýðýn henüz ne denli az büyüdüðünü gösterirler. Devletin tarihsel usun baþyapýtý olmasýna karþýn, ve yasa egemenliðinin toplumsal insanýn türesi, onuru, ve büyüklüðü olmasýna karþýn, ayný zamanda insan zayýflýðýna da tanýklýk eden bu baþyapýt en sonunda uygarlýðýn baþýndan atmasý gereken bir gerilik belgesidir. Ýdealizm devletin usun son sözü olmadýðýný bildirir: Ýnsanlýk insan doðasýnýn ereðidir :: Humanität ist der Zweck der Menschennatur (Herder: 1744-1803). Tam olarak geliþmiþ insan Devlet gibi bir saçmalýða gereksinmez. Yurttaþ ve Ýnsan bir ve ayný deðildir. Yurttaþ mülkiyeti yoluyla, içselleþmiþ duyuncu yoluyla, ve toplumsal yasasý yoluyla Ýnsan olmanýn altýna ve gerisine düþer. Henüz kendini gerçek kendisi olarak belirlememiþ olduðunu, henüz tüm tinsel içeriðini üretmemiþ olduðunu gösterir. Yurttaþ nesnede güzellik deðil ama mülkiyet görür; insanda sevilecek bir ruh deðil ama sömürülecek bir beden görür; bilgide gerçeklik deðil ama yararlýk görür. Yurttaþ kavramý bir tecimci kavramýndan, ve yurttaþ toplumu ya da sivil toplum kavramý bir çarþamba pazarýndan daha onurlu ve deðerli deðildir. Yurttaþ mülkiyet iliþkilerinde — alýþ-veriþte — özgürdür, ve onun varoluþunda duyunç ve yasa özsel olarak böyle özgürlüðe uyarlanýrlar, özsel olarak mülkiyeti güvence altýna almanýn yollarýna indirgenirler. Yurttaþ kavramýnýn kendisi bireylerin henüz yarýþýp çekiþtiklerini, itiþip kakýþtýklarýný, henüz saldýrganlýða ve yokediciliðe son vermediklerini doðrular, henüz nefretin gizini öðrenemediklerini imler. Henüz Hak kavramýna tam hakkýný veremediklerini, henüz Ýnsan Haklarý Ýdeasýnýn uluslarýn ve bireylerin uslarýnda belirtikleþmediðini imler. Eðer kiþinin eksiksiz doða ve kavram betimlemeleri ya da belirlenimleri olsaydý, o zaman hiçbir yasaya gereksinimi olmazdý :: Hätte man vollkommene Natur- und Begriffsbeschreibungen - Bestimmungen, so hätte man keine Gesetze nötig. (Novalis: 1772-1801; Neue Fragmente, 2238.)



Immanuel Kant da her kuþkucu gibi insanlarýn ussal varlýklar olduklarý gerçeðini yadsýr. Ýnsana güvensizliði zemininde, savaþýn, türesizliðin, nefretin ortadan kalkacaðýný kavramasý olanaksýzdýr. Yalnýzca, her kuþkucu gibi, kendi eðri tahtasýný genelleþtirir. Her kuþkucu aydýn gibi, insanlýða kendini eðitmesi olanaksýz, yalnýzca aldatýlmasý olanaklý bir sürü olarak bakar. Onun irrasyonalist kalýtý ile uyum içinde, daha yakýn zamanlarýn irrasyonalizmi tüm özgürlük giriþiminin yalnýzca reddedilmesi gereken tehlikeli bir komplo olduðu vargýsýný çýkarýr. Kuþkucu kiþiliðin idealizmden nefreti mantýksýz bir özenç sorunu deðildir. Zorunludur.

Özgür ülkeler hiç kuþkusuz kendi aralarýnda uyumlu ve saðduyulu türdeþ bir kütle oluþturmazlar. Her birinin tüm baþkalarýndan ayrý bir ulusal birey olmasý iliþkilerinin dostluk deðil ama düþmanlýk, sevgi deðil ama nefret iliþkisi olmasý demektir. Baþka bir deyiþle, sorunlarýnýn çözümünün en sonunda ancak þiddet yoluyla olanaklý olmasý demektir.

Ve özgür saldýrganlar olarak, henüz kavramdan yaþama bütünüyle çevrilmemiþ özgürlükleri ayrýmlarýnýn ve ayrýlýklarýnýn, giderek karþýtlýklarýnýn ve düþmanlýklarýnýn zeminidir. Kendi içlerinde de insanlýk deðerlerinin gerçekleþmesini saðlamayý baþaramazlar. Tümünde de türesizlik, haksýzlýk, sömürü, militarizm, ýrkçýlýk, þiddet henüz yaygýndýr. Tümünde de modernizme özünlü tüm sorunlar us ve tutku arasýndaki çatýþmanýn modern kaynaklarýndan her gün yeniden doðarlar. Serbest pazar ya da denetimsiz, hükümetsiz, duyunçsuz anamalcýlýk tini henüz yabanýl insan doðasýnýn en gürültülü sesidir.

Ama tümüne de ortak olan olgu ayný tarihsel üstünlüktür, ve ancak özgür toplumlarda us ve usdýþý, gerçeklik ve yalan, doðru ve eðri, Eros ve Ölüm Ýçgüdüsü arasýndaki kavgada birincilerin üstün çýkmasý olanaðý vardýr — bir olanak ki, ussallýðýn bilincinin kazanýlmasý ölçüsünde zorunluðu imler, edimselleþmesi usun kaçýnýlmaz vargýsýdýr. Buna karþý, özgür olmayan toplumlarda — þeylerin deðil ama insanlarýn yönetildiði tiranlýk alanlarýnda — kavga henüz yalnýzca özgür-olmayan bölüngüler arasýndadýr, despotun despotla, yokediciliðin yokedicilikle kavgasýdýr.

Özgürlük Ýlkesinin insanlarýn bilinçlerine yerleþmesi, tinsel özü tüm belirlenimlerinde baþtan sona yeniden biçimlendirmesi, varoluþu yeni kavramlar, yeni deðerler, yeni beðeniler yoluyla — en sonunda gerçeklik, iyilik ve güzellik kavramlarý yoluyla — algýlayan saltýk bakýþ açýsýnýn egemenlik kazanmasý dirençsiz bir süreç deðildir. Direnç tinsel özün kendisinin süredurumudur. Ama insanýn deðiþimi, her deðiþim durumunda olduðu gibi, eskiyi ve yeniyi, baskýyý ve özgürlüðü, tutucu ve ilerici eðilimleri birlikte içeren bir süreçtir. Tam olarak içinde yer aldýðýmýz, yaþadýðýmýz savaþýmdýr. Ýlkesi olan törel özgürlüðün gücünden ötürü, gerçek olanýn yanlýþ olan üzerindeki sonsuz üstünlüðünden ötürü, böyle ilerleme tersinmez bir süreçtir. Tutucu eðilimler olan biteni, deðiþimin yer aldýðýný algýladýklarý zaman iþ iþten geçmiþ, deðiþim çoktandýr bilinçlerde bir daha geri alýnamayacak denli ilerlemiþtir.

Özgürlük Ýlkesi ilkin yalnýzca ilkedir. Tüm tarihin üretebildiði en deðerli, en ussal, en tam kavramdýr. Yalýndýr. Tüm anlamý þudur: Salt bir insan olduðum için baþka hiçbir insan bana egemen olamaz. Bütün bir Asya bugün bile bu kavramýn bilincinde deðildir. Antik Yunanistan’da Platon ve Aristoteles’in kendileri bu kavramýn bilincinde deðillerdi. Avrupa’nýn Orta Çaðlarýnda insanlar toprak ile birlikte mal olarak alýnýp satýlýrdý. Hýristiyan Kilise ve Derebeyler kullarý olarak gördükleri insanlarýn duyunçlarý ve istençleri üzerinde kendi haklarýný ileri sürerlerdi.

Tarihin tüm ilerlemesi, insanlýðýn tüm öz-bilinçsiz geliþimi, usun tüm hilesi bu özgürlük kavramýný doðuþunu hedefler. Bu uygarlýðýn gerçek geliþimini tanýmlayan ilkedir. Ve bu geliþimi evrensel istenç ya da yasa egemenliði güvence altýna alýr.

Yasanýn egemen olduðu Devlette sözde aydýnlýk modern çaðý karanlýk orta çaðlardan da karanlýk yapan anamalcýlýk tinine, bilim düþmanlýðýnda skolastik kilisenin gericiliðinden hiç de geri kalmayan pozitivizme, son yüzyýlý bir yokedicilik yüzyýlý yapan sadizmin eline oynayan nihilizme kafa tutabilir, ve tümünün de hakkýndan gelebilirim, çünkü Yasa benimdir, benim bin yýllarca süren emeðimin kazanýmýdýr, benim usumun utkusudur, ve tüm o karanlýðý bir daha geri dönmeyecek bir yolda ortadan kaldýrmamý saðlayacak biricik zemindir. Çünkü

Yasanýn egemen olduðu Devlette —

(1) özgürce Güzel Sanat yapabilirim. Hiç kimse beni kübist çirkinliðe güzel demeye, beðeni yetimin kendisini yoketmeye zorlayamaz. Orada dilediðim gibi besteler ve tablolar yapabilir, þiirler ve senfoniler yazabilirim. Beni sýnýrlayacak ve sanatýmý realist bir devlet sanatý olmaya, politik bir propaganda aracýna çevirmeye zorlayacak hiçbir güç yoktur. Orada sanatýmý kurumsallaþmýþ dinin hizmetine zorlayacak teokratik bir güç de yoktur. Orada sanatýmý meþru sömürünün hizmetine zorlayacak, reklam iþleyimine köleleþtirecek , anlamsýz bir tüketim ayinini kýzýþtýrmaya zorlayacak hiçbir güç yoktur.

Orada (2) özgürce sevebilirim. Duyuncumun tam olgunluðu ve özgürlüðü ile doðru ve türeli bulduðuma inanabilir, duygumun sonsuzluðu ile varoluþun anlamsýzlýðýný yener ve varolmanýn anlamýna sarýlabilir, sevilmeye yetenekli herþeyi sevebilirim. Orada inancým duyuncumun enginliði denli engin olabilir. Orada varolmanýn, insan olmanýn en yüksek anlamýný duyabilirim. Orada bana neyi inanmam gerektiðini öðretmeye çalýþan ideolojinin kendisini iyileþtirebilirim.

Orada (3) özgürce Felsefe yapabilirim. Düþüncemin saltýk gücüyle her olguyu çözümleyebilir, kavrayabilir, bilebilirim. Kendinde-þey gibi bilinemez saçmalýklara güler geçerim. Özgürce Fizik, Matematik vb. öðrenebilir, Doðanýn görkemli ussallýðýný kavrayabilir, düþüncemin sonsuz gücüyle sonsuz gerçekliðin kendisine ulaþabilirim. Usumun doðrulamadýðý her saçmalýðý bir yana atar, usumun doðruladýðý her gerçekliði özgürce yaþarým.

Orada bütün insan olmamýn önündeki, Duyarlýðýmýn, Duygumun, ve Düþüncemin tüm gizilliðini edimselleþtirmenin önündeki her engeli kaldýrdýðým için, özgür olmaya özgürümdür. Orada insanlýk dýþý anamalcýlýðýn ve savaþçýlýðýn kendilerini ortadan kaldýrmak için, bu insan ilkelliklerini insanlarýn uslarýndan ve ruhlarýndan silip atabilmek için sonuna dek özgürümdür. Tüm tinsellik üzerindeki bu hakkým geri alýnamayacak denli güçlüdür.

O
rada tüm insanlýðýn bütün bir tarih boyunca ürettiði duyarlýk, duygu ve düþünce birikimi tükenmez erke kaynaðýmdýr, tümü de benimdir, çünkü ben kendim bu birikimden baþka birþey deðilimdir. Hiçbir ulusal, hiçbir etnik, hiçbir ýrksal görüngü bu evrensel deðerler birikimine ait deðildir. Bu yüzden gerçekten yeni olan geleceði yalnýzca ve yalnýzca gerçekten yeni olandan, hiçbir zaman eskimeyen bengi insanlýk deðerlerinin tözünden þekillendirebilirim. Bunun dýþýndaki her yerelliði, her zamansallýðý, her sonluluðu reddederim.

Orada beni þuna ya da buna inanmaya zorlayan hiçbir güç yoktur. Orada beni inakçý olmaya zorlayan hiçbir skolastik baský yoktur. Orada beni kuþkucu olmaya zorlayan hiçbir akademik-kurumsal baský da yoktur. Tüm böyle aptallýða gülüp geçerim. Orada politik istencime engel olabilecek bir Bir ya da Birileri yoktur. Orada yasamý tam olarak kendi duyuncumun ve istencimin buyurduðu gibi belirleyebilirim. Orada türesizliðe karþý tüm gücümle sonuna dek savaþabilirim. Orada eðer doðru bulmazsam her yasayý insana daha yaraþýr, daha ussal, daha özgür olan bir baþkasýyla deðiþtirebilirim. Bunu ancak evrensel istencin egemen olduðu ülkelerde, insaný özgür bir varlýk olarak sonsuz, sýnýrsýz, koþulsuz özü ve deðeri içinde tanýyan uygar bir tinde yapabilirim. Ýran’da ya da Suudi Arabistan’da, Çin’de ya da Kuzey Kore’de, insanýn inancýn özgürlüðünde deðil ama ideolojinin despotizmi altýnda tutulduðu barbarlýk ortamlarýnda yapamam. Katolik ya da Budist tinin denetimi altýnda da yapamam. Bir de, belki de, kübist, nihilist ve pozitivist bilinçlerde yapamam.

Orada ussal istencime, özgürlüðüme engel olabilecek hiçbir güç yoktur. Orada biricik engel bilgisizlik, duygusuzluk, duyarsýzlýktýr. Ama yenmeyi istediðim þeyler de tam olarak bunlardýr.

Evrensel Ýstencin egemenliðinin biricik üstünlüðü onun özbilinçli özgürlüðü altýnda insanlarýn þiddeti bir yana atmalarý ve toplumsal sorunlarýný zora baþvurmadan çözmeyi kabul etmiþ olmalarýnda yatar. Yalnýzca þiddete ve nefrete özünlü ruhsal yatkýnlýðý ile soyutlamacý entellektüel bu kuralýn dýþýndadýr, ve ona barýþý rahatsýz etmedikçe yozlaþmasý, çirkinleþmesi, baðýrýp çaðýrmasý için gerekli özgürlük alaný tanýnýr. Bu yüzden politikayý güvenle barýþçýl evrensel istencin kararýna býrakýrým, kimin devletin bürokratik iþlerini üstleneceðine çok fazla aldýrmam çünkü en yabanýl kiþiliklerin bile evrensel istence baþ kaldýramayacaklarýný, orada zorunlu olarak kendilerine çeki düzen vereceklerini bilirim. Saltýk olarak belirleyici politikanýn Sanatta, Yürekte, ve Felsefede yapýldýðýný bilirim. Uluslarýn, bütün bir dünyanýn, bütün bir insanlýðýn yazgýsýnýn bugüne dek yalnýzca ve yalnýzca bu saltýk gerçeklikler alanýnda belirlendiðini ve bundan sonra da orada belirleneceðini bilirim. Ýnsanlarýn eðitimsizliðinin sanatta, duyguda ve felsefede eðitimsizlik olduðunu bilirim. Ve güzelliðin, sevginin ve bilginin insanýn gerçek belirlenimi olduðunu bilirim.



Afrodit

Ýnsanlýk Birliði kendi kavramýnda Türe ve Barýþýn birer deðer olarak, insanlýðýn saltýk haklarý olarak doðrulanmasýný, Nefretin ve Savaþýn koþulsuz olarak reddediliþini anlatýr — düþmanlarýn birliðini deðil, tarihsel bireyselliðin þu ya da bu tarihsel evrensele adanmasýný deðil, yalancý bireyselliðin yalancý bir evrenselde yitiþini deðil, ama Bireyselin ona kendi kavramýnda tam hakkýný veren Evrenseli kazanmasýný anlatýr. Birlik bilinci birbirine yabancý insanlýk bölüngülerinin aptallýða son vermelerini, kendilerini ve baþkalarýný bu yeryüzünün deðerleri olarak tanýmalarýný, salt insan olmalarý zemininde birbirlerini yoketme tasarlarýndan daha ciddi sorunlarýnýn olduðunu kavrayabilecek bir olgunluðu ister. Ýnsanýn göreli bir törelliðe, kuþkucu bir paranoyaya, anlamsýz bir varoluþa yazgýlanmýþ usdýþý bir varlýk olmadýðýný, tersine kendi yerinde uygarca, barýþ içinde mutlu bir varoluþa belirlendiðini, özünün özgürlükten, tam geliþimden baþka hiçbir noktada doyum bulamayacaðýný kabul etmeye dayanýr.

Ýnsanlýðý ancak Us birleþtirebilir. Modern paranoyayý ancak varoluþunun her boyutunda güzel, iyi ve ussal olaný gerçekleþtirmenin bir hak ve bir ödev olduðunu kavrayan bir dünya tini yenebilir. Usun gerisinde kalan her bilinç biçimi, tinin her aptal görüngüsü geri kalanlarda ancak onu reddeden, ancak varlýðý onun yadsýnmasý olan bir baþka görüngüyü algýlar. Ancak bilinçlerini ussal gerçekliðe dek geliþtirmiþ insanlar birbirlerinde birer gözdaðý algýlamaksýzýn özgürlük içinde birarada varolabilirler. Usun bu ereðine ilerlemesi için biricik koþul onu þu ya da bu ideoloji ile, þu ya da bu nefret tasarý ile dýþardan güdülemekten vazgeçmek, onu kendi öz-belirlenimi için özgür býrakmaktýr. Us özgürlüktür. Bu düzeye dek kendi bilinçsizliðinden baþka birþey olmayan engeli kaldýran da yine kendisi olmalýdýr.

Tüm sorun Usun kendisinin üzerinde, Duyunç ve Ýstenç üzerinde hiçbir yetkenin olmadýðýný kavramada ve doðrulamada yatar. Usun yetkesi yetkenin kendisinin ortadan kaldýrýlýþýdýr, çünkü yetke yabancý istenci kendi istenci olarak doðrulamaktýr. Gerisi, duyarlýk, duygu ve düþüncede tüm insan gizilliðini ortaya koymak, kendi gerçekliðini kendi dünyasý yapmak — bu varlýðýn hiçbir dýþsallýða gereksinmeyen kendi iç týlsýmýdýr.


1. Tarih
2. Us Çaðý
3. Aydýnlanma ve Romantizm
4. Uygarlýk (Hazýrlanýyor)

ANASAYFA